Birçoğunuzun “O da ne demek? Asperger nedir ki?” Dediğini duyar gibi oluyorum. Tabii ki Hamburger gibi bir yemek çeşidi değil 😊Çoğunluğun bu kelimeyi duymamış olması da normaldir, çünkü insanların eskiden sadece %1,5’luk kısmı Asperger teşhisi alırken, günümüzde bu oranın %2,5 - %3 civarlarına kadar geldiği doktorumuz tarafından söylendi.
Türkiye'de maalesef çok az insan "Asperger nedir? Ne değildir?" konusunda bilgi sahibi. Hatta bu konuyu iyi bilen psikolog ve psikiyatrist sayısı bile çok az. Mesela Istanbul'da Ruh ve Sinir Hastalıkları konusunda en büyük ve en ünlü 2 büyük devlet hastanesinin birinde Asperger'in ne demek olduğunu ve yaşadıkları semptomları, hassasiyetlerini bilen birkaç psikiyatrist ancak var, o kadar söyleyim, siz anlayın yani. Birçoğunun bazı Asperger bireylerin özellikle psikiyatrik kimyasal ilaç kullanamadığını ve çooook aşşşırı yan etki yaptığını bilmediğine veya kabul etmek istemediğine üzülerek şahit oldum. Bir kısmı "Yahu biz bu ilaçları neredeyse bebeklere yazıyoruz, onlara bile dokunmuyor. Size nasıl dokunacak ki? Sallamayın, abartmayın. Rahat içebilmesi lazım bu düşük dozları" demesine şahit olmuş bir babayım. 😖
Bir Asperger babası olarak o kadar çok şey yaşadım ki; o kadar değişik şeyler başıma geldi ki sizleri bu konuda bilgilendirmek üzere konuyla ilgili kendimi eğitmek ve olayı öğrenmek için yaptığım şahsi AR-GE (Araştırma – Geliştirme) faaliyetlerimden bazılarını sizlerle sosyal medyada ve blog yazılarımda paylaşmaya karar verdim ki vatana, millete bir faydam olsun.
Bir Asperger babası olarak o kadar çok şey yaşadım ki; o kadar değişik şeyler başıma geldi ki sizleri bu konuda bilgilendirmek üzere konuyla ilgili kendimi eğitmek ve olayı öğrenmek için yaptığım şahsi AR-GE (Araştırma – Geliştirme) faaliyetlerimden bazılarını sizlerle sosyal medyada ve blog yazılarımda paylaşmaya karar verdim ki vatana, millete bir faydam olsun.
Çünkü bu konuda çok az sayıda yetişmiş, doğru teşhisi yapabilecek psikolog ve psikiyatrist var ve bu teşhisi koyabilecek bilgi seviyesine sahip olmayan psikolog veya psikiyatristler yüzünden gerek bu teşhisi alan gençler, gerekse aileleri tarafından çok acılar çekiliyor. Çeşit çeşit anti-depresan ilaçları deneyenler mi istersiniz? Basit bir depresyon veya kaygı gibi görünmüyor deyip şizofrenlere yazılan ağır psikiyatrik ilaçları leblebi gibi reçete edip gençleri iyice mahvedenler mi istersiniz? Yani bu olay, yaşayanlar ve tecrübe edenler için inanılmaz zor bir şey!
Oğlumun aniden ergen diyebileceğimiz 19 yaşında, yani geç Asperger teşhisi alması benim için de şok edici bir deneyim oldu. 2 yetişkin çocuğumla birlikte yaşayan bekar bir baba olarak yaşanan zorluklar tabii büyük olsa da cengaver ve savaşçı bir X kuşağı baba olarak elimden ne geliyorsa onu fazlasıyla yaptığımı düşünüyorum. Bundan şikayetçi de değilim açıkçası. Önemli olan oğlumun sıkıntısının ne olduğunu bulabilmekti ve kesintisiz çabalarım sonucu en azından problemin, daha doğrusu aslında Allah’ın oğluma bahşettiği, kendisi de bir Asperger birey olan Prof. Dr. Oytun Erbaş’ın ifadesiyle “Muhteşem Hediye’nin" ne olduğunu öğrenmiş oldum 😊 Türkiye’de herhalde kendisinin de Asperger olması nedeniyle bu konudaki en bilgili kişidir. Hocanın videoları sayesinde oğlumun zaman zaman yaşadığı sorunları tanıma anlamında çok şey öğrendim. Her Asperger’in dâhi olmadığı ve her dâhinin de Asperger olmadığı bilgisi ilginçti mesela. Şimdi size en başından bu teşhisin konması macerasını anlatayım da buna benzer şeyler yaşayanlar veya ileride yaşayacaklar varsa, benim gibi kendinizi harap etmeyin, doktor doktor gezmeyin. İnternette araştırma yaptığınızda belki benim bu blog yazım karşınıza çıkar veya bir yapay zeka aracı benim bu yazımı bulup size okutur, işinize yarar ve hayır duanızı alırım da sayenizde bir sevap kazanmış olurum 😊 Meğer dahi seviyesi bir çocuğum varmış da senelerdir hiç farkına varamamışız.
Olaylar oğlum, üniversite ikinci sınıfa giderken aniden patlak verdi. Öncesinde ise oğlum liseyi okul birincisi olarak bitirmiş, çok istediği ve ilgi duyduğu bir bölümü kazanmıştı. Ama üniversite sınavına hazırlanırken çok değişik ve bir türlü anlayamadığımız bağırsak problemleri yaşamıştı. Hatta hatırlıyorum da lise son sınıftayken çok sık tuvalete gidiyordu. O kadar doktor gezdik, ürolog doktorlara göründük. Testlerde anlamlı bir sorun çıkmadı. İdrara çıkmayı azaltacak bazı ilaçlar yazıp gönderdiler ve sınav stresinden olduğunu söylediler. Zaten onu biz de tahmin ediyorduk da çözüm öneren olmadı. Ben de bu durumda yapılması gerekeni yapıp çok iyi bir psikolog buldum. Onunla konuşması, oğlumu biraz rahatlattı. Derslerine çalışmaya, sınava çalışmaya devam edebildi en azından. Ama bu sefer de zaman zaman geceleri rüyasında kabus görüp, gece gece bağırmaya başladı bir ara. Bunda sınav stresinin etkileri olduğu kadar tabii boşanmış bir ailenin çocuğu olmasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu görüşümü destekleyici uzman görüşleri aldım, oradan biliyorum.
Özellikle Asperger bireylerde yaşanan ailevi krizler, kavgalar veya okul veya iş hayatında yaşanan sıkıntılar onları normal insanlara göre çok daha fazla etkiliyormuş. Bir de yine akrabalar arası yaşanan çok ciddi bir kriz nedeniyle oğlumun iyice hassaslaşması söz konusu olmuştu bir ara ama muhteşem psikoloğumuzun yardımıyla onu da aştık çok şükür.
O arada ben de yakın bir arkadaşımın vesilesiyle “Homeopati” denilen, kökleri İbn-i Sina’ya dayanan ama resmi anlamda Alman Samuel Hahnemann isimli kişinin sistematikleştirdiği, hastalıklara veya psikolojik sorunlara semptomatik değil, tamamen çözüm sunabilen; ruh – beden dengesine çok önem veren ve bütüncül tıp sistemi ile tedavi sunan ilim ile tanışmıştım. Oğlumun gece kabusları dışında bir de özellikle sıradan hayatında yaşadığı, yapacağı işleri unutma problemi de vardı ki okul birincisi olan, derslerinde neredeyse en düşük notu 100 üstünden 95 olan bir çocuk için bu çok acayip ve beklenmeyen bir şeydi. Beyin, çok önem verdiği şeyleri hiç unutmuyor ama sıradan gündelik hayatla ilgili mesela “Eve gidince bazı kıyafetlerimi ütüleyip dolaba yerleştireceğim” gibi bir şeyi unutabiliyordu. Çünkü bu iş o kadar da önemli veya hayati bir şey değildi.
Oğlumun ilk homeopat ziyareti çok olumlu geçti. Çünkü homeopatlar tedavi için kimyasal ilaç değil “Remedy” (Türkçesi çare, ilaç, deva) ismi verilen, minicik bir mercimeğin belki yarısı belki üçte biri olan mini minnacık, “Globül” denilen yuvarlak hapçıklar kullanıyorlardı ve kimyasal ilaçlar gibi hiçbir yan etkisi yoktu. 30.000 CH, 200.000 CH, 1.000.000 CH…vb. gibi dozları vardı. Uzatmayım, kişiye özel uygulanan bu tedavi ile gece kabuslarından kurtulduğu gibi sınav stresini de yönetebilir hale geldi. Sık idrara çıkma sıkıntısı da tamamen geçmese de bayağı azaldı ki zaten o sayede üniversite sınavlarına kazasız, belasız girebildi ve istediği bir teknik-mühendislik bölümünü kazanabildi. Detay vermeyeceğim. Ama tabii çok yorulmuştu.
İlk sene üniversiteye büyük bir heyecanla ve şevkle gitti ve yine ders notları 90- 95’ten aşağı düşmedi. Sınıfta derslerdeki olağanüstü başarısı açısından bir hayran kitlesi vardı ve hocaları da onun bu başarılı öğrenciliğini çok takdir ediyordu. Tabii sınıfın ineği olarak görülmesi biraz sıkıntı yaratıyordu, kıskanılıyordu ama bu çok sıkıntı yaratmadı. Diğer taraftan, tabii üniversite ortamının lise gibi olmaması; çok daha farklı bir dünya olması karşısından bazen onun için arkadaşlarıyla ilişkileri, üniversite hocalarıyla diyalogları zorlaşıyordu. Daha çok duygusal anlamda zorlanıyordu. Derken ikinci sınıfa geçti ve kod yazılan bir derste, bir vize döneminde sınavda aniden çok düşük bir puan alarak bütünlemeye kaldı. O dersin hocasıyla daha önce de tartışmıştı ki hiç huyu değildi. Hoca, oğlumun yazdığı kodların yanlış olduğunu iddia etse de bilgisayara girildiğinde gayet güzel çalışıyordu. Hocası ise illa ki onun sınıfta öğrettiği şekilde kod yazılmasını istiyordu ve sınavda da buna göre değerlendirme yapıyordu. Halbuki tabii bizim dahi oğlan çok daha kısa bir şekilde ve ileri düzey bir kodlama kullanarak istenen şeyi yapmasına rağmen hocası onun bu çözümünü anlayamıyordu. Aslında boynuz kulağı sadece bir dönemde öğrendikleriyle ve tabii ders dışında çalışıp kendini hızlıca geliştirerek geçmişti. Çünkü ilgi alanıydı ve bizim oğlan bir Asperger olarak normal insanlara göre merak duyduğu bir konuyu ve şeyi normal insanlara göre belki 10 kat daha hızlı öğrenip anlayabiliyordu. Hatta o kadar ileri gidebiliyordu ki, araştırdığı konuya aşırı odaklanınca “Hiperfokus” denilen duruma geçip yemek yemeyi ve su içmeyi unutabiliyordu. Hatta uyuyamıyordu öyle bir durumdayken. Sonra da tabii ertesi gün bitap vaziyette, enerjisi çok düşük oluyordu. Bazen “Oğlum, yemek vakti hadi gel” dememize rağmen, zorla çalışma masasından veya bilgisayar başından kaldırmaya çalışsak da masaya gelip, yemeği yemesi saatler alıyordu. Bilmem anlatabiliyor muyum?
İlk sene üniversiteye büyük bir heyecanla ve şevkle gitti ve yine ders notları 90- 95’ten aşağı düşmedi. Sınıfta derslerdeki olağanüstü başarısı açısından bir hayran kitlesi vardı ve hocaları da onun bu başarılı öğrenciliğini çok takdir ediyordu. Tabii sınıfın ineği olarak görülmesi biraz sıkıntı yaratıyordu, kıskanılıyordu ama bu çok sıkıntı yaratmadı. Diğer taraftan, tabii üniversite ortamının lise gibi olmaması; çok daha farklı bir dünya olması karşısından bazen onun için arkadaşlarıyla ilişkileri, üniversite hocalarıyla diyalogları zorlaşıyordu. Daha çok duygusal anlamda zorlanıyordu. Derken ikinci sınıfa geçti ve kod yazılan bir derste, bir vize döneminde sınavda aniden çok düşük bir puan alarak bütünlemeye kaldı. O dersin hocasıyla daha önce de tartışmıştı ki hiç huyu değildi. Hoca, oğlumun yazdığı kodların yanlış olduğunu iddia etse de bilgisayara girildiğinde gayet güzel çalışıyordu. Hocası ise illa ki onun sınıfta öğrettiği şekilde kod yazılmasını istiyordu ve sınavda da buna göre değerlendirme yapıyordu. Halbuki tabii bizim dahi oğlan çok daha kısa bir şekilde ve ileri düzey bir kodlama kullanarak istenen şeyi yapmasına rağmen hocası onun bu çözümünü anlayamıyordu. Aslında boynuz kulağı sadece bir dönemde öğrendikleriyle ve tabii ders dışında çalışıp kendini hızlıca geliştirerek geçmişti. Çünkü ilgi alanıydı ve bizim oğlan bir Asperger olarak normal insanlara göre merak duyduğu bir konuyu ve şeyi normal insanlara göre belki 10 kat daha hızlı öğrenip anlayabiliyordu. Hatta o kadar ileri gidebiliyordu ki, araştırdığı konuya aşırı odaklanınca “Hiperfokus” denilen duruma geçip yemek yemeyi ve su içmeyi unutabiliyordu. Hatta uyuyamıyordu öyle bir durumdayken. Sonra da tabii ertesi gün bitap vaziyette, enerjisi çok düşük oluyordu. Bazen “Oğlum, yemek vakti hadi gel” dememize rağmen, zorla çalışma masasından veya bilgisayar başından kaldırmaya çalışsak da masaya gelip, yemeği yemesi saatler alıyordu. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Neyse, bu ilkokul, ortaokul ve lise dahil hayatında ilk defa başına gelen bütünlemeye kalma durumu onun için ÇOK BÜYÜK BİR FELAKET idi. Çünkü yıllarca sınıf birincisi, okul birincisi olmuş bir beyin, bunu hazmedememişti. Üstelik doğru olan bir çözüme hocası sırf gidiş yolunu anlamadı diye yanlış deyip puan vermemiş ve bütünlemeye kalmasına neden olmuştu. İşte kırılma noktası bu oldu. Aniden bağırsak sorunları başladı. Nedensiz yere sabahları üniversite stresinden ya ishal oluyordu veya kabız. Üstelik kan testlerinde bir şey çıkmıyordu ve ayrıca aynı üniversite sınavı hazırlık döneminde olduğu gibi çok sık tuvalete gitme durumu yeniden başladı. Gastroenteroloji uzmanlığı diye bir şey varmış ve onu bulup bu alandaki uzman bir Profesör doktora gittik. Emin olmak için genç yaşında endoskopi ve kolonoskopi yaptılar zavallı çocuğa ama hiçbir şey çıkmadı tabii. Sonra da IBS (irritable bowel syndrome) yani İBS (İrritabl Bağırsak Sendromu veya Huzursuz Bağırsak Sendromu diye geçiyor Türkçede) teşhisi koyup psikiyatriye sevk ettiler. Tabii o arada üniversiteye çok zor gider hale geldi, çünkü sabahları 7-8 kere tuvalete gitmek zorunda kalıyor; ishal veya kabız olsa da tuvalete girdiğinde tek seferde işi bitmiyordu. Ancak parti parti çıkıyordu bağırsağından çıkacaklar ki bu da enteresan bir durumdu. Sonra toplu taşımaya binemez hale geldi. Seslerden ve kalabalıklardan çok etkilenir hale geldi ve AVM’lere giremez oldu. Öncelikle Asperger veya DEHB teşhisi almış bir bireyin "Duyusal hassasiyetlerinin" belli koşullar altında veya yaşadıkları stres yüzünden yine bilinemeyecek bir süre boyunca artması durumunda neler yaşadığı hakkında sizleri bilgilendirmek isterim. Hani şu çocukların çok sevdiği ünlü örümcek adam filmleri var ya. Orada örümcek adam, kimselerin duyamadığı sesleri çok uzaklardan duyar, hisseder...vb. filan ya. Onun gibi düşünün. Bir araç kornasını, bir çatal bıçak sesini, kalabalık bir AVM'deki insan uğultusunu 100'le, belki 1.000 ile çarpın ve onu kulağınızın dibine getirin. O şekilde düşünebilirsiniz onların duydukları sesin şiddetini. Bu konuyla ilgili nöroçeşitlilik içerisinde yer alan Asperger bir bireyin duyusal hassasiyeti artınca yaşadıklarını anlatan şu harika, kısa animasyon videosunu seyretmenizi tavsiye ederim. Aynı “örümcek adam” hassasiyeti ismini koyduğum, biz nörotipiklere yani insanların geneline göre sesleri belki 100 kat, belki 1000 kat fazla duyup hissettiği (duygusal anlamda da bir sorun yaşadıklarında bizden çok daha fazla duygu yoğunluğu yaşıyorlar) durumu aynı videoda anlatıldığı gibi yaşıyorlar.
Sonradan öğreniyoruz ki bu da Asperger veya DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) bireylerde görülen “Duyusal Hassasiyet”’in aniden çok artması durumuymuş. Tabii oğlum da üniversitenin ikinci yılında, güz döneminde rahatsızlıkları nedeniyle okula gidemez oldu. Bu arada gittiğimiz, daha doğrusu hastanede Gastroenteroloji uzmanı Profesör’ün sevk ettiği ve yine aynı hastanede çalışan ilk psikiyatrist öyle saçma sapan psikiyatrik ilaçlar reçete etti ki üçüncü dozda oğlumun ayakları aniden tutmaz ve yürüyemez oldu. Hemen ilaçları bırakıp doktoru aradık, “Dokunmuş, yan etki yapmış herhalde. İlacı bırakın” dedi sadece. Biz de “Niye dokunacak bir ilacı yazdın?” diye sorsak da “oluyor bazen böyle” deyip ilgisiz kaldı. Ben de sinirlenip görüşmek için ertesi gün hastaneye gittiğimde, psikiyatrist doktorun işten ayrılıp gittiği bilgisini aldım. Büyük rezaletti aslında yaşadıklarımız. Tabii biz bu arada oğlumun Asperger birey olduğunu hala bilmiyoruz. Bu yaşadıklarından dolayı kendisinde bir ilaç kullanma korkusu ve panik atak başladı. Durumu psikoloğuna aktardığımda bir süre oğluma terapi uyguladı ve oğlumu yatıştırdı, faydası oldu. Ama neyse ki iyi bir insan olduğundan şöyle bir yorum yaptı: “Bu yaşanan hatalı psikiyatrik ilaç olayı dışında oğlunuzun kaygısı çok yüksek ve daha önceki durumundan çok farklı bir durumda. Boşuna sizin paranızı almayım ve sizi konusunda çok iyi olan, özellikle ergenlerle çalışma tecrübesi yüksek bir psikiyatriste yönlendireceğim. Oğlunuzun belki bir süre doğru bir ilacı doğru bir süre kullanması gerekebilir. İlaçlardan korkmayın, iyi bir psikiyatrist neyi ne kadar kullandıracağını bilir ve ilaç kullanımı bazen gereklidir. Ben bile bir psikolog olarak bir ara kısa süreyle bir psikiyatrik ilaç kullanmak zorunda kalmıştım. Oğlunuzun şu anki durumu da sanki bana ilaç kullanması gerekiyor gibi geliyor ama psikolog olduğum için ben reçete edemem. Bir psikiyatrist ile tedaviye devam etmesi gerekir.” dedi. Ben de “Allah razı olsun hanımefendi” deyip yönlendirdiği psikiyatristin yolunu tuttum tabii oğlumla.
Hakikaten gittiğimiz psikiyatrist doktor da çok iyi bir hanımefendi çıktı. Uzun süre oğlumu da beni de ayrı ayrı, teke tek dinledi. Bir şeyler tahmin ediyorum ama bir süre çok düşük dozda psikiyatrik ilaç kullandıracağım. Oğlunuz istediği an beni arayıp, ulaşabilir. Yanlış ilaç kullanımına bağlı, kendisinde oluşan hassasiyetini anlıyorum. O yüzden çok çok düşük dozda önce denemeler yapacağım, sonra dozu ayarlayabilir veya duruma göre farklı bir ilaç yazabilirim. Ama psikoloğunuzun da dediği gibi ilaç kullanması şart” dedi. Oğlum dozu düşük de olsa yine ilaç içerken panikledi ama hafta içi online görüşme olarak düzenli olarak 5 dakika psikiyatristi ile görüştüğünden ilacı bırakmadan bu durumu yönetip ilaca alışabildi. 3. veya 4. görüşmede ise tecrübeli psikiyatrist doktorumuz, oğluma işte o ilk teşhisi koydu. Oğlunuz kesinlikle Asperger sendromlu dedi. Çok zeki, çok akıllı, hatta çok fazla akıllı ve yaşadığı olaylar onu derinden etkiliyor, beyin aşırı çalışınca bir nevi aşırı ısınan araba motoru gibi su kaynatıyor ve zaman zaman uzun süre durması, dinlenmesi gerekiyor.”dedi. Zaten oğlum günde farklı zamanlarda da olsa en az 10-11 saat uyumadan kendine gelemiyordu. Üniversiteye sabah gitse bile eve gelince saatlerce uyuyup öyle kendine geliyor, ödev veya projesi varsa uyuyup uyandıktan sonra yapıyordu onları. Psikiyatristimiz devam etti: “Asperger bireylerin zaten kimisi çok az, yani geceleri sadece 2-3 saat uyuması yeterken; kimisi de 10 saat ve üzeri uyuması gerekebiliyor. Asperger bireylerin özellikleri ve yaşadıkları çok benzer şeyler olduğundan, bu konunun uzmanı olmayan veya bilgisi yetersiz olan çoğu psikolog veya psikiyatrist tarafından “Depresyonda, Anksiyetesi, OKB’si (Obsesif Kompulsif Bozukluk) var veya panik atağı var” diye yanlış teşhis edildiğini de belirtti. Ayrıca bu bireylerin küçükken, çok daha önce erken teşhis alabilse sonraki hayatlarının daha kolay olabileceğini, çünkü ona göre kendini öğrenmesi ve nasıl hareket edeceğini öğrenmesinin ileriki yaşları için büyük avantaj olduğunu söylese bile uzun yıllar yanımda olmayan; sadece 2 haftada bir, 1 hafta sonu görebildiğim çocuğumun bu şansı hiç olmamıştı maalesef. Halbuki ilkokuldayken, benden ayrı yaşarken bazı davranışları belirti veriyormuş ama anlayabilen olmamış.
Tabii bunları öğrenip hazmetmek, yaşam şeklimizi buna göre ayarlamak bayağı zor oldu ama başardık. Aynı evde beraber yaşadığımız ablasına da durumu anlattım ve kendimizi buna göre adapte ettik. Diğer taraftan, akrabalarımız arasında oğlumun bu durumunu anlamayan, kabul etmek istemeyen, “Abartıyorsunuz, olamaz öyle bir şey. Küçükken hiçbir şeyi yoktu ki? Doktor yanılmıştır. Basit depresyon veya panik atak, anksiyete gibi bir şeydir…vb.” diyen çok oldu ve bu yorumlar oğlumun durumunun anlaşılamaması nedeniyle veya kabullenilememesi nedeniyle ekstra üzülmesine neden olduysa da idare etmesini bildik birlikte.
Üniversitenin ikinci döneminde ise İBS sorunu devam etse de ilacın da etkisiyle toplu taşımaya tekrar binebilir, kalabalık ortamlara da kısmen girebilir, bulunabilir hale geldiğinden okula gidebildi ve ikinci dönemi yine başarıyla bitirdi. Hatta aşırı zorlansa da yazın bir işyerinde staj bile yaptı. Fakat İBS bir türlü tam geçmedi ve aniden bambaşka bir cilt sorunu yaşamaya başladı. Ben tabii, AR-GE’ci, savaşçı baba olarak araştırma yaparken aklıma ilaç yan etkileri geldi. Gittiğimiz dermatolog ve farklı branştan bir doktor “Oğlunuzun kullandığı anti-depresan ilacın bilinen, bu tip bir yan etkisi yok, olamaz. Zaten bu ilaç çocuklara bile verilebilen şeker gibi bir şey” deseler de ikna olmadım. Neyse ki çok anlayışlı ve kendisi de araştırmacı olan psikiyatristi, onun Asperger bir birey olduğunun bilincinde olarak hemen ilacı aşamalı bir şekilde kısa sürede bıraktırdı. Zaten kendisi şunu tespit etmişti: “Oğlunuz, ona yazdığım sadece 1 mg. doz ilacı, sanki o ilacın 10 mg.’lık çeşidini almışçasına tepki veriyor. Vücudunun tepkileri bunu gösteriyor” da demişti. İyi ki bu kararı alabilen, aptal, saptal Profesörlerin bile “Olamaz canım, bilim bu. Bu ilaç böyle yan etki yapmaz!” demeleri gibi bir saplantı içine girmeyen ve Profesör olmadığı halde iyi niyetli ve araştırmacı bir psikiyatriste gitmişiz. Allah, bize merhamet etmiş, çok şükür. Oğlum ilacı bıraktıktan 1 ay sonra yaşadığı, çok rahatsız edici cilt sorunu aniden yok oldu, çok şükür.
Demek ki neymiş? Big Pharma denilen ilaç şirketlerinin o çok övdükleri klinik deneyler bile Asperger bireyler söz konusu ise bir şey ifade etmiyormuş. Belki de kim bilir o tip dev ilaç firmalarının sahipleri, yöneticileri gerekli kurum ve kuruluşlara gereken rüşveti verip bazı yan etkileri saklıyor olabilirler. Yakın zamanda ortaya çıkan Epstein çeteleri içinde çok ünlü kişiler, çok zengin iş insanları, siyasetçiler yok mu? Para hırsı ile gereken her tür yolsuzluk, o çok medeni, çok gelişmiş olarak pazarlanan, bu ülkede yolsuzluk olmaz denilen ve neredeyse 100 yıldır bu şekilde algı yaratılan Batı ülkelerinde, ABD’de ve AB üyesi ülkelerde yapılmamış mı?
Oğlum ilacı bırakınca tabii bu tip bireylerde geriye tek seçenek yoğun terapi ile yaşadığı sorunları aşması için farkındalığını maksimum seviyeye çıkarması ve kendini eğitmesi kalıyor ki bu da günümüz şartlarında sürekli ve belki uzun yıllar psikolog desteği alması demek. Tabii Asperger bireyler konusunda uzmanlaşmış bir psikolog varsa… Zaten henüz bulamadık daha öyle birini. Bir devlet hastanesinin yolunu tuttuk ve çok acayip bir şey öğrendik.
Tabii bunları öğrenip hazmetmek, yaşam şeklimizi buna göre ayarlamak bayağı zor oldu ama başardık. Aynı evde beraber yaşadığımız ablasına da durumu anlattım ve kendimizi buna göre adapte ettik. Diğer taraftan, akrabalarımız arasında oğlumun bu durumunu anlamayan, kabul etmek istemeyen, “Abartıyorsunuz, olamaz öyle bir şey. Küçükken hiçbir şeyi yoktu ki? Doktor yanılmıştır. Basit depresyon veya panik atak, anksiyete gibi bir şeydir…vb.” diyen çok oldu ve bu yorumlar oğlumun durumunun anlaşılamaması nedeniyle veya kabullenilememesi nedeniyle ekstra üzülmesine neden olduysa da idare etmesini bildik birlikte.
Üniversitenin ikinci döneminde ise İBS sorunu devam etse de ilacın da etkisiyle toplu taşımaya tekrar binebilir, kalabalık ortamlara da kısmen girebilir, bulunabilir hale geldiğinden okula gidebildi ve ikinci dönemi yine başarıyla bitirdi. Hatta aşırı zorlansa da yazın bir işyerinde staj bile yaptı. Fakat İBS bir türlü tam geçmedi ve aniden bambaşka bir cilt sorunu yaşamaya başladı. Ben tabii, AR-GE’ci, savaşçı baba olarak araştırma yaparken aklıma ilaç yan etkileri geldi. Gittiğimiz dermatolog ve farklı branştan bir doktor “Oğlunuzun kullandığı anti-depresan ilacın bilinen, bu tip bir yan etkisi yok, olamaz. Zaten bu ilaç çocuklara bile verilebilen şeker gibi bir şey” deseler de ikna olmadım. Neyse ki çok anlayışlı ve kendisi de araştırmacı olan psikiyatristi, onun Asperger bir birey olduğunun bilincinde olarak hemen ilacı aşamalı bir şekilde kısa sürede bıraktırdı. Zaten kendisi şunu tespit etmişti: “Oğlunuz, ona yazdığım sadece 1 mg. doz ilacı, sanki o ilacın 10 mg.’lık çeşidini almışçasına tepki veriyor. Vücudunun tepkileri bunu gösteriyor” da demişti. İyi ki bu kararı alabilen, aptal, saptal Profesörlerin bile “Olamaz canım, bilim bu. Bu ilaç böyle yan etki yapmaz!” demeleri gibi bir saplantı içine girmeyen ve Profesör olmadığı halde iyi niyetli ve araştırmacı bir psikiyatriste gitmişiz. Allah, bize merhamet etmiş, çok şükür. Oğlum ilacı bıraktıktan 1 ay sonra yaşadığı, çok rahatsız edici cilt sorunu aniden yok oldu, çok şükür.
Demek ki neymiş? Big Pharma denilen ilaç şirketlerinin o çok övdükleri klinik deneyler bile Asperger bireyler söz konusu ise bir şey ifade etmiyormuş. Belki de kim bilir o tip dev ilaç firmalarının sahipleri, yöneticileri gerekli kurum ve kuruluşlara gereken rüşveti verip bazı yan etkileri saklıyor olabilirler. Yakın zamanda ortaya çıkan Epstein çeteleri içinde çok ünlü kişiler, çok zengin iş insanları, siyasetçiler yok mu? Para hırsı ile gereken her tür yolsuzluk, o çok medeni, çok gelişmiş olarak pazarlanan, bu ülkede yolsuzluk olmaz denilen ve neredeyse 100 yıldır bu şekilde algı yaratılan Batı ülkelerinde, ABD’de ve AB üyesi ülkelerde yapılmamış mı?
Oğlum ilacı bırakınca tabii bu tip bireylerde geriye tek seçenek yoğun terapi ile yaşadığı sorunları aşması için farkındalığını maksimum seviyeye çıkarması ve kendini eğitmesi kalıyor ki bu da günümüz şartlarında sürekli ve belki uzun yıllar psikolog desteği alması demek. Tabii Asperger bireyler konusunda uzmanlaşmış bir psikolog varsa… Zaten henüz bulamadık daha öyle birini. Bir devlet hastanesinin yolunu tuttuk ve çok acayip bir şey öğrendik.
Devlet Hastanelerinde doğrudan psikoloğa ulaşmak diye bir şey yokmuş. Önce psikiyatriye başvuruluyormuş. Orada 6 ay boyunca ilaç verilerek takip ediliyormuşsunuz. 6 ay içinde düzelme olmazsa, ilaç yaramadı deyip ondan sonra psikoloji bölümüne sevk ediliyormuşsunuz ama o da sizi takip eden psikiyatrist bu yönde bir rapor verip hasta değerlendirme kuruluna sizi sokup tavsiye ederse. Yani hani halk arasında bir ifade vardır: "Ölme eşeğim ölme, bahar gelecek, yonca bitecek" İşte tam da bu durumlar için söylenmiş. Neyse başvurumuzu yaptık, 6 ay boyunca psikiyatrist takibine başladık ama bir de ne görelim? Her gittiğimizde farklı bir psikiyatrist var. Yahu bu iş nasıl olacak? Çocuk zaten kendini zar zor ifade ediyor, sıkılıyor artık. Her seferinde yaşadıklarını, aynı şeyleri tekrar tekrar yeniden mi anlatacak? Her doktor zaten bilgisayara not alıyormuş ve bu notları bir sonraki kişi görebiliyormuş. İyi de etki aynı olmaz ki. Zaten sadece 15 dakika süreniz var devlet hastanelerinde. O 15 dakikada eski notları okuyup nasıl danışan hakkında bir fikir sahibi olacak ki? Zaten, yazının başında belirttiğim gibi “Asperger nedir” konusuna bile hakim değil çoğu. Mecburen bu maceramız 6 ay sürdü. Sonra son görüştüğümüz psikiyatrist neyse ki Asperger konusunu bilen biri çıktı ve hemen ve acilen tavsiye raporu verip bizi psikoloji bölümüne sevk etti. Kurula sokma işini de “Ben hallederim, sorun çıkmaz” dedi. Allah razı olsun. O kadar deneyimsiz ve bilgisi yetersiz psikiyatristten sonra ilaç gibi geldi vallahi.
Psikoloji bölümüne ilk randevuyu alıp oğluma bakacak psikoloğun isminin belirlenmesi ve takibe başlanması aşamasında hastaneye gittiğimizde ise bir yeni şok daha yaşadık. Meğer tabii 15’er dakikalık görüşmelerde o kadar çok ilaçla tedavi olamayan hasta birikmiş ki şimdi de en az 6 ay oğluma bakacak bir psikolog atanması için bekleyecekmişiz. Tabii başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Oğlumun da morali bozuldu. Ama yapacak bir şey yok. 6 ayı doldurduk, hala psikolog atanmasını bekliyoruz.
Bu arada bir de “Otizm Spektrumu” konusu var. Bazı uzmanlar ve otoriteler Asperger sendromlu bireyleri eskiden otizmden ayrı tutarken ve “Otizm Spektrumu” dışında tutarken; günümüzde bazıları bu sendromun ismi, Hitler dönemi Nazi çocuk doktoru Hans Asperger’den geldiği için bu kelimeyi kullanmak yerine Otizm Spektrum bozukluğu seviye 1 (Destek Seviyesi 1) veya “Yüksek İşlevli Otizm” demeyi tercih ediyor. Yine eskiden otoritelerin Sınıflandırma Sistemi ICD-10 / DSM-4 yani Otizmden ayrı, bağımsız bir klinik tanı kategorisinde iken güncel sistemde ICD-11 / DSM-5’e göre ayrı bir tanı olmadığı ve tamamen Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) şemsiyesi altında olduğu söylenmektedir ki Dünya Sağlık Örgütü de en son ICD-11 / DSM-5 sınıflandırmasını kabul etmiştir. Günümüzde de bu alanda çalışan birçok uzman tarafından da tartışılan bir konu. Benim görüşüm ise Asperger Sendromunun, Otizm Spektrumunda bir olay olmadığı ve Otizm denilen kavramın Asperger kavramından çok farklı olduğu yönünde. Ayrıca Türkiye’de en azından Eylül 2026 itibariyle hala Asperger sınıflandırmasının ayrı tutulduğu ve önceki sınıflandırma sistemi olan ICD-10 / DSM-4 kategorisi bazında değerlendirmeler yapılmaktadır. Diğer taraftan Asperger Sendromlu bireyler tam tersi, olağanüstü bir şekilde DEHB’li bireylerle çok benzerlikler göstermektedir. İlave olarak şunu belirtmeliyim ki çoğu durumda Asperger bireylere aynı zamanda DEHB de eşlik etmektedir ve bu 2 problem birlikte görülmektedir.
Hayatını neredeyse çocuklarına adamış, eşşek gibi senelerce onlar için çalışmış bir X kuşağı sorumlu baba olarak boş durmadım ve ülke çapında bir araştırma yapıp Asperger konusunu bilen bir homeopat var mıdır diye araştırdım durdum. Öyle ya, Türkiye’de bu konuyu bilen doğru düzgün psikolog veya psikiyatrist yokken; zaten sürekli ülkede yayılmasın, bilinmesin diye kösteklenen bir bilim olan homeopati alanında ülkede muhtemelen çok çok az Homeopat var. Acaba içlerinde Asperger konusunu bilen var mıdır? diye içim içimi yiyor. Biliyorum ki Remedy’lerin yan etkisi yok ve bu ilim belki oğluma çözüm olabilir. Yine öğrendim ki bu konuda özellikle doğal olarak İngiltere ve ABD’de çok iyi çalışmalar yapılıyor ve evvvet, Asperger bireylerde homeopati çok işe yarıyormuş. Ama bilen ve bu konuda uzman bir homeopat olursa. Çok şükür Türkiye’de de bu konuda iyi, Asperger danışanları olan bir homeopat bulabildim ve “Duyusal hassasiyetlerini kontrol etmeyi öğrenme ve duyusal uyaranlara (ışık; korna, inşaat gürültüleri gibi yoğun sesler, keskin kokular…vb.) karşı toleransını arttırma” sürecine başladık. Bu arada bu sorunları yaşayan Asperger bireyler için hayat kurtaran ve geçici de olsa biraz konfor sağlayan bir baba tavsiyesi verebilirim. Güneş gözlüğü, ses geçirmeyen bir kulaklı ve şapka takmak Asperger bireyleri sıkıntı yaşadığı bir ortamda geçici olarak bayağı rahatlatabiliyor.
Yalnız, mutlaka şunu bilmeniz gerekir. Asperger sendromu tedavi edilebilen bir hastalık değildir. Çünkü hastalık değildir. Bu bir yaratım farklılığıdır, beynin ve hatta vücudun, sinir sisteminin çalışma şeklinin Nörotipik olan çoğunluk insandan farklı olmasıdır! Asperger sendromlu bireylerin yaşam konforlarının artması, sadece duyusal hassasiyetlerinin azaltılarak kontrol etmeyi öğrenmeleri ile olur. Bu bilgiler ışığında bakalım ilerleyen zaman bize neler getirecek?
Kim bilebilir ki? Oğlumun aynı Prof. Dr. Oytun Erbaş gibi, yakın zamanda vefat eden (Allah gani rahmet eylesin ) Prof. Dr. İlber Ortaylı gibi veya Prof. Dr. Celal Şengör gibi Allah’ın bahşettiği bu özel hediye zekayı doğru kullanıp vatana, millete faydalı işler, araştırmalar yapıp topluma katkı sağlayan Asperger bir birey olmayacağı ne malum? Hatta dünyada da iz bırakmış Asperger bireyler var. Merak ederseniz şu kısa 2,5 dakikalık videoda anlatılan ünlüleri bir seyredin derim. Onlar gibi ülkemize, dünyaya, insanlığa faydası olacak bir keşif veya iş yapmayacağı ne malum?
Ek Not:
Oğlumun yaşadığı sıkıntılar nedeniyle hızla bir Asperger birey danışmanı/koçu olma yönünde AR-GE yaparken kafamı çok karıştıran bir kavramlar silsilesi ile karşılaştım. Neyin ne olduğunu anlamak biraz zamanımı aldı. İhtiyacı olabileceklerin veya bu konuya özel ilgi duyanların aynı kavram kargaşasını yaşamaması için aşağıda size konuyla ilgili teknik bilgileri özetledim. Kafanızın karışıklığını giderebilirse ve memnun kalırsanız dediğim gibi bana ve oğluma bir hayır duası ederseniz çok memnun olurum.
Konuyu bilen çok az sayıdaki uzmanın ifadesiyle insanlar 2'ye ayrılıyor:
1) NÖROATİPİK (Neurodivergent) insanlar. Nöroçeşitli birey, nörofarklı, atipik gelişim gösteren, nöro-ıraksak.
Ek Not:
Oğlumun yaşadığı sıkıntılar nedeniyle hızla bir Asperger birey danışmanı/koçu olma yönünde AR-GE yaparken kafamı çok karıştıran bir kavramlar silsilesi ile karşılaştım. Neyin ne olduğunu anlamak biraz zamanımı aldı. İhtiyacı olabileceklerin veya bu konuya özel ilgi duyanların aynı kavram kargaşasını yaşamaması için aşağıda size konuyla ilgili teknik bilgileri özetledim. Kafanızın karışıklığını giderebilirse ve memnun kalırsanız dediğim gibi bana ve oğluma bir hayır duası ederseniz çok memnun olurum.
Konuyu bilen çok az sayıdaki uzmanın ifadesiyle insanlar 2'ye ayrılıyor:
1) NÖROATİPİK (Neurodivergent) insanlar. Nöroçeşitli birey, nörofarklı, atipik gelişim gösteren, nöro-ıraksak.
2) NÖROTİPİK (Neurotypical) insanlar. Tipik beyin, olağan gelişim gösteren, normotipik, "normal" gelişimli.
Nöroçeşitlilik (Neurodiversity) kavramı ise zihinsel çeşitlilik, beyin yapısı çeşitliliğidir ve genel bir kavramdır. Tüm insanlığı kapsayan biyolojik bir gerçektir.
Genel olarak insanlar, yani Nörotipik olanlar, maalesef bu durumdaki bir bireyi yani Asperger, DEHB veya Otizmli denilen Nöroatipik bireyleri anlayamıyoruz. Çünkü neler yaşadıklarını tam olarak anlayamıyoruz. Onları anlamak emek istiyor, araştırma istiyor, olabildiğince çok kitap okuması istiyor. Bunu bilmenizi istedim.
Bu üç kavram arasındaki fark, bireysel özellikler ile toplumsal bütünlük arasındaki ilişkiye dayanır.
- Nörotipik (NT): Toplumun çoğunluğunda görülen, "standart" veya "beklenen" beyin gelişimine ve çalışma şekline sahip kişileri ifade eder. Bu kişiler, toplumun genel kurallarına, eğitim sistemine ve sosyal beklentilerine (genellikle) zorlanmadan uyum sağlarlar.
- Nöroatipik (ND): Beyin yapısı, bilgi işleme, öğrenme, algılama veya davranma biçimi toplumun çoğunluğundan (yani nörotipiklerden) farklı olan bireylerdir. Bu bir "hastalık" değil, bir farklılıktır.
- Nöroçeşitlilik: Bu terim tek bir kişiyi tanımlamak için kullanılmaz. İnsanlığın tamamını kapsayan bir şemsiye terimdir. Nasıl ki dünyada farklı ten renkleri, boylar veya parmak izleri (biyoçeşitlilik) varsa, farklı beyin yapılarının da olmasının doğal olduğunu savunur. Yani hem nörotipikler hem de nöroatipikler hep birlikte nöroçeşitliliği oluşturur.
Özet Bir Benzetme:
Bir bilgisayar ekosistemini düşünün. Toplumdaki bilgisayarların %85'i Windows (Nörotipik) işletim sistemi kullanıyor olsun. Geri kalan %15 ise macOS veya Linux (Nöroatipik) kullanıyor. İşte bu bilgisayarların hepsinin bir arada var olması ve teknolojik dünyayı oluşturması durumuna Nöroçeşitlilik denir. MacOS kötü veya bozuk bir Windows değildir; sadece tamamen farklı bir işletim sistemidir.
Bu sitede yer alan tüm içerikler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve yazarın kişisel görüşlerini yansıtmaktadır.
Yasal Uyarı ve Sorumluluk Reddi Beyanı













