26 Haziran 2016 Pazar

ÇALIŞAN KADIN MI? ÇALIŞMAYAN KADIN MI?


                   Günümüzde evlilikler için eş tercihi yaparken erkeklerin; evlenirken veya doğum kararı aldığında kadınların üzerinde uzun uzun düşündükleri konulardan biri de budur. İçinizden bazılarının “Böyle soru mu olur? Tabii ki çalışan ve kendi ayakları üzerinde duran kadın” dediğini duyar gibiyim J. Ama günümüz kadın erkek ilişkilerinde olay o kadar basit değil. Hele işin içine çocuk yetiştirme ve büyütme girince hiç kolay değil. 

     Gözlemlerime göre ülkemizde en fazla bulunan alt ayrımlarıyla birlikte temelde 2 tip kadından bahsedebiliriz. Sırayla bahsedip derdimi anlatmaya çalışacağım. Amacım kimseyi yargılamak veya yermek değil ama olan durumu da anlatmak istiyorum ki birlikte olacağınız kişiyi seçerken ona göre karar verin, kimse kimseyi incitmesin, kırmasın, üzmesin. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bu iş farkındalık işi, tecrübe işi, karşısındakini tanıyabilme ve anlayabilme işi. Tabii bunlarla bağlantılı olarak kader, kısmet işi. İyi niyet, kötü niyet işi. Yine çoğumuz farkında olmasa da dünyada yeniden tasarlanmaya çalışılan hayat şartlarının değiştirilmesi yoluyla yeni kadın–erkek ilişkileri mühendisliği işi. 
 
 
                   Öncelikle şunu belirtmeliyim. İster kadın açısından ister erkek açısından bakın, bugün gelinen noktada geleneksel kadın-erkek ilişkilerinin yerine kadınların erkek gibi davranmaya, yaşamaya, mücadele etmeye zorlanması; erkeklerin evde kadınların yaptığı işlere isteyerek veya istemeyerek el atması, bazılarının neredeyse kadınlar kadar hanımefendi, pardon beyefendi davranışlar sergilemesi; erkek-kadın arasındaki görev paylaşımları sahasının iyice muğlaklaşması ve daha bireyci yaklaşımların artması kadına da erkeğe de mutsuzluk ve yalnızlık olarak geri dönmüştür. Şimdi hem çoğu kadın yalnız ve mutsuz, hem çoğu erkek yalnız ve mutsuz.


                  Ama sözde herkes çok özgür, herkes kendi ayakları üzerinde sevgisiz, paylaşımsız yaşayıp AVM’lerde istediği markayı alıp giyiniyor. Yalnızlıkları ise evcil hayvanlar gideriyor. Herkeste “Ben böyle mutluyum” pozları, selfie’leri, tweetler, instagramlar, snapchat’leri. “Bakın şöyle yemek yiyorum, şöyle yerleri geziyorum, şöyle restoranlara gidiyor, şöyle para harcıyor, şöyle seksi görünüp karşı cinsi şöyle etkiliyorum” pozları. “Ben kendime yetiyorum, yogamı da yapıp mutluluktan uçuyorum, içime ışıklar doluyor, adeta evreni keşfettim, içimde yaşatıyorum” geyikleri…vb. Hepsi boş bunların biliyor musunuz? Mutsuzluğunu, yalnızlığını tüketimle, sözde özgürce dolaşıp istediği yerde yemek yemekle, gezmekle, istediği lüks arabayı veya şirin kediciğini, köpekçiğini alıp önünde/yanında poz vermekle, spor salonlarında kas ve vücut şekillendirmekle gizleyip kendine gerçek durumunu itiraf edemeyen kadın ve erkeklerin davranış modelleri. Zaten itiraf etse pat diye depresyona girecek, en iyisi itiraf etmeden yaşayım tercihi bu.














    
            Halbuki hiçbir köpek, kedi, hayvan, spor, yaşam koçu, psikolog, psikiyatr, lüks yaşam aktivitesi akşam işten çıkıp eve gittiğinizde sizi sevgiyle, ilgiyle, samimiyetle, şefkatle sarılacağınız; en önemlisi de güven duyacağınız ve dertlerinizi paylaşıp uzun uzun konuşabileceğiniz, sizi rahatlatacak, kollarında huzur bulacağınız, yatakta tutkuyla sevişeceğiniz, başka kadın veya erkeğin koynuna girmeyeceğine emin olduğunuz, size farkında olarak evlilik birliğiyle ve sadakatle bağlı eşinizin, kadınınızın/erkeğinizin yerini tutmaz! 













               Şunu bilmek lazım. Tabiatın da yaratılışın da bir düzeni, kanunları var. Bunlar hem psikolojik hem de maddi kanunlar. İnsanoğlu şu veya bu sebeple dengeyi bozduğunda kendisi de yalpalamaya, bozulmaya başlıyor. İlişkiler çığırından çıkıyor ve iyi insan olmaktan uzaklaşıp kötülüğün, mutsuzluğun, yalnızlığın, ihanetin ve depresyonun kollarına bırakıyor kendini.      


      Konumuza dönersek birinci tip kadınımız büyük olasılıkla liseyi veya üniversiteyi bitirince evlenmeyi tercih eden okumuş ev kadınımız. Bu grup aslında çalışmayı düşünmüyor ve geleneksel kadın-erkek ilişkisine ve görev paylaşımına inanıyor. Mutlaka çocuğu olsun ve kendisi bizzat yetiştirsin istiyor. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor:
 

 a)      İlk ayrımdakilerin farkındalığı yüksek ve amaçları doğrultusunda evlenip çoluk çocuk sahibi oluyorlar. En çok önem verdikleri şey “para” değil, ailenin bir arada olması ve vatana millete hayırlı evlat yetiştirmek. Karşılığını öteki dünyada da bu dünyada da alacaklarına inanıyorlar. Şansları varsa hem iyi davranan hem de evin geçim masrafını karşılayacak kadar para kazanın bir koca ile geleneksel aileyi kurup çocuklarıyla bizzat kendileri ilgilenip yetiştiriyorlar. Kocadan maddi anlamda beklentileri çok yüksek değil. Yeter ki sevgi dolu bir yuvaları ve onları aldatmayacak bir kocaları olsun. İyi günde de kötü günde de kocalarının yanındalar. Gerektiğinde kıt kanaat geçinip iyi günlerin tekrar geleceği güne kadar sabırlılar, kocalarına hep destek oluyorlar ve karşılığında da kocalarından büyük saygı ve sevgi görüyorlar. İlk parasal krizde yuvayı terk edip boşanmıyorlar. Bu gruptakiler hem bu dünyada hem de öteki dünyada saadeti aileleriyle beraber yakalamaya en büyük adaydırlar. Diğer taraftan kocaları adam gibi adam çıkmazsa, tüm fedakarlıklarına rağmen eziyet ve şiddet görürse bu kadın grubu maalesef çok büyük hayal kırıklığı yaşıyor ve aile dağılınca olan kadına ve çocuklara oluyor. Kadın zor durumlara düşebiliyor. Lanet olsun bu kadın grubunun değerini bilmeyen erkek müsveddelerine. 
 
 
           b)     İkinci ayrımdakilerin ise hiç farkındalığı yok. Büyük olasılıkla anneleri tarafından çalışmalarına gerek kalmayacak şekilde zengin koca bulmaları yönünde motive edilmiş, beyni bu yönde yıkanmış aile kızları. Maalesef menfaatçilerdir. Gözlerini para hırsı bürümüştür. Hele bir de fiziki güzellikleri yerindeyse türlü kaprisler, naz niyaz ile erkeğin emdiği süt burnundan getirilir. Erkek bir türlü karısına yaranamaz. Kız annesi türlü taktiklerle kızını yönlendirir. En çok dikkat edilen şey ise kız annesine yakın yerde oturulur ki her an damadın tepesine binmek için psikolojik üstünlük kız tarafında olsun. Çocuk sahibi olmak ise onların gelecek garantisi, sigortası adeta. Evet genelde çocuklar bakıcılar değil, kendileri tarafından yetiştirilir. Ama tabii koca zengin olunca kendilerine yardımcı olacak, hatta evde bir oda verilerek full-time çalıştırılacak bir yardımcı kadın da olabilir. Olmazsa, “Bak hayat müşterek, sen de artık evde şu işleri yap. Ev işlerini, çocuk bakımını paylaşacağız” denilerek erkek dumura uğratılır. Ayrıca kocadan mutlaka üzerine ev, kat, yat, araba yapması filan istenir. Kendisine özel banka hesabı açılması istenir. Erkeğimiz de karısına yaranacak ya, istekleri genelde kabul edilir. Para olduğu sürece bu grubun evlilikleri de öyle ya da böyle yürür ama erkeğin maddi durumunun bozulması durumunda büyük bir alt-üst yaşanır. Hemen boşanma davası açılır (öyle ya maddi refah bitince erkeğe de ihtiyaç kalmamıştır) ve erkekten koparılabildiği kadar çok mal varlığı maddi kazanım elde edilmeye çalışılır. Çocuklar istediklerini kabul ettirmek için silah olarak kocaya karşı kullanılır. Evet, çocuklar bakıcılar yerine anneleri tarafından büyütülmek açısından şanslı olsalar da uzun vadede babasız kalıp baba sevgisinden mahrum kalırlar. Allah böyle kadınları da iyi erkeklerden uzak etsin, karşısına çıkarmasın. Tabii bu gruptaki kadınların karşısına hiç beklemedikleri şekilde baskın karakterde, Allah korkusu olmayan bir erkek çıkarsa bu yapılanları hazmedemeyen erkek tarafından cinayete kurban gidebilirler. Ya da mafyavari iş ilişkileri olan bir adama denk gelirlerse boşanmak istediklerinde evlerinden çocuklarından olurlar ve sokağa atılıp annelerinin evlerine postalanırlar. Mahkemeler ve kanunlar böyleleri için çok yeterli olmaz. Bu durumda kendi etmiş kendi bulmuştur. 

       İkinci tip kadınımız üniversiteyi veya yüksek lisansını, doktorasını bitirince hem evlenmeyi hem de çalışmayı tercih eden grup. Farkındalıkları genelde yüksek ama işleri hiç ama hiç kolay değil. Çünkü hem kariyer yapmak hem de karar verilince çocuk yapmak ve onlarla ilgilenmek kolay bir şey değil. Bu gruptakileri de üçe ayırmak mümkün: 


a)      İlk ayrımdakiler kariyer yapma tutkusu ile kesinlikle çocuk sahibi olmaya karşıdırlar. Ayrıca eşleri ile tüm ev işlerini bölüşmek isterler. Kendilerine de gayet iyi bakarlar. Erkek tarafı da çocuk istemiyorsa ve maço bir yapısı yoksa bu evliliklerde genelde çok sorun olmaz ama erkeğin illa ki çocuk sahibi olmak istemesiyle evlilik genelde boşanmayla noktalanır. Erkeğin kesinlikle çocuk istemeyip kadının çocuk isteyen taraf olması durumunda da genelde ilişki boşanmayla sonuçlanır. Fakat kadının boşanma durumunda kendi ayakları üzerinde durabildiğinden ortada kalma ve zor duruma düşme riski düşüktür.

 
b)      İkinci ayrımdakiler çocuk sahibi olmayı ister ve çocuk olduktan sonra ev işlerinin bölüşümü konusunda daha çok kendisi fedakarlık yapsa da eşinden de yardımcı olmasını, hayatın yükünü paylaşmasını rica eder. Kişisel bakımına da dikkat eder, kendini salmaz, hızla doğum öncesi kilosuna dönmeye çalışır. Tarzı anaçtır ve erkeğini iyi tanır. Tatlı diliyle erkeğini çaktırmadan yönetmesini bilir. Erkek de af edersiniz eşşek değilse, adamsa karısına yardım eder, karısının daha fazla fedakarlık yapmasına fırsat vermeden görevini bilir. Hayatın yükünü paylaşır. Çocuklar kadının kanuni izin süresi sonunda ya bakıcıya ya da anneanne veya babaanneye teslim edilir. Bu tip çalışan kadınların evliliklerinde daha başarılı olduğunu gözlemlediğimi söyleyebilirim. Tabii çocuklar eski dönemlerdeki kadar anne sevgisi ve ilgisinden mahrum yetişir ama kötünün iyisi senaryo günümüzde budur. Ayrıca diyelim ki her şeye rağmen evlilik istenildiği gibi olmadı veya erkek tarafında sorun çıktı, tabii ki boşanma durumunda kadın kendi ayakları üzerinde durabildiğinden ortada kalma ve zor duruma düşme riski düşüktür. Çocukların yükü de karı koca arasında paylaşılır.
 

c)      Üçüncü ayrımdakiler ise çocuk sahibi olduktan sonra erkeğe karşı çok emredici olup dominant bir karakter sergilerler. Ev işleri ve diğer tüm görevler kesin ve kati olarak %50 - %50 paylaşılır. Tarzı feministtir. Erkek karşısındaki bu değişime uğramış kadını tanımakta zorlanır. Kişisel bakımına da dikkat eder, kendini salmaz, hızla doğum öncesi kilosuna dönmeye çalışır ama çocuklar için erkek ihmal edilebilir. Çocuklar adeta sanki işyerinde kendisine verilen yeni bir proje gibidir. Tüm yaşam A’dan Z’ye planlanır. Küçük yaşta çocuklara dil, piyano, bale kursları, at çiftliklerinde dersler…vb. derken erkek bu yük altında ezildikçe ezilir. Karısı o ilk tanıştıklarındaki naif, çekici kız değildir. Adeta içinden yönetici bir erkek fışkırmıştır, "Patron benim" demektedir. Birbirine katlanma ve dayanma gücüne göre her ne kadar evliliği devam ettirebilenler varsa da çoğunlukla bu ilişkinin de sonunun boşanma ile bitmesi muhtemeldir. Bunun için erkeğin o çok özlediği ve kendini değerli hissettiren; hükmedici, yönetici, dominant, feminist değil tam tersine erkekteki koruma ve kollama güdüsünü harekete geçirebilen yeni bir kadınla karşılaşması yeterlidir. Diğer taraftan tam tersi şekilde belki de karısı sinik, ezik, her dediğini yapan kadın gibi koca yerine biraz maço, dediğim dedik, söylediğinin arkasında duran ve masaya yumruğunu vurdu mu ses getiren, kadının her dediğine “Peki karıcım” demeyen, kendi istediğini de yaptırabilen başka bir adamla da karşılaşır ve sinik, kılıbık kocasını bırakıp yeni bir evliliğe yelken açar. Tabii tekrar hatırlatmak gerekmez belki ama boşanma durumunda kadın kendi ayakları üzerinde durabildiğinden ortada kalma ve zor duruma düşme riski düşüktür. Çocukların yükü de karı koca arasında paylaşılır.    

     Bu noktada kadın okurlarımdan özür dileyerek bir şeyi itiraf etmelerini isteyeceğim. Tamam evde size çok yardımcı olan, İtalyanlar gibi aşçılık yapıp lezzetli yemek pişiren, bebeğin bezini değiştiren, evde temizlik yapan, bulaşık yıkayan, çamaşır makinesine sırayla çamaşır atmaya dikkat eden veya kendi çamaşırını kendi yıkayan, iyi eğitimli, yurt dışı kültürü almış, iyi dans eden ultra kibar salon erkeği ilk başta size romantik, cazip geliyor. Hele bir de fifi gibi itaat eden, sürekli “Tamam karıcım. Peki karıcım.” diyen, sürekli ağzınıza bakan kılıbık bir şeyse bir ömür bu adamı sever, sayar ve sıkılmadan hayatınızı paylaşır mısınız? Hadi dürüst olun. Yoksa o yaratılışınızda var olan, neslin devamı ve korunma için güçlü dişi içgüdülerinizin isteseniz de istemeseniz de devreye girmesiyle adama bir süre sonra aşk bitti deyip tekmeyi basar, boşar ve kendinizi karşınıza çıkacak erkek gibi bir erkeğin kollarına mı atarsınız? Gerçekte yaşanmış, bir arkadaşımın başına gelen örnekte adam mahkeme sonrası hala “Ben nerede hata yaptım? Karımın bir dediğin iki etmedim. Gayet modern ve paylaşımcı bir adamdım. Ne oldu da bu evlilik yürümedi? Niye boşandık biz?" diye söylenip duruyordu.  
 
     Erkek okurlara buradan naçizane tavsiyem şu ki, karınızla hayatı paylaşmak, evde iş bölümü yapmak güzel şeyler. Bunlar yanlış değil. Çalışan bir karı-koca arasında olması gereken şeyler. Ama bunu abartırsanız, yeri geldiğinde erkek gibi davranmaz da medyanın modern, romantik erkek tavsiyelerine uyar; güzel eşlerinizin, kayın validelerinizin tamamen dümen suyuna girip de kılıbık bir şey olursanız en kısa zamanda tekmeyi yiyeceğinizden, ihanete uğrayacağınızdan emin olabilirsiniz. Tabii istisnalar olabilir ama genel kaideyi bozmazlar. Erkekler, hadi siz de itiraf edin. Yemek yapmak, çocuk bezi değiştirip bulaşıkları makineye koymak, temizlik yapmak, çamaşır yıkayıp asmak elinize yakışıyor muydu? Yoksa iğreti bir durum hissediyor muydunuz? Yaratılışınızdan gelen erkek içgüdüleriniz arada bir devreye girip “Ne yapıyon sen oğlum? Böyle adam mı olunur? Maaşallah pek de güzel mantı açıyormuşsun, bari bir de etek giy de ev işi yaparken de rahat et, daha ferah olur, az terlersin” filan diyor muydu? J  

     Evet, biraz abartarak anlatıyorum ama maymuna çevrilmiş bu erkek tipi bir süre sonra yatakta da performans sorunu yaşamaya başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz. Öyle ya sürekli “Peki karıcım, evet karıcım” demeye alışmış adamın karısı sizce yatakta tam tatmine ulaşır mı? Peki kadınların genelde daha serseri tipli, hafif sakallı erkekleri çekici bulmaları sizce tesadüf mü? Evet hanımlar, beyler. Anlatmak istediğim şeyi umarım anlatabilmişimdir. Artık bu tespitlerden sonra nasıl bir erkek ve nasıl bir kadın olacağınıza karar vermek, hangi risklerle karşı karşıya olduğunuzun farkındalığı ile size kalıyor. Yazdıklarıma katılmayabilirsiniz ama yaşanan gerçekler, şahit olduğum, gözlemlediğim fiili durum budur. İnanmıyorsanız, aksini iddia ediyorsanız buyrun siz de deneyin. Erkek ve kadının yaratılışlarına, içgüdülerine aykırı bir şekilde modernlik adı altında karşı koymasının sonuçlarını bir de siz test edin. Ama sonradan mutsuz ve pişman olmayın, benden günah gitti.
 
   Bu arada tüm gruplarda ve olasılıklarda erkek veya kadın fark etmez, eğer evlilik sonrası veya doğum sonrası fiziki ve kişisel bakım anlamında kendini bir salıverme, göbeklenme durumu olursa her durumda eşinizden boşanma ihtimalini bayağı arttıracağınızı bilmeniz gerekir. Detayları şu yazımda bulabilirsiniz.
 

                Aslında yazının başında belirtmediğim üçüncü bir çalışan kadın tipi var ki şu an için azınlıkta olduğunu tahmin ettiğimden 2 ana kadın tipine dahil etmedim. Çünkü yazıda çokça bahsi geçen evlilik ve çocuk sahibi olmak gibi bir idealleri yoktur bu grubun. İkinci gruba giren kadınlar gibi üniversite mezunu, hatta çoğu yüksek lisans veya doktora yapmış, batı ülkelerine ve yaşam tarzlarına çok özenen, milli, dini değerlerden ve toplumunun gerçeklerinden uzak kalmayı tercih etmiş veya ailesi tarafından özellikle bu şekilde yetiştirilmiş, çoğu hayatının belli bir döneminde yurt dışında eğitim almış veya yaşamış zengin ve kültürlü aile kızlarıdır. İşe girince yalnız ve özgür yaşamayı, genellikle de örneğin Istanbul'da Nişantaşı, Taksim, Cihangir, Etiler, Levent gibi semtlerde oturmayı tercih ederler. Çoğu da büyük, uluslararası şirketlerde iyi maaşlarla çalışan cici kızlardır. Onlar için evlenmek filan çok demode ve lüzumsuz bir şeydir. Kafalarına göre takılabilecekleri, anlaşabilecekleri bir adamla düzeyli beraberlik yaşamayı tercih ederler. İçinde bulunduğumuz dünya şartlarında dünyaya bir çocuk getirmek ise çok gereksiz ve lüzumsuzdur. Çünkü çocuğu iyi bir gelecek beklememektedir. Fakat kadın kadındır tabii, çok emin oldukları yaşam tarzları onlara istediklerini çoğu zaman vermeyecek ve ileride pişmanlık duyacaklardır. Bu tip kadınlarla ilgili daha fazla detayı şu yazıda bulabilirsiniz. 


 




 

      Sonuç olarak demek istediğim şudur ki kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bilmez de roller birbirine karışırsa veya taraflardan biri menfaatçi ve kötü niyetliyse çalışan kadın olsun olmasın o evliliğin yürümesi çok zor. Ama ortada iyi niyet, gerçek aile sevgisi, vatana millete hayırlı evlat yetiştirme tutkusu ve farkındalık varsa ister çalışan kadın olsun ister çalışmayan kadın olsun evliliğin iyi gitme ihtimali her zaman çok daha yüksek gibi görünüyor.