24 Şubat 2016 Çarşamba

BİREYCİ, MENFAATÇİ KADIN VE ERKEKLER HAKKINDA


            Kadın-erkek ilişkilerinde aşağıdaki varsayımlarla ilgili fikriniz nedir? Günümüz dünyasının artık tamamen böyle olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ve bu şekilde mi devam etmeli? Peki esas ve sonsuz olduğuna inanılan öteki dünyanın farkında olanlar ve buna göre hareket edenler var mı? Varsa onlar nasıl yaşıyorlar? Kadın-erkek ilişkileri nasıl? Neyi tercih ediyorlar? Bireyci, sadece kendini düşünen, menfaatçi, faydacı mantık ve zihniyetle nasıl mücadele edip nasıl yaşıyorlar? Çözümler bulabiliyorlar mı? Tamam dünyayı da güzel yaşayalım, zevkini çıkaralım ama erdemli bir şekilde yapılamaz mı bu?
           Aşağıdaki örneklerden bir genelleme oluşturmak doğru olmaz ama hayatta bu düşüncede olan, bu şekilde hareket eden birçok kişi olduğunu da bilmek lazım. Sözüm bu şekilde hareket etmeyen erdemli insanlar meclisinden dışarı tabii…
BAZILARI İÇİN İLİŞKİLER HAKKINDA POPÜLER VARSAYIMLAR:
1- Erkeğin yeterli parası yoksa zaten evlenemez, evlenmemeli, hakkı değildir. Yoksa kadının sorumluluğunu nasıl alır da ona bakar? Hayat müşterek lafı her iki taraf da çalışıyor olsa bile aslında gerçekte öyle değil, sorumluluk erkektedir. Ayrıca böyle birinden kadın çocuk yapmaz. (Tabiatta da dişi hayvan güçlü olan erkeği seçer ve neslini devam ettirir. Zayıf olan doğal seleksiyona uğrar)

2- Karı-koca çalışsa bile evi geçindiren erkektir. Kadından katkı beklenmez, kazandığı kendinedir. Ama erkek yemek de yapmalı, bulaşık da yıkamalı, çocuk da bakabilmeli, kısaca ev işlerinden de yarı yarıya sorumludur. Kadının eskiden olduğu gibi kocasına bakma (yemek pişirme, çamaşır, ütü..vs.) yükümlülüğü yoktur. Bu durum en son anneleriyle son bulmuştur. Erkeğin eli armut mu toplamaktadır? Artık kadının kendisi de çalışan durumundadır. Bu tip işleri erkeğin ücretini karşılayacağı gündelikçi veya çocuk da varsa bakıcılar yapar. Kadın çalışmıyorsa bile hele güzellik varsa, kendine bakıyorsa yine bunlar geçerlidir. Erkekten beklenti yüksektir ve kayınvalide de kızının en iyi şartlarda yaşamasını ister, kızını buna göre yönlendirip taktik verir, kocasına ve ailesine karşı fitler.

3- Kadının görevi artık çalışmak, kendi ayakları üstünde durmak, kendine fiziken de çok iyi bakıp her daim çekici olmak, iyi geliri olan bir erkek avlamak, evlenmek, bazıları için ayrıca en kısa sürede çocuk yapmak ve erkeğini elinde tutup başkalarına kaptırmamaktır. Bütün beklentileri karşılayacak seviyede para kazanan adama adam muamelesi yapılır. Paranın nasıl kazanıldığı da önemli değildir. Hile yapılan ihalelerle, rüşvet...vs. gibi yasa dışı, haram yollardan para kazanılmasının önemi yoktur. Yeter ki çok para ve imkan olsun. Kadına istediğini alsın, çocukları özel okullarda milyarlar dökerek okutabilsin.
4- Erkek bir gün zayıf düşerse (parasız kalırsa), kadının kaprislerini çekemez hale gelirse hiç sıkıntıya katlanmaya gerek yok derhal terkedilir ve evlilik anından itibaren ailecek kazanılanların (ve hatta erkeğin daha fazla bir şeyi varsa onun da) en az yarısına el koyulur. O ingilizce ifadesiyle bir "Loser" konumundadır. Sonra herkes kendi yoluna. Kimse hayatta "Loser" kimselerle beraber olmak istemez, hatta yakınından bile geçmek istemez. (Maddeci, menfaatçi mantık)
5- Erkek zenginleşiyorsa karısını zaman zaman aldatsa bile ses çıkarılmaz, açıkça yakalanmadığı sürece kaçamaklara göz yumulabilir. Ne de olsa erkek kadını refah ve büyük imkan içinde yaşatmaktadır. Kadının geleceği garantidir.
6- Çok fazla imkanı olan işadamı, şöhret, zengin erkek için zaten evlenmeye ne gerek var? Büyük işler yapıp büyük paralar kazanıyorsanız elinizi sallasanız evlilik dışı sizinle beraber yaşamaya hazır kadın çoktur. Evliyseniz bile isterseniz boşanır yeni hatun veya hatunlarla yola devam edebilirsiniz. Beraber olduğunuz kadınları da onlardan olacak çocukları da refah ve zenginlik içinde yaşatırsınız. Çok reklam veren bir müşteri olarak basında en fazla magazin haberlerini süslersiniz ve hakkınızda eleştirel bir yazı da kolay kolay çıkmaz.
7- Geniş düşünen, sözde modern erkek ve kadınlar ise normalde evlenmez, düzeyli bir beraberlikleri olur, beraber aynı evde yaşarlar ama evli olmasalar bile 2., 3. ve 4. maddede yazanlar özellikle Türk hanımları için yine de geçerlidir. Sadece bu durumdaki kadın öncelikli olarak aslında yine de eninde sonunda yapabiliyorsa evlenmeye çalışır, gerisi aynı. Makul bir süre sonra evlenemezse bu ilişki bitirilir ve yeni av (erkek) bulunarak çalışmalara devam edilir. Kadın (veya tabiatta dişi) her zaman geleceğini garanti etmeye çalışır.
8- Diğer taraftan kendini Müslüman, dindar olarak tanımlayan ve yine geniş imkanları olan aileden zengin veya işadamı olan bazı zengin erkekler için ise resmi evli olduğu bir karısının yanında sözde dinin müsaade ettiğini iddia ettikleri 4 eş alabilme imkanından faydalanılır ve dini nikah ile 3 farklı kadınla daha yaşayabilirler. Tabii her birine ayrı bir daire alınır, tüm ihtiyaçları giderilir, prensesler gibi yaşatılır ve her birine farklı zaman ayrılır. Çoğu zaman ilk eşin bu durumdan pek haberi olmaz.
Konunun uzmanı değilim, ifadelerimde bazı hatalar olabilir ama sadece araştırıp okuduğum kadarıyla erkeklerin 4 kadınla birden evlenebilmesi için İslam’da çok fazla şart var. Bunlardan biri örneğin ülkede savaş durumu gibi bir şeyin olması ve erkek nüfusunun kadınlara göre toplumun yok olmasına neden olabilecek kadar azalması gibi olağanüstü bir durumun olması, ilk eşin kocasının ikinci bir eşle ve sırasıyla her eşin sonradan geleceklerle evlenmesine ayrı ayrı rıza göstermeleri, kocanın eşlerden izin alması (ki günümüzde olağanüstü bir durum olmadığı gibi aklı başında hiçbir kadın da kolay kolay buna razı olmaz zaten), kocanın her eşe maddi manevi %100 eşit davranması, zaman ayırması gibi yerine getirilmesi neredeyse imkansız birçok şartı var. İsteyen Kur’an-ı Kerim tefsirlerini okuyup araştırabilir. Bana göre dünyaya inen son din olarak İslam zaten evrenselliğini kıyamete kadar devam ettireceğinden olası her durum için çözümleri de içinde barındırıyor ve yaşanabilecek savaş gibi ekstrem durumlarda toplumların yeniden kendini toparlayabilmesi için evlilik gibi kutsal bir bağ ile ilgili bazı çözümleri ve sınırlamaları da kadın-erkek ilişkileri bağlamında açıklamış oluyor.
Şimdi bu bilgiyi bilerek, bildiği halde işine geldiği gibi çarpıtarak veya bilmeyerek birden fazla kadınla yaşayan sözde dindar ve zengin erkeğimizin diğer 6. maddedeki gibi düşünen ve yaşayan zenginlerimizden -yaşadığını son derece gizli yaşamasının ve gizli tutmasının, reklam edip hava atmamasının dışında- çok farkı var mı sizce? Hatta insanı dinden soğuttukları için daha mı kötüler acaba?
9- Amerikan tarzı yaşamı iyi bilen, yabancı şirketlerde çok üst düzey görevlerde bulunmuş bir arkadaşım ilginç bir tesbitte bulunup espri yapmıştı. Eskiden Amerika’da Hristiyanlığa yani dine nisbeten daha fazla önem verildiği dönemdeki üçlü teslis inancını yani baba - oğul (Hz. İsa) ve kutsal ruhu simgeleyecek şekilde (yabancı filmlerde çok görmüşsünüzdür, ellerini alınlarına, karınlarına doğru ve sonra iki göğüslerine götürerek haç şekli çizmeleri) haç çıkarılmasının günümüzde simgesel olarak birçok Amerikalı ve hatta Avrupalı için dolar-altın- hisse senedi üçlü inancı ile yer değiştirdiğini söylerdi. Yani günümüzde sadece bizim dinimiz için değil diğer dinlere inananlarda da dejenerasyon  var. Birçok insanın dini imanı para olmuş, paraya tapar hale gelmişler. Devletler için de durum aynı değil mi sanki? Günümüzdeki butik Ortadoğu savaşları da gerçekte petrol, enerji kaynaklarının kontrolü, dünyada kimin sözünün geçeceği veya dünyayı kim veya kimlerin yöneteceği mücadelesi için çıkarılmıyor mu? Binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca insan bu yüzden ölmüyor mu? Geçmişte de durum çok farklı değildi aslında. Din savaşları gibi görünen pek çok savaş aslında çıkar savaşlarıydı ve askerleri, savaşacak tebayı motive etmek, gaz vermek için din, inanç savaşları gibi gösteriliyordu. Şimdi de öyle.
 
10- Bir Fransız arkadaşımla bir iş yemeğinde sohbet ederken konu kadın erkek ilişkilerine geldi. Bana çok ilginç bir şey söyledi. Toplumların nereden nereye gelebildiği ile ilgili çok önemli bir tespitti. Dedi ki: “Koyu Hristiyan olan küçük bir azınlık dışında toplumun çoğunluğu resmi evliliğin olmasını artık çok önemsemiyor. Zaten birçok kişi artık Tanrı’ya veya dine de inanmıyor. Çoğunluk ateist veya deist. Resmi bir evlilik olsa da olmasa da bir kadın ve erkek beraber yaşayabilir. Çocuk yapılırsa herkes sorumluluğunu biliyor ve baba sonradan yan çizse bile yasalarımız çocuğun anne ve babasına bakımı ve büyütülmesi için eşit yük yüklüyor. Çiftlerin bu konudaki sorumluluğu yasalarla sabit. Kadın her durumda yasalarla korunuyor. Ama hayatta tek bir kişi ile evli olmanın zor olduğunu düşünerek rutinden çıkmak ve heyecan yaşamak adına arada sırada küçük kaçamaklar yapılmasına evli olan veya beraber yaşayan çiftler göz yumuyor. Yani herkes karısını veya kocasını bir başkasıyla paylaşmaya ses etmiyor. Sonuçta çiftler akşama aynı eve gelip beraber yaşıyorlar, beraber aynı yastığa baş koyuyorlar, zamanlarının çoğu beraber geçiyor. Her erkek ve her kadın birbiriyle cinsel ilişkiye girebilir ama bir insanla bir ömür yaşamak için iki kişinin cinsellik dışında da çok iyi anlaşıyor olması, benzer zevkleri paylaşması ve arkadaş olabilmesi lazım. Bizde boşanma veya beraber yaşanıyorsa ayrılık ancak çiftin artık bir ömür beraber yaşama arzusunu kaybetmesi, bir başkasına aşık olup onunla sürekli yaşamak istemesi sonucu gerçekleşiyor. Aldatma ise bize göre geçici olarak bahsettiğim şekilde bir başkasıyla cinsel birliktelik yaşamak değil bir başkasına aşık olduğu, artık bir başkasını sevdiği halde hala aynı evi paylaştığı kişiye bunu söylememesi ve o kişiyle ilişkisine devam etmektir.” Haydi buyurun bakalım. Vallahi ben o arkadaşımın yalancısıyım. Gerçekten Fransızların çoğunluğu böyle mi düşünüyor yoksa belli bir kesim mi böyle bilmiyorum. Ama böyle bir anlayış da var ve kendi inancına göre gayet tutarlı. Sonuçta onu bağlayan ve uyması gereken bir kurallar bütünü yok. O da nasıl inanıyorsa öyle yaşıyor. Peki ya çok farklı inandığı halde, bir dine bağlı olduğu veya birtakım ahlaki kurallara inandığı halde yukarıdaki gibi yaşayan, inandığı veya inandığını söylediği şeye göre sürekli karısını veya kocasını aldatanlara ne demeli? Hangisi daha dürüst sizce?
            Kafanız karıştı değil mi? Konuyu İslam dini açısından araştırdığımda şu sonuca vardım. İslama göre tabii ki böyle bir yaşantı mümkün değil. Nikahlı eş dışında kimse kimseyle bu şekilde beraber olamaz. Zina denilen çok büyük bir günaha girilmiş olunur. Ayrıca bir insan herhangi bir konuda yaptığının günah veya hatalı olduğunu biliyor, bunu kabullenip öteki dünyada bunun ceza anlamında bir karşılığı olacağını kabul ediyorsa ama yine de kendini hata yapma konusunda engelleyemiyorsa günahkar oluyor. Öteki dünyada Allah belki yaptığı başka iyi bir şeyden dolayı bu günahı affedebilir de affetmeyebilir de. Ama dine inanıyorum fakat kutsal kitapta olduğu haliyle böyle bir kural çok saçma, kabul etmiyorum, dinde böyle bir şey olmamalı dediğinde belki de İslam’dan farkında olmayarak çıkmış oluyor. Bu hatasını fark eden kişi tövbe edip şehadet getirerek yeniden dinine dönebileceği gibi hayatına deist veya ateist olarak devam etmeyi de seçebilir tabii.
11- Para=Başarı=İktidar=Güç denklemi bir erkeğe bunları elinde tuttuğu sürece kadın(lar)+ ev(ler) + araba(lar) + yat(lar) + özel jet(ler)...vb. sağlar. Öteki dünyayı dert etmeye gerek yoktur. Birçok kadın da bu denkleme sahip birini arar ve ondan çocuk sahibi olmaya çalışır. Devran da böyle dönüp gidiyor işte...
İşte sırf bu adaletsiz gibi görünen dünyadaki hareketlerin değerlendirileceği, iyi ile kötünün, ahlaklılık ile ahlaksızlığın, eşini aldatmanın, bir başkasının hakkını yemenin veya bu haklara saygının karşılığı olan ceza veya mükafatın olduğu bir öteki dünya, bir hesaplaşma yeri yok mudur sizce? Yoksa herkesin yaptığı kötülüğün bu dünyada yanına kar kalması ve öteki dünya diye bir şeyin olmaması mı daha mantıklı?
Bu tarz sorulara cevap bulmak istiyorsanız lütfen dinleri, inançları tarafsız bir şekilde araştırın, 3 büyük dinin kutsal kitaplarını ve bulabiliyorsanız tefsirlerini (kutsal ayetlerin detaylı açıklamalarını içeren bilgiler), konuyla ilgili farklı kitapları olabildiğince çok okuyun, araştırın ve kararınızı bundan sonra verin ki inandığınız şey kulaktan dolma olmasın. Önyargılarınızın sonucu oluşmasın ama kendi araştırmanızın bir sonucu olsun. Unutulmamalı ki hangi dine veya inanca inanırsa inansın, insanın inandığı şeye uygun hareket etmemesi, hatta tam tersi davranışlarda bulunması her zaman o inancın yanlış olduğunu göstermez! İnsandır, hata yapar, günah işler. Sonra hatasını fark edebilir, tövbe eder ve belki iyi insan olur. Öyleyse esas irdelenmesi gereken şey inanılacak şeyin temelde, prensiplerde doğru ve tutarlı olup olmaması, tam olarak inancın gereği taviz verilmeden doğru haliyle ve doğru mantıkla yerine getirildiğinde insanı iyi, ahlaklı, doğru ve dürüst bir kişi yapıp yapmamasıdır. Kanaatimce konuya bu şekilde yaklaşmak gerekiyor.
  
 


 
 
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder