Evlilikle ilgili bugüne kadar çok yazı yazılmıştır ama ben de kendi açımdan bu konuya değinmek istedim. Toplumumuzda adet olarak benimsenen şey erkeğin okuduğu okulu bitirip askere gittikten ve bir iş sahibi olduktan sonra hemen evlendirilmesi yönündedir. Kızlar için ise eskiden üniversiteye gitmeyecekse lise biter bitmez, üniversiteye gidiyorsa üniversite biter bitmez evlendirmeye çalışma eğilimi varken şimdilerde kızlar için de okuduğu okulu bitirip bir iş sahibi olduktan sonra evlendirilmesi yönünde bir değişim olmuştur. Bu durum yaşanan toplumsal ve ekonomik değişimin neticesinde oluşmuştur. Bu şekilde evlilik zamanı gelenlere aile, eş, dost, akraba ve hatta evli arkadaşlar evlilik için yoğun propaganda yapmaktadır.
Peki bu iyi bir şey mi? Yoksa kötü
bir şey mi? Bana kalırsa bir açıdan bakıldığında iyi, başka bir açıdan
bakıldığında ise kötü. “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Gözlemlerim
şöyle: Öncelikle konuyu farklı bakış açıları nedeniyle ikiye ayırmak gerekiyor.
Birinci grup evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamaya karşı olmayanlar ve özgür
yaşayıp “Bu beden benim bedenim, benim yaşam tercihim, istediğim zaman
istediğimle dilediğim hazzı yaşarım” felsefesinde olanlar. İkinci grup ise evlilik
öncesi cinsel ilişki yaşamaya karşı olanlar ki bunların da kimi dini inançları
nedeniyle kimiyse inandıkları etik değerleri/prensipleri nedeniyle veya
aileleri öyle istediği için, mahalle baskısına maruz kalmamak için bu tercihi
yaparlar.
Birinci gruptakiler için ilgili
zaman geldiğinde evlilik için acele etmenin aslında çok bir manası olmuyor.
Çünkü önceki yazılarımda da belirttiğim üzere
evliliğin %50’sini oluşturduğuna inandığım cinselliği nasılsa istedikleriyle
kafalarına göre yaşayabiliyorlar. Evlenip sorumluluk almaya, özgürlüklerinin
kısıtlanmasına, eşi olacak kişiye yaşamıyla ilgili hesap vermeye ne gerek var
ki? Bu gruptakiler ancak kendilerini yalnız hissediyorsa, yalnız yaşamayı
sevmiyorlarsa, gecelik, geçici ilişkilerden artık manen tatmin olmuyorsa, birine
gerçekten bağlanmak istiyorsa veya çocuk yapma niyeti varsa evlenmek
isteyebilir. Bunları hissettikleri veya istedikleri yaşlarsa genelde 30-35
yaşlarından sonra oluyor. O yaşlara kadar da vur patlasın, çal oynasın tabii.
Bu şekilde yaşamaya alışmış, yani sürekli çiçekten çiçeğe konan arı misali yaşamış
yine o yaşlardaki erkek bir şekilde evlenmeye ikna edilse bile artık durulur
mu? O hayatı bırakıp artık sadece ve sadece tek bir çiçekle, hem de ömür boyu
idare edebilir mi? Eşiyle nisbeten cinsel aktivitelerinin sınırlandığı bir
hamilelik döneminde, ciddi bir sıkıntı veya anlaşmazlık, geçimsizlik halinde
hoop kendini yatakta çok marifetli saydığı eski sevgililerinin birinin yanında
bulma riski yok mudur?
Veya kadın tarafı
ansızın, çocuğu olmadan evliliğiyle ilgili ciddi bir problem yaşadığı, ne
bileyim mesela erkeğinden yeteri ilgiyi göremediği, ihmal edildiğini düşündüğü
bir sırada kendini yanında iyi hissettiği ve yatakta da iyi olduğunu bildiği; geçmişte
evlenmeye bir türlü ikna edemediği eski sevgilisinin yanında bulabilir mi? İşte
birinci gruptakilerin hayatta karşılaşabilecekleri aldatma riskleri bu şekilde
olabilir. Diğer taraftan bu grupta olup da inandığı etik değerlere veya evlilik
bağına, evlilik kurumuna yürekten inanmış kimse yok mudur? İlla ki vardır ama
sayıca az mıdır, çok mudur bilemem. Niyetim kesinlikle yargılamak, önyargıyla
yaklaşmak değil. Ama bilirsiniz insanların alışkanlıklarını değiştirmesi çok
zordur ve karşınıza işte o “iyi insan” çıkmamışsa yandınız demektir. Ayrıca
30-35 yaşlarına kadar hem cinsel anlamda hem de ilişkideki iletişim ve
beklentileri bilme anlamında çok deneyim sahibi olmanın evlenecek eşi seçmede, kendisi
için doğru kişiyi bulmada kişiyi avantajlı duruma getireceğini varsayanlar var
ve haklı da olabilirler. Tartışmaya açık bir konu bu. Ama benim gözlemlediğim, bu gruptakiler çoğunlukla ileri yaşlara kadar keyfince yaşadıktan sonra kendilerini her manada tatmin edecek doğru insanı bulamıyor, evlenemiyor ve çocuk sahibi olamıyor. Akrabalarının çocuklarıyla çok ilgilenip teyze, hala, amca veya dayı olarak çocuk sevgilerini gideriyorlar. Yalnız yaşayıp yalnız ölüyorlar. Bu da bir hayat tercihi tabii. Kim karışabilir, yargılayabilir ki?
İkinci gruptakiler için ise ilgili
zaman geldiğinde evlilik için acele etmenin çok büyük faydası vardır. Çünkü
yaşıtları kendilerine göre çok daha erken yaşlarda cinsellikle tanışmış, bunun
havasını atarken kendileri seçimleri gereği evleninceye kadar kendilerini ilk
defa beraber olacakları eşleri için muhafaza etmişler ve çoğu Allah için sabretmişlerdir.
O sabır ki hele ki günümüzde ne yüce, ne zor bir sabırdır o. Bu gruptakiler tüm
yazılı ve görsel medyada, internette ve kimi arkadaş sohbetlerinde yoğun
şekilde cinsellik, seks uyaranlarına maruz kalmalarına rağmen sabretmişler ve
korunmuşlardır. Hatta çoğu zaman şeytanın özellikle gençlere “Ulan oğlum/kızım
manyak mısın sen? Seks bir ihtiyaç, müthiş bir zevk. Kendini niye bu zevkten
mahrum bırakıyorsun ki? Ayarla kendine bir kız/erkek, doya doya yaşa. Hayatın
keyfini çıkar işte. Şu zamanda bekaretin ne önemi var? Hem çoğunluk da böyle
yaşamaya başladı. Bekaret oranda değil kafandadır” diye vesvese vermesine
karşın nefislerinin yoldan saptırıcı isteklerine karşı durabilmişlerdir. Her
şeyden önce Allah’ın emrine karşı gelmekten korkmuşlar, ahlaklı olmanın
erdemine inanmışlardır. İnsan olmanın, “iyi insan”, “kamil insan” olmaya
çalışmanın peşindedirler. Bu yolda nefisleriyle, şeytanla ve kimi kötü niyetli
arkadaşlarıyla savaşmakta, mücadele etmektedirler.
“Kötü kadınlar,
kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz
erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır. O temiz olanlar
iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve
bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.” (Nur Suresi, 26. ayet)
“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar,
mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru
erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a
derinden saygı duyan erkekler, Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka
veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan
kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı
çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah
bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzab suresi, 35.
ayet)
“Zina etmiş erkek, ancak zina etmiş olan veya Allah'a
ortak koşan bir kadınla; zina etmiş kadın ise, zina etmiş olan veya Allah'a
ortak koşan bir erkekle evlenebilir. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.” (Nur Suresi, 3.
ayet)
Dolayısıyla bu
ikinci grup için evlilikte mümkün olduğunca acele etmek erdemli bir yaşantı
için birinci derecede önemlidir. Aksi durumda insanın kendini ne kadar süre
daha günaha girmekten, zina yapmaktan koruyabileceği bilinemez. Genelde
anne-babalar da bunu bildiği için çocuklarını şartlar oluşur oluşmaz bu yüzden
ivedilikle uygun bir adayla evlendirmek isterler.
Buraya kadar iki
gruba ayırdığım bakış açılarından bahsettim. Yazının başında evlilik zamanı
gelenlere aile, eş, dost, akraba ve hatta evli arkadaşlar tarafından evlilik için
yoğun propaganda veya baskı yapılmasının iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğunu
sorgulamış; bana kalırsa bir açıdan bakıldığında iyi, başka bir açıdan
bakıldığında ise kötü demiştim. Mümkün olduğunca erken evlenmenin ikinci
gruptakiler için neden iyi ve önemli olduğunu açıklamaya çalıştım. Umarım
anlatabilmişimdir. Fakat işin farklı bir yanı daha var. O da kötü görünen veya dikkat
edilmezse kötü sonuç doğurabilecek yanı. Olayın bu yönü hem birinci hem de
ikinci gruptaki felsefe ile yaşayanlar için aynı.
Evlenme yönünde
kendini baskı altında hisseden kızımız veya erkeğimizin bu kararı alırken
yaptığı bazı hatalar var ve bu hatalar onların bir ömür veya şanslılarsa uzunca
bir dönem boşanma nedeniyle mutsuz olmalarına yol açabilir. Ayrıca iyi niyetle
evlilik baskısı veya propagandası yapan yakınlarımız maalesef çoğu zaman işin
bu boyutunu çok düşünmeden sadece biran önce evlendirmeye odaklandıklarından
bizi hataya sürükleyebilmekteler. İşte size baskı altındaki bir kızın
feryadından bir örneği şu yazıda bulabilirsiniz.
Konuyla ilgili
yaşı büyük ve dolayısıyla tecrübesi ve görmüş geçirmişliği de çok olan
büyüklerimiz (dedelerimiz, ninelerimiz…vb.) varsa şanslı olabiliriz. Ama
bazılarımız o büyüklerimizin bazı söylediklerini belki de “Artık çok yaşlılar,
zaman değişti” diye düşünerek yeterince önemsemiyoruz. Hataya neden olan
düşünceler ise şöyle:
1)
“Hayat görüşlerimiz farklı olsa da aşkımız bunun
üstesinden gelir. Nasılsa ileride değişir”
İşte en en çok
yapılan hata. Hiç kusura bakmayın değişmez!!! Değişmeyecek!!! Böyle bir durum
varsa mümkünse ilişkiye başlamayın, kör kütük aşık olmadan bu sevdadan
vazgeçin. Kaçın kurtulun. Arayışınızı sizin gibi düşünenler arasında sürdürün.
Yoksa başınız yanacak, hayatınız mahvolacak. Söylemedi demeyin.
Aşık olduğunuz
sırada birçok bilim adamının da iddia ettiği üzere aklınız tam yerinde değil,
bir çeşit delilik hali yaşıyorsunuz ve algılarınız aşık olduğunuz kişinin
olumsuz taraflarını görmeye kapalı. Aşırı mutlusunuz, içinizde mutluluk
hormonları atom bombası gibi patlıyor. Çiftimizin arasında bir de müthiş fiziki
çekim varsa o güzel kıza, o yakışıklı erkeğe biran önce kavuşmak (başka bir
deyişle en kısa sürede yatağa atmak J ) ve birlikte
yaşamak için can atıyorsunuz. O sırada yaşlı bir büyüğünüz ailelerin birbiri
ile tanışması sırasında durumu fark edip “Aman dikkat et oğlum/kızım. Emin
misin?” gibilerden sizi uyarmaya çalışsa bile dikkate alınmaz. Halbuki evlenip
emelinize ulaştıktan sonra “aşk etkisi” geçtiğinde yavaş yavaş problemler açığa
çıkmaya başlıyor.
Çiftlerin hayatla
ilgili bazı konuları evlenmeden önce konuşması ve uyumlu olup olmadığını
anlamaya çalışması gerekir. Nasıl konular mı?
a)
Çiftimizin
her ikisi de aynı inanca mı sahip? Mesela ikisi de ateist mi? Veya Müslüman mı?
Hristiyan mı? Aynı inançta olmayan çiftlerin farklılıkları aşmaları ne kadar
hoşgörülü olsalar da çok zor oluyor.
b)
Aynı
inanca sahip olsalar da acaba uygulamada farklılıklar çok mu? Mesela biri içki
içerken diğeri ağzına hiç içki koymuyorsa (örneğin özel günlerde bile içmiyorsa)
ciddi bir problem var demektir. Eğer eşlerden biri diğerine uyup içki içmeye
başlamazsa veya içki içmeyi bırakmazsa özellikle doğum günü gibi, aileye yeni
bebeğin katılması gibi, yılbaşı gibi büyüklerin de katıldığı özel kutlamaların
yapıldığı günlerde çeşit çeşit problem yaşarsınız ve küçük gibi görünen
sorunlar bir anda büyük aile kavgalarına yol açabilir. Ya da eşlerden biri
biraz eğlenmek, rahatlamak istediğinde ve hep alıştığı üzere “Hadi gecelere
akalım, bir mekana gidip içkimizi içelim, sarhoş olalım” derken, diğer eş “Yok
artık. Güzel bir restorana gidelim, yemeğimizi yiyelim. Gezelim, dolaşalım.
Yetmez mi? İçki içip sarhoş olmak istemiyorum” dediğinde yine ilişkiniz zarar
görecektir. Bu tip hayat görüşü farklılıkları, yaşama ve hayattan zevk alma
şekilleri birbirinden farklı çiftlerin yatak dışında beraber olmaktan zevk
aldıkları, arkadaşlık yapabildikleri çok az şey olacaktır ve evlilik eninde
sonunda çatırdayacaktır. Özellikle ailelerin de yoğun eleştiri bombardımanı,
eşleri fitlemeleri ve hayat görüşü farklılıklarına dayalı tartışmalar çifti
sıkar, bunaltır ve ama 3 sene, ama 5 sene, ama 10 sene sonunda mutlaka bir
yerde patlar. O ilk evlenme dönemindeki çekim etkisi kaybolmuştur. Hayran
olunan o güzel kız, o yakışıklı erkek gitmiş ve yerine son derece çirkef bir
kız, çirkef bir erkek, canavarlaşmış kayınvalideler gelmiştir. İşte
bittiğinizin resmidir. İlişkiniz bitme, tükenme noktasına gelmiş demektir.
c)
Muhafazakar,
dindar kesimde yapılan bazı evliliklerde ise dindar olmaları dışında eşlerden
biri bir tarikat, cemaat mensubu olabiliyor ve bu sefer de daha sıradan
Müslümanlara göre bağlı olunan tarikatın uygulamaları, hayatı yaşayış
şekilleri, giyim tarzları çok çok farklı olabiliyor. Eşlerden biri diğerine
bunu dayattığında anlaşmazlık olabiliyor ve kusura bakmayın biraz abartıyor
olabilirim ama bir eş diğerini neredeyse kafirlikle, günaha girmekle filan
suçlayıp rencide ediyor. Buyrun kolaysa çıkın şimdi işin içinden.
d)
Çiftin
ahlak ve cinsellik anlayışı birbirine uyumlu mu? Söylemek istediğimi çok iyi
anlatan linkini verdiğim şu yazıdaki gibi milenyum kuşağı (hepsini aynı
kefeye koymayalım, en azından bir kısmı için) anlayışı ile artık çok eşli
yaşamak, canının çektiği ile yatmak, canı istediği zaman porno yayınlara
takılmak normal; sadakat anlayışı ve tek eşlilik anormal mi? Bu konu da çok
önemli ve eşler aynı yönde düşünmüyorsa evlilik de yürümez, ilişki de yürümez.
2)
“Karakter farklılıkları çok sorun olmaz. Nasılsa
ileride değişir”
En
çok yapılan ikinci hata. Yine kusuruma bakmayın, değişmeyecek! Hiç huylu huyundan
vazgeçer mi? “İnsanın canı çıkar ama huyu çıkmaz” diye boşuna söylememiş
atalarımız. Flört döneminde aslında bunu fark edersiniz ama aşktan gözünüz kör
olmuştur ya. Göremezsiniz, idrak edip üzerinde ciddi ciddi düşünemezsiniz.
İleride başınıza açılacak dertleri bir bilebilseydiniz, tahmin edebilseydiniz
arkanıza bakmadan koşarak kaçardınız ama neredeee.
Eşlerden
birinin aslında çok sinirli ve öfkeli olması bu kişi erkekse ileride şiddet
görebileceğiniz anlamına gelebilir. Yok bu kişi kadınsa bu sefer de ilişkide
baskın, dominant tarafın kadın olacağı anlamına gelebilir; sert tartışma ve
kavgaların, tabak-çanak kırmaların öncü göstergeleri olabilir.
Eşlerden birinin havai, gezenti bir tipken
diğerinin evde oturup daha sakin, öyle dışarıda dolaşmayı çok sevmeyen bir tip
olması ciddi bir problemdir.
Yine eşlerden birinin plansız ve anlık
yaşayan biri olmasına karşın diğerinin çok hesaplı, planlı olması; önceden
hazırlık yapmaksızın herhangi bir adım atmaması bir anlaşmazlık nedenidir.
Benzer şekilde biri çok temiz, titiz, düzenliyken diğerinin çok dağınık,
düzensiz ve pasaklı bir yaşam şekli olması büyük sıkıntı olacak demektir.
Örnekleri çoğaltabiliriz ama evleneceğiniz kişiyle karakteriniz uyuşmuyorsa iyi
arkadaş olamazsınız. Evet zıt kutuplar birbirini çeker ve belki bir süre
birbirinizi tamamlayan bir ilişkiye sahip olabilirsiniz ama ilişkiniz ilerleyip
eskidikçe bunlar çok göze batmaya başlar ve karakterler arasındaki uçurum
büyükse bir noktada yine olumsuz gelişmelere yol açabilir.
3)
“Evlenilecek kadın, yatılacak kadın anlayışı”
Maalesef kimi erkeğimizin evlilik için
böyle ilginç düşünceleri var. Buna göre iyi aile kızı, helal süt emmiş, namuslu,
anne olabilecek bir kadın bulunca beğenmese bile, fiziki çekim hissetmese bile,
elektrik alamasa bile hemen evlenmek ister. Birçok örnekte de bu kızları
anneleri bulur, evlenmesi için ısrar eder. Öyle ya, erkek nasılsa yatılacak
aşüfte başka bir kadını her zaman bulabilir. Ama çocuğunu yetiştirecek,
kendisini aldatmayacak, sadık, evine hizmet edecek bir kadını zor bulur. Fena
halde çifte standart uygulaması olan bir anlayıştır bu. (Konuyla ilgili daha
önceki yazıma bakınız: LİSELİ GENÇLİK HALLERİ,CİNSELLİK VE BEKARET ÜZERİNE )
Bir kere biri evdeki çocuğunun annesi kutsal
kadın, diğeri dışarıdaki yatakta iyi ve zevk aldığın aşüfte kadın olmak üzere
ikili bir hayat sürdürmek etik bir davranış mıdır? Evdeki kadına yazık değil midir?
Bu erkek göz göre göre eşini aldatmayı daha başından kafasına koymuş “iyi
insan” tanımından çok uzak, ihanet içindeki biridir. Kaldı ki günümüzdeki çoğu
kadının gözü de açılmıştır. Saf gibi görünen bu tarz ev kızları da şu iletişim
çağında eskiden olduğu kadar saf değildir. Evdeki kutsal annenin aldatıldığını
fark etmeyeceğini düşünen erkek büyük bir yanılgı içindedir. Eninde sonunda
durum ortaya çıktığında ise ailenin dağılışına ve çocukların perişan olmasına tanıklık
edersiniz.
Bu çifte standartçı uygulamayı, geri
kalmış düşünce biçimini silin atın kafanızdan. Kafanızda nasıl bir kadın varsa,
nasıl birini beğeniyorsanız o kadını bulmaya çalışın ve onunla evlenin. Annenizin
her tavsiye ettiği kızla evlenmek için olaya balıklama atlamayın. Hem aile kızı,
helal süt emmiş, namuslu, anne olabilecek bir kadın hem de fiziken çekim
hissedeceğiniz, yatakta sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz birini bulmadan da
evlenmeyin. Aile kurumunu ayaklar altına almayın. Allah iyi kalpli, temiz
kadınları bu tip erkeklerden korusun. Amin.
4)
“Flört döneminde veya görücü usulü oluyorsa evlilik
öncesi çocuk sahibi olma, evlenince oturulacak yer, ev işi ve yemek yapma konularını
ileride oturur konuşuruz, anlaşırız” diye düşünerek hafife alma.
Bu konular da
günümüzde artık üzerinde çok iyi anlaşılması gereken konular. Eşlerin bu işleri
nasıl paylaşacaklarına evlilik öncesi karar vermeleri çok önemli. Çünkü artık
çoğunlukla erkek de kadın da çalışıyor. Kadın çalışacak olsa da çalışmasa da
kanaatimce şu sorulara yine de cevap bulunması gerekiyor. Evlilik sonrası ev
işleri paylaşılacak mı? Yemeği kim yapacak? Veya hatta yemek yapmayı biliyorlar
mı diye de sorabiliriz J çünkü evleninceye kadar yemek
yapmayı öğrenmemiş, poşet çaylar yüzünden çay demlemeyi bile bilmeyen çok
kızımız var. Erkek de eğer öğrencilik döneminde yalnız yaşayıp yemek yapmayı
öğrenmemişse, evleninceye kadar ailesinin yanında kalmışsa büyük ihtimalle
yumurta bile kıramıyordur. İleride çocuk sahibi olunacak mı? Olunacaksa bakımı
nasıl olacak? Anne çalışmayı mı bırakacak? Bakıcı mı tutulacak? Bakıcının
ücreti çalışan kadının maaşından mı karşılanacak? Koca mı karşılayacak? Yoksa
aile büyüklerinden biri mi bakacak? Aile büyüklerinden biri bakacaksa
evlendikten sonra oturulacak yeri seçerken annelerden birine yakın olması diğer
eşi rahatsız edecek mi? Yakın oturulacak anne, çekirdek ailemizin iç işlerine
çok karışan bir tip mi? Mesela eve alınacak herhangi bir eşyaya karar
verilirken kızını veya oğlunu istediği doğrultuda yönlendirip diğeri eşi
çileden çıkarabilecek davranışları olan biri mi?...vb. gibi bu çerçevedeki bir
çok soruya çiftlerin evlenmeden önce cevap bulup uzlaşmaları, kurulacak yuvanın
uzun ömürlü olmasına büyük katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak demek
istediğim şu ki evlilik bana kalırsa ne olursa olsun kutsal bir kurum ve
erdemli, ahlaklı, seviyeli bir hayat sürebilmek için evlenmek şart. Ama
evlenmiş olmak için evlenmek yanlış! Oğlunu, kızını, arkadaşını evlendirmek
için, başını biran önce bağlamak için acele etmek yanlış! Önce bilinçli bir
şekilde yukarıda bahsettiğim konularla ilgili kararlar verilmeli, kafalar net
olmalı ki belki de tüm hayatınızı bir ömür boyu; hatta inanıyorsanız öteki
dünyanızı da olumlu veya olumsuz etkileyecek olan eş, hayat arkadaşı seçimi
doğru yapılabilsin, doğru kişiye aşık olabilmenin ortamı bilincimizde oluşsun
ve evlilik korkulacak bir cehennem hayatı değil huzur ve mutluluğun hüküm
sürdüğü bir cennet bahçesi olabilsin.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder