8 Mart 2016 Salı

EVLENMEK Mİ? EVLENMEMEK Mİ? EVLENMEK ŞART MI?


            Evlilikle ilgili bugüne kadar çok yazı yazılmıştır ama ben de kendi açımdan bu konuya değinmek istedim. Toplumumuzda adet olarak benimsenen şey erkeğin okuduğu okulu bitirip askere gittikten ve bir iş sahibi olduktan sonra hemen evlendirilmesi yönündedir. Kızlar için ise eskiden üniversiteye gitmeyecekse lise biter bitmez, üniversiteye gidiyorsa üniversite biter bitmez evlendirmeye çalışma eğilimi varken şimdilerde kızlar için de okuduğu okulu bitirip bir iş sahibi olduktan sonra evlendirilmesi yönünde bir değişim olmuştur. Bu durum yaşanan toplumsal ve ekonomik değişimin neticesinde oluşmuştur. Bu şekilde evlilik zamanı gelenlere aile, eş, dost, akraba ve hatta evli arkadaşlar evlilik için yoğun propaganda yapmaktadır. 

            Peki bu iyi bir şey mi? Yoksa kötü bir şey mi? Bana kalırsa bir açıdan bakıldığında iyi, başka bir açıdan bakıldığında ise kötü. “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Gözlemlerim şöyle: Öncelikle konuyu farklı bakış açıları nedeniyle ikiye ayırmak gerekiyor. Birinci grup evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamaya karşı olmayanlar ve özgür yaşayıp “Bu beden benim bedenim, benim yaşam tercihim, istediğim zaman istediğimle dilediğim hazzı yaşarım” felsefesinde olanlar. İkinci grup ise evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamaya karşı olanlar ki bunların da kimi dini inançları nedeniyle kimiyse inandıkları etik değerleri/prensipleri nedeniyle veya aileleri öyle istediği için, mahalle baskısına maruz kalmamak için bu tercihi yaparlar. 

            Birinci gruptakiler için ilgili zaman geldiğinde evlilik için acele etmenin aslında çok bir manası olmuyor. Çünkü önceki yazılarımda da belirttiğim üzere evliliğin %50’sini oluşturduğuna inandığım cinselliği nasılsa istedikleriyle kafalarına göre yaşayabiliyorlar. Evlenip sorumluluk almaya, özgürlüklerinin kısıtlanmasına, eşi olacak kişiye yaşamıyla ilgili hesap vermeye ne gerek var ki? Bu gruptakiler ancak kendilerini yalnız hissediyorsa, yalnız yaşamayı sevmiyorlarsa, gecelik, geçici ilişkilerden artık manen tatmin olmuyorsa, birine gerçekten bağlanmak istiyorsa veya çocuk yapma niyeti varsa evlenmek isteyebilir. Bunları hissettikleri veya istedikleri yaşlarsa genelde 30-35 yaşlarından sonra oluyor. O yaşlara kadar da vur patlasın, çal oynasın tabii. Bu şekilde yaşamaya alışmış, yani sürekli çiçekten çiçeğe konan arı misali yaşamış yine o yaşlardaki erkek bir şekilde evlenmeye ikna edilse bile artık durulur mu? O hayatı bırakıp artık sadece ve sadece tek bir çiçekle, hem de ömür boyu idare edebilir mi? Eşiyle nisbeten cinsel aktivitelerinin sınırlandığı bir hamilelik döneminde, ciddi bir sıkıntı veya anlaşmazlık, geçimsizlik halinde hoop kendini yatakta çok marifetli saydığı eski sevgililerinin birinin yanında bulma riski yok mudur?  

Veya kadın tarafı ansızın, çocuğu olmadan evliliğiyle ilgili ciddi bir problem yaşadığı, ne bileyim mesela erkeğinden yeteri ilgiyi göremediği, ihmal edildiğini düşündüğü bir sırada kendini yanında iyi hissettiği ve yatakta da iyi olduğunu bildiği; geçmişte evlenmeye bir türlü ikna edemediği eski sevgilisinin yanında bulabilir mi? İşte birinci gruptakilerin hayatta karşılaşabilecekleri aldatma riskleri bu şekilde olabilir. Diğer taraftan bu grupta olup da inandığı etik değerlere veya evlilik bağına, evlilik kurumuna yürekten inanmış kimse yok mudur? İlla ki vardır ama sayıca az mıdır, çok mudur bilemem. Niyetim kesinlikle yargılamak, önyargıyla yaklaşmak değil. Ama bilirsiniz insanların alışkanlıklarını değiştirmesi çok zordur ve karşınıza işte o “iyi insan” çıkmamışsa yandınız demektir. Ayrıca 30-35 yaşlarına kadar hem cinsel anlamda hem de ilişkideki iletişim ve beklentileri bilme anlamında çok deneyim sahibi olmanın evlenecek eşi seçmede, kendisi için doğru kişiyi bulmada kişiyi avantajlı duruma getireceğini varsayanlar var ve haklı da olabilirler. Tartışmaya açık bir konu bu. Ama benim gözlemlediğim, bu gruptakiler çoğunlukla ileri yaşlara kadar keyfince yaşadıktan sonra kendilerini her manada tatmin edecek doğru insanı bulamıyor, evlenemiyor ve çocuk sahibi olamıyor. Akrabalarının çocuklarıyla çok ilgilenip teyze, hala, amca veya dayı olarak çocuk sevgilerini gideriyorlar. Yalnız yaşayıp yalnız ölüyorlar. Bu da bir hayat tercihi tabii. Kim karışabilir, yargılayabilir ki?

            İkinci gruptakiler için ise ilgili zaman geldiğinde evlilik için acele etmenin çok büyük faydası vardır. Çünkü yaşıtları kendilerine göre çok daha erken yaşlarda cinsellikle tanışmış, bunun havasını atarken kendileri seçimleri gereği evleninceye kadar kendilerini ilk defa beraber olacakları eşleri için muhafaza etmişler ve çoğu Allah için sabretmişlerdir. O sabır ki hele ki günümüzde ne yüce, ne zor bir sabırdır o. Bu gruptakiler tüm yazılı ve görsel medyada, internette ve kimi arkadaş sohbetlerinde yoğun şekilde cinsellik, seks uyaranlarına maruz kalmalarına rağmen sabretmişler ve korunmuşlardır. Hatta çoğu zaman şeytanın özellikle gençlere “Ulan oğlum/kızım manyak mısın sen? Seks bir ihtiyaç, müthiş bir zevk. Kendini niye bu zevkten mahrum bırakıyorsun ki? Ayarla kendine bir kız/erkek, doya doya yaşa. Hayatın keyfini çıkar işte. Şu zamanda bekaretin ne önemi var? Hem çoğunluk da böyle yaşamaya başladı. Bekaret oranda değil kafandadır” diye vesvese vermesine karşın nefislerinin yoldan saptırıcı isteklerine karşı durabilmişlerdir. Her şeyden önce Allah’ın emrine karşı gelmekten korkmuşlar, ahlaklı olmanın erdemine inanmışlardır. İnsan olmanın, “iyi insan”, “kamil insan” olmaya çalışmanın peşindedirler. Bu yolda nefisleriyle, şeytanla ve kimi kötü niyetli arkadaşlarıyla savaşmakta, mücadele etmektedirler.
 
 
           “Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır. O temiz olanlar iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.” (Nur Suresi, 26. ayet) 

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkekler, Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzab suresi, 35. ayet) 

“Zina etmiş erkek, ancak zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir kadınla; zina etmiş kadın ise, zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir erkekle evlenebilir. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.” (Nur Suresi, 3. ayet) 

Dolayısıyla bu ikinci grup için evlilikte mümkün olduğunca acele etmek erdemli bir yaşantı için birinci derecede önemlidir. Aksi durumda insanın kendini ne kadar süre daha günaha girmekten, zina yapmaktan koruyabileceği bilinemez. Genelde anne-babalar da bunu bildiği için çocuklarını şartlar oluşur oluşmaz bu yüzden ivedilikle uygun bir adayla evlendirmek isterler. 

Buraya kadar iki gruba ayırdığım bakış açılarından bahsettim. Yazının başında evlilik zamanı gelenlere aile, eş, dost, akraba ve hatta evli arkadaşlar tarafından evlilik için yoğun propaganda veya baskı yapılmasının iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğunu sorgulamış; bana kalırsa bir açıdan bakıldığında iyi, başka bir açıdan bakıldığında ise kötü demiştim. Mümkün olduğunca erken evlenmenin ikinci gruptakiler için neden iyi ve önemli olduğunu açıklamaya çalıştım. Umarım anlatabilmişimdir. Fakat işin farklı bir yanı daha var. O da kötü görünen veya dikkat edilmezse kötü sonuç doğurabilecek yanı. Olayın bu yönü hem birinci hem de ikinci gruptaki felsefe ile yaşayanlar için aynı. 

Evlenme yönünde kendini baskı altında hisseden kızımız veya erkeğimizin bu kararı alırken yaptığı bazı hatalar var ve bu hatalar onların bir ömür veya şanslılarsa uzunca bir dönem boşanma nedeniyle mutsuz olmalarına yol açabilir. Ayrıca iyi niyetle evlilik baskısı veya propagandası yapan yakınlarımız maalesef çoğu zaman işin bu boyutunu çok düşünmeden sadece biran önce evlendirmeye odaklandıklarından bizi hataya sürükleyebilmekteler. İşte size baskı altındaki bir kızın feryadından bir örneği şu yazıda bulabilirsiniz.
 
Konuyla ilgili yaşı büyük ve dolayısıyla tecrübesi ve görmüş geçirmişliği de çok olan büyüklerimiz (dedelerimiz, ninelerimiz…vb.) varsa şanslı olabiliriz. Ama bazılarımız o büyüklerimizin bazı söylediklerini belki de “Artık çok yaşlılar, zaman değişti” diye düşünerek yeterince önemsemiyoruz. Hataya neden olan düşünceler ise şöyle: 

1)     “Hayat görüşlerimiz farklı olsa da aşkımız bunun üstesinden gelir. Nasılsa ileride değişir”


İşte en en çok yapılan hata. Hiç kusura bakmayın değişmez!!! Değişmeyecek!!! Böyle bir durum varsa mümkünse ilişkiye başlamayın, kör kütük aşık olmadan bu sevdadan vazgeçin. Kaçın kurtulun. Arayışınızı sizin gibi düşünenler arasında sürdürün. Yoksa başınız yanacak, hayatınız mahvolacak. Söylemedi demeyin.  

Aşık olduğunuz sırada birçok bilim adamının da iddia ettiği üzere aklınız tam yerinde değil, bir çeşit delilik hali yaşıyorsunuz ve algılarınız aşık olduğunuz kişinin olumsuz taraflarını görmeye kapalı. Aşırı mutlusunuz, içinizde mutluluk hormonları atom bombası gibi patlıyor. Çiftimizin arasında bir de müthiş fiziki çekim varsa o güzel kıza, o yakışıklı erkeğe biran önce kavuşmak (başka bir deyişle en kısa sürede yatağa atmak J ) ve birlikte yaşamak için can atıyorsunuz. O sırada yaşlı bir büyüğünüz ailelerin birbiri ile tanışması sırasında durumu fark edip “Aman dikkat et oğlum/kızım. Emin misin?” gibilerden sizi uyarmaya çalışsa bile dikkate alınmaz. Halbuki evlenip emelinize ulaştıktan sonra “aşk etkisi” geçtiğinde yavaş yavaş problemler açığa çıkmaya başlıyor.  

Çiftlerin hayatla ilgili bazı konuları evlenmeden önce konuşması ve uyumlu olup olmadığını anlamaya çalışması gerekir. Nasıl konular mı?
a)      Çiftimizin her ikisi de aynı inanca mı sahip? Mesela ikisi de ateist mi? Veya Müslüman mı? Hristiyan mı? Aynı inançta olmayan çiftlerin farklılıkları aşmaları ne kadar hoşgörülü olsalar da çok zor oluyor.
 
b)     Aynı inanca sahip olsalar da acaba uygulamada farklılıklar çok mu? Mesela biri içki içerken diğeri ağzına hiç içki koymuyorsa (örneğin özel günlerde bile içmiyorsa) ciddi bir problem var demektir. Eğer eşlerden biri diğerine uyup içki içmeye başlamazsa veya içki içmeyi bırakmazsa özellikle doğum günü gibi, aileye yeni bebeğin katılması gibi, yılbaşı gibi büyüklerin de katıldığı özel kutlamaların yapıldığı günlerde çeşit çeşit problem yaşarsınız ve küçük gibi görünen sorunlar bir anda büyük aile kavgalarına yol açabilir. Ya da eşlerden biri biraz eğlenmek, rahatlamak istediğinde ve hep alıştığı üzere “Hadi gecelere akalım, bir mekana gidip içkimizi içelim, sarhoş olalım” derken, diğer eş “Yok artık. Güzel bir restorana gidelim, yemeğimizi yiyelim. Gezelim, dolaşalım. Yetmez mi? İçki içip sarhoş olmak istemiyorum” dediğinde yine ilişkiniz zarar görecektir. Bu tip hayat görüşü farklılıkları, yaşama ve hayattan zevk alma şekilleri birbirinden farklı çiftlerin yatak dışında beraber olmaktan zevk aldıkları, arkadaşlık yapabildikleri çok az şey olacaktır ve evlilik eninde sonunda çatırdayacaktır. Özellikle ailelerin de yoğun eleştiri bombardımanı, eşleri fitlemeleri ve hayat görüşü farklılıklarına dayalı tartışmalar çifti sıkar, bunaltır ve ama 3 sene, ama 5 sene, ama 10 sene sonunda mutlaka bir yerde patlar. O ilk evlenme dönemindeki çekim etkisi kaybolmuştur. Hayran olunan o güzel kız, o yakışıklı erkek gitmiş ve yerine son derece çirkef bir kız, çirkef bir erkek, canavarlaşmış kayınvalideler gelmiştir. İşte bittiğinizin resmidir. İlişkiniz bitme, tükenme noktasına gelmiş demektir. 
 
 
c)      Muhafazakar, dindar kesimde yapılan bazı evliliklerde ise dindar olmaları dışında eşlerden biri bir tarikat, cemaat mensubu olabiliyor ve bu sefer de daha sıradan Müslümanlara göre bağlı olunan tarikatın uygulamaları, hayatı yaşayış şekilleri, giyim tarzları çok çok farklı olabiliyor. Eşlerden biri diğerine bunu dayattığında anlaşmazlık olabiliyor ve kusura bakmayın biraz abartıyor olabilirim ama bir eş diğerini neredeyse kafirlikle, günaha girmekle filan suçlayıp rencide ediyor. Buyrun kolaysa çıkın şimdi işin içinden. 
 
 
d)     Çiftin ahlak ve cinsellik anlayışı birbirine uyumlu mu? Söylemek istediğimi çok iyi anlatan linkini verdiğim şu yazıdaki gibi milenyum kuşağı (hepsini aynı kefeye koymayalım, en azından bir kısmı için) anlayışı ile artık çok eşli yaşamak, canının çektiği ile yatmak, canı istediği zaman porno yayınlara takılmak normal; sadakat anlayışı ve tek eşlilik anormal mi? Bu konu da çok önemli ve eşler aynı yönde düşünmüyorsa evlilik de yürümez, ilişki de yürümez. 

2)     “Karakter farklılıkları çok sorun olmaz. Nasılsa ileride değişir”
            En çok yapılan ikinci hata. Yine kusuruma bakmayın, değişmeyecek! Hiç huylu huyundan vazgeçer mi? “İnsanın canı çıkar ama huyu çıkmaz” diye boşuna söylememiş atalarımız. Flört döneminde aslında bunu fark edersiniz ama aşktan gözünüz kör olmuştur ya. Göremezsiniz, idrak edip üzerinde ciddi ciddi düşünemezsiniz. İleride başınıza açılacak dertleri bir bilebilseydiniz, tahmin edebilseydiniz arkanıza bakmadan koşarak kaçardınız ama neredeee. 
 
 
            Eşlerden birinin aslında çok sinirli ve öfkeli olması bu kişi erkekse ileride şiddet görebileceğiniz anlamına gelebilir. Yok bu kişi kadınsa bu sefer de ilişkide baskın, dominant tarafın kadın olacağı anlamına gelebilir; sert tartışma ve kavgaların, tabak-çanak kırmaların öncü göstergeleri olabilir.

Eşlerden birinin havai, gezenti bir tipken diğerinin evde oturup daha sakin, öyle dışarıda dolaşmayı çok sevmeyen bir tip olması ciddi bir problemdir. 

Yine eşlerden birinin plansız ve anlık yaşayan biri olmasına karşın diğerinin çok hesaplı, planlı olması; önceden hazırlık yapmaksızın herhangi bir adım atmaması bir anlaşmazlık nedenidir. Benzer şekilde biri çok temiz, titiz, düzenliyken diğerinin çok dağınık, düzensiz ve pasaklı bir yaşam şekli olması büyük sıkıntı olacak demektir. Örnekleri çoğaltabiliriz ama evleneceğiniz kişiyle karakteriniz uyuşmuyorsa iyi arkadaş olamazsınız. Evet zıt kutuplar birbirini çeker ve belki bir süre birbirinizi tamamlayan bir ilişkiye sahip olabilirsiniz ama ilişkiniz ilerleyip eskidikçe bunlar çok göze batmaya başlar ve karakterler arasındaki uçurum büyükse bir noktada yine olumsuz gelişmelere yol açabilir.

3)     “Evlenilecek kadın, yatılacak kadın anlayışı”
 
 
 
 

              Maalesef kimi erkeğimizin evlilik için böyle ilginç düşünceleri var. Buna göre iyi aile kızı, helal süt emmiş, namuslu, anne olabilecek bir kadın bulunca beğenmese bile, fiziki çekim hissetmese bile, elektrik alamasa bile hemen evlenmek ister. Birçok örnekte de bu kızları anneleri bulur, evlenmesi için ısrar eder. Öyle ya, erkek nasılsa yatılacak aşüfte başka bir kadını her zaman bulabilir. Ama çocuğunu yetiştirecek, kendisini aldatmayacak, sadık, evine hizmet edecek bir kadını zor bulur. Fena halde çifte standart uygulaması olan bir anlayıştır bu. (Konuyla ilgili daha önceki yazıma bakınız: LİSELİ GENÇLİK HALLERİ,CİNSELLİK VE BEKARET ÜZERİNE
 
Bir kere biri evdeki çocuğunun annesi kutsal kadın, diğeri dışarıdaki yatakta iyi ve zevk aldığın aşüfte kadın olmak üzere ikili bir hayat sürdürmek etik bir davranış mıdır? Evdeki kadına yazık değil midir? Bu erkek göz göre göre eşini aldatmayı daha başından kafasına koymuş “iyi insan” tanımından çok uzak, ihanet içindeki biridir. Kaldı ki günümüzdeki çoğu kadının gözü de açılmıştır. Saf gibi görünen bu tarz ev kızları da şu iletişim çağında eskiden olduğu kadar saf değildir. Evdeki kutsal annenin aldatıldığını fark etmeyeceğini düşünen erkek büyük bir yanılgı içindedir. Eninde sonunda durum ortaya çıktığında ise ailenin dağılışına ve çocukların perişan olmasına tanıklık edersiniz.

Bu çifte standartçı uygulamayı, geri kalmış düşünce biçimini silin atın kafanızdan. Kafanızda nasıl bir kadın varsa, nasıl birini beğeniyorsanız o kadını bulmaya çalışın ve onunla evlenin. Annenizin her tavsiye ettiği kızla evlenmek için olaya balıklama atlamayın. Hem aile kızı, helal süt emmiş, namuslu, anne olabilecek bir kadın hem de fiziken çekim hissedeceğiniz, yatakta sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz birini bulmadan da evlenmeyin. Aile kurumunu ayaklar altına almayın. Allah iyi kalpli, temiz kadınları bu tip erkeklerden korusun. Amin.

4)     “Flört döneminde veya görücü usulü oluyorsa evlilik öncesi çocuk sahibi olma, evlenince oturulacak yer, ev işi ve yemek yapma konularını ileride oturur konuşuruz, anlaşırız” diye düşünerek hafife alma.

Bu konular da günümüzde artık üzerinde çok iyi anlaşılması gereken konular. Eşlerin bu işleri nasıl paylaşacaklarına evlilik öncesi karar vermeleri çok önemli. Çünkü artık çoğunlukla erkek de kadın da çalışıyor. Kadın çalışacak olsa da çalışmasa da kanaatimce şu sorulara yine de cevap bulunması gerekiyor. Evlilik sonrası ev işleri paylaşılacak mı? Yemeği kim yapacak? Veya hatta yemek yapmayı biliyorlar mı diye de sorabiliriz J çünkü evleninceye kadar yemek yapmayı öğrenmemiş, poşet çaylar yüzünden çay demlemeyi bile bilmeyen çok kızımız var. Erkek de eğer öğrencilik döneminde yalnız yaşayıp yemek yapmayı öğrenmemişse, evleninceye kadar ailesinin yanında kalmışsa büyük ihtimalle yumurta bile kıramıyordur. İleride çocuk sahibi olunacak mı? Olunacaksa bakımı nasıl olacak? Anne çalışmayı mı bırakacak? Bakıcı mı tutulacak? Bakıcının ücreti çalışan kadının maaşından mı karşılanacak? Koca mı karşılayacak? Yoksa aile büyüklerinden biri mi bakacak? Aile büyüklerinden biri bakacaksa evlendikten sonra oturulacak yeri seçerken annelerden birine yakın olması diğer eşi rahatsız edecek mi? Yakın oturulacak anne, çekirdek ailemizin iç işlerine çok karışan bir tip mi? Mesela eve alınacak herhangi bir eşyaya karar verilirken kızını veya oğlunu istediği doğrultuda yönlendirip diğeri eşi çileden çıkarabilecek davranışları olan biri mi?...vb. gibi bu çerçevedeki bir çok soruya çiftlerin evlenmeden önce cevap bulup uzlaşmaları, kurulacak yuvanın uzun ömürlü olmasına büyük katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak demek istediğim şu ki evlilik bana kalırsa ne olursa olsun kutsal bir kurum ve erdemli, ahlaklı, seviyeli bir hayat sürebilmek için evlenmek şart. Ama evlenmiş olmak için evlenmek yanlış! Oğlunu, kızını, arkadaşını evlendirmek için, başını biran önce bağlamak için acele etmek yanlış! Önce bilinçli bir şekilde yukarıda bahsettiğim konularla ilgili kararlar verilmeli, kafalar net olmalı ki belki de tüm hayatınızı bir ömür boyu; hatta inanıyorsanız öteki dünyanızı da olumlu veya olumsuz etkileyecek olan eş, hayat arkadaşı seçimi doğru yapılabilsin, doğru kişiye aşık olabilmenin ortamı bilincimizde oluşsun ve evlilik korkulacak bir cehennem hayatı değil huzur ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir cennet bahçesi olabilsin.
 
 
             Şayet evlilik gerekli bir şey olmasaydı Allah bizi erkek ve kadın olarak iki cins olarak yaratmazdı. Erkek ve kadın birbirinin eksiklerini tamamlar ve birbirlerine çok iyi birer hayat arkadaşı olurlar. Yaratılış nedenimiz farklı bir yazının konusu olabilir ama İslam’a inananlar için bu yaratılış ile Allah’ın muradı insanların kendisine öyle söylendiği veya nüfus kağıdında yazdığı için değil verilen akıl ile kendisinin varlığını araştırıp, okuyup bilgi edinerek keşfetmesi, ibadet etmesi; evlenip erdemli, ahlaklı ve “iyi insan” olma yolunda seçeceği, aşık olacağı eş ile hayat yolunda ilerlemesi, pişmesi ve nihayetinde de edindikleri bu bilinci çocuk sahibi olup kendilerinden sonraki nesle aktarmaları, onları da aynı şekilde yetiştirmeleridir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder