Kız babası olanların genelde şanslı olduğunu düşünenlerdenim. Önceki yazımda, 19 yaşında Asperger teşhisi alan oğlumdan bahsetmiştim.
Şimdi ise güzeller güzeli, mücadeleci ve bana göre mecazi anlamda şu hayatta bordo bereli derecesi kazanan kızımdan bahsetmek istedim 😊
Öncelikle kızım, ilk doğan çocuk olarak ailenin herhalde en çok ilgi gösterdiği ve sevgiye boğduğu çocuk oldu. Küçükken neredeyse hiperaktif diyebileceğim bir çocuktu. Sürekli kıpır kıpır, hareket halinde, yerinde duramayan bir bebekti ve o da aynı oğlum gibi çok zeki bir çocuktu. O kadar hareketliydi ki bir gün evde akrobatik hareketler yaparken şak diye yere düşüp kaşını bir mobilyanın sivri kenarına çarptı ve kaşını yardı. Tabii dikiş atıldı. Bu olaydan sonra bile durulmadı ama onun böyle neşeli, sevecen, güler yüzlü ve hareketli olması hoşumuza da gidiyordu açıkçası. Oğlumun aksine çok çabuk insanlarla kaynaşan, sosyal olmayı seven ve hemen yabancı ortamlarda bile sosyalleşebilen, çok çabuk kendisine arkadaş bulabilen, zeki bir Aslan burcu kadını olarak herkesin her zaman ilgisini üzerine çekmeyi başarmıştır.
Arkadaş gruplarında hemen kendini yönetici pozisyona yerleştirip diğerlerini etkileyip liderlik de yapabilen bir kızdı. Kardeşi doğduğu zaman o kadar kıskandı, o kadar kıskandı ki zavallı, sessiz, sakin çocuğa çaktırmadan yapmadığını bırakmadı tabii 😊 Eee tabii, tüm ilgi üzerindeyken aniden minik, tatlış ve sevimli bir bebek kendisine rakip olmuştu. Uzun bir uyum süreci ve eğitici konuşma ve telkinlerden sonra neyse ki kardeşine alıştı ve ona ablalık yapıp bu sefer sahiplenici bir rol üstlenmeye başlamıştı ki işte tam o sıralarda olanlar oldu. Ebeveynlerinin boşanması ve ayrılması hadisesini yaşadı. O sırada ilkokuldaydı ve zaten çok zeki olduğu için bir şeyleri önceden hissetse de olaylar gerçekleştiğinde ciddi bir travma yaşadığını sonradan öğrendim. Kız çocuğu için babanın kaybı, evden ayrılması, her ne kadar çok güçlü bir kişilik ve karakter olsa da onu çok etkilemişti. Tabii bu olay onun hayattaki ilk askeri eğitimi oldu. Benimle her zaman çok ilgiliydi ve boşanma süreci ve sonrasında da düzenli olarak benimle mahkemenin karar kıldığı hafta sonlarında görüşüp her şeyi konuşmaya çalıştı. Durumu anlamaya, kendince çözümler üretmeye odaklandı. Annesi ile babasının eskisi gibi bir arada olmasını çok istiyordu.
Diğer taraftan kardeşine önceleri co-pilot anne, ikinci anne olarak deli gibi sahip çıkıyordu. Çünkü biliyordu ki o daha küçüktü ve boşanmadan en çok etkilenen yine erkek kardeşi olmuştu. Zaten sessiz ve sakin kişiliği olan çocuk iyice içine kapanmış ve sürekli sağlık sorunları yaşar olmuştu.
Neyse ki sorumlu bir baba olarak, mahkemenin müsaade ettiği zamanlarda aradaki 55-60 kilometrelik yola rağmen üşenmeden ve çok büyük bir sevgi, istek ve görev bilinciyle çocuklarımı düzenli olarak görüyordum. Ayda 2 hafta sonu bende kaldıkları hafta sonlarında onlara mümkün olduğunca çok uzun zaman ayırıyor, kaliteli zaman geçiriyordum. Sırf çocuklara yakın olmak ve ihtiyaç halinde onlara hızlı ulaşabilmek için işim Istanbul Anadolu yakasında olsa da, trafiğe katlanmak zor gelse de Avrupa yakasındaki evimden taşınmamış, çocuklara yakın olmayı seçmiştim. Çünkü hala rahatsızlandıklarında ilaç saatlerini bile telefonla ben arayıp onlara hatırlatıyordum. Eski eşim bırakın çocukların ilaç saatlerini, kendisinin bile ilaç alma saatlerini atlar, önemsemez; evliyken bunları ben kontrol eder, kendisine hatırlatır, ilaçlarını almasını sağlardım. Çocuklar hasta olduğunda veya bir diş hekimine gitmeleri gerektiğinde veya kıyafet alınacağında veya farklı bir ihtiyaçları olduğunda çocukları hemen bunları benden istemeleri konusunda sıkı bir eğitimden ve telkinden geçirirdi. Buluştuğumuz hafta sonlarında veya durum acilse işi gücü bırakır, bazen izin alır, ben koştururdum. Nafaka ödemeleri sadece eski eşin kendi ihtiyaçlarına giderdi. Bunu hiç dert etmedim. Zaten bu işlerin böyle olacağını, o düşman başına denilen kayınvalide tipi varken, kendi kızını evliyken bana karşı kışkırtıp narsistik ego yarışı yaptırırken yaşattıklarından belliydi. Çocukların ne ihtiyacı varsa hepsini tek başıma üstlendim ve her ihtiyaçlarını giderdim.
Bu çocukların her tür ihtiyacı konusunu biraz açacağım. Bu ihtiyaçlara sadece maddi değil, manevi veya kültürel veya insani-dünyevi bilgi ihtiyaçları da dahildi. Yahu nasıl bir anne çocuklarını dünyada başlarına gelebilecek şeylere karşı hazırlamaz? Niye üşenir? Bunun için niye vakit ayırmaz? Öğrenmeleri gereken şeyleri sadece okul arkadaşlarının insafına mı bırakır? Bunu hiç anlayamamıştım ama sonradan okuduğum kitaplar ve görüştüğüm uzmanların görüşlerinden nedenini öğrendim ama burada detaya girmeye gerek görmüyorum. Sonuçta düşünün, bir kız çocuğunuz var. Okula gidiyor, gelişiyor, serpiliyor. Dünya kötü, zaman kötü. Kendisini nasıl koruyacağını, ergenlikte nasıl davranacağını filan bilmesi lazım. Yine bilinçli ve farkındalığı ancak boşanma sürecine girince artmaya başlayan, deli gibi araştırma yapıp kitap okuyan, düzenli gazete ve makaleler okuyan entellektüel biri olarak şuna karar verdim. Çocuklara öyle akılda kalacak, kolay anlayacakları bilgiler vermeliyim ve eğitmeliyim ki ben yanlarında değilken de bir davranışı niye, niçin yapmaları gerektiğini bilsinler. Aynı şekilde tam anlayamadıkları bir olayla veya felsefeyle veya moda bir akımla ilgili nasıl sorgulama yapıp bilinçli ve şüpheci bir şekilde akıl yürütmeyi yapacaklarını öğrenmeleri gerekiyordu.
Zaten tasavvufa ilgi duyuyordum, o sırada derin tasavvufa da ilgi duydum ve dünyadaki olayları, savaşları, çekişmeleri, inanç ve felsefe akımlarını ilgiyle eskiden beri takip ederken ezoterizm ve ezoterik bilgiyle tanıştım. Bu bilgi seviyesi derin tasavvufun da konularından biriydi aslında bana göre. Bunları iyi öğrenip anlayınca, bol kitap okuyup kendimi geliştirince çocuklarıma da dünyada olup biten şeylerin neden ve niçin olduğunu, mantığını, felsefesini anlayacakları şekilde anlatmaya başladım ve kendilerini, zihinlerini kötü insanlara, kötü niyetli akımlara…vb. karşı korumayı öğrendiler diyebilirim. Kızım özelinde ise ilk eğitimi anneden alması gerekirken çok zorlansam da onun anlayacağı kelimeleri araştırıp seçerek ilk cinsellik eğitimini ortaokul çağlarında ben vermek zorunda kaldım. Çünkü annesinin umrunda bile değildi. Kendi kaotik ve karmaşık hayatını yaşıyor, annesiyle, yani eski kayınvalidem ile kayınpeder ile sürekli kavga ediyordu. O arada çocuklar birinci önceliği olur muydu bilemiyordum. Sordum, kızımdan bazı şeyleri annesiyle konuşup konuşmadığını öğrenmeye çalıştım. Bırakın bu konuları, makyaj yapmayı bile annesi ona göstermiyordu, ilgilenmiyordu. “Saldım çayıra, mevlam kayıra” modelinde bir yaşantısı vardı çocuklarla. Arkadaşlarından yarım yamalak öğrenmişti makyaj yapmayı filan. Kızım da kendini bu konuları benimle konuşurken o kadar rahat hissetmemiştir ama şunu çok iyi biliyordu. “Babam her zaman bizim iyiliğimizi düşünür. Çok bilgili biri ve gerekli görmese bunları bana anlatmazdı. Annem zaten bizimle yeterince konuşup ilgilenmiyor.” Dolayısıyla çok dikkatli ve titizce seçilmiş kelimelerle utanç duymayacağı şekilde cinsellikle ilgili bilgileri kendisine oğlum başka bir şeyle meşgulken, onun duymayacağı şekilde farklı bir odada, teke tek konuşarak anlattım. Bekaret ve zina konusu da dahil bu konuların dinimizde Kur’an-ı Kerim’de de nasıl düzenlendiğini nedenleri ile birlikte anlattım. Bu bilgileri kendisine vermekle ebeveyni olarak dinen yükümlü olduğumu ama sonuçta irade sahibi yetişkin bir birey olarak kendi hayatını nasıl yaşayacağı konusunda kendisinin karar vereceğini, öteki tarafta da vereceği kararın ve yaşadıklarının hesabını benim değil kendisinin vereceğini özellikle belirttim. Evlilik ve arkadaşlık arasındaki farkları ve dünyada bu konuda neler oluyor konusunu ABD, Avrupa ülkelerinden örneklerle anlattım. Tecavüz istatistiklerine kadar anlattım bazı şeyleri. İşim icabı ABD dahil 7-8 farklı ülkeye yurt dışı seyahatim olmuştu ve orada yaşayan halkın kültürlerinden, erkek-kadın ilişkilerinin yapısından detaylıca bahsettim. Zaten dediğim gibi aynı oğlum gibi kızım da çok zekiydi. Hemen olayı anladı ve kavradı, utanması filan geçti. Okulunda eğitim hayatına devam ederken neyin ne olduğunu, erkeklerle ilişkilerin nasıl olduğunu, erkeklerin düşünce ve biyolojik alt yapısını çok çok iyi bilmesi ve öğrenmesi gerekiyordu. (Bu noktada okuyucularımdan liseli gençlik halleri, cinsellik ve bekaret üzerine gözlemlerimi içeren makaleyi mutlaka okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.) Yoksa gazetelerde neler neler okuyorduk. Genç kızlar ne zor durumlara düşüyordu. Okul arkadaşlıklarının sınırları çok iyi belirlenmeliydi. Okul dışı arkadaşlıkların ve sınırların da aynı şekilde iyi yönetilmesi şarttı. Yani benim yaşadığımı ve yapmak zorunda kaldığımı yapmış, bu eğitimi vermek zorunda kalan kaç kız babası vardır bilmiyorum ama ben çok zorlandım açıkçası. Eğer benimki gibi ekstrem bir durum yaşanmıyorsa, cinsellik bilgisi eğitimini genç kızlar bence kesinlikle annelerinden almalılar normalde. Buna bir kez daha emin oldum.
Boşanma konusuna geri dönersek, bu aşamada çoğu ATMkoca avlamış Türk kadınının (istisnalar da var ama çok az maalesef) nedense uyguladığı, çocukları babaya göstermeme, çocukla tehdit etme ve ATMkoca olarak görülen saf ve salak, iyi aile çocuğu, işi gücü yerinde olan eski kocadan olabildiğince çok para koparma taktikleri başarıyla kayınvalide desteği ile uygulamaya konmuştu. Daha kredi borcunu bile kapatmak için 5 yıl daha çalışmam gereken o an oturduğumuz evi istiyordu kayınvalide ile eski eş. Kayınvalide zaten bu boşanmanın ana sorumlularından biri ve fiştekleyicisiydi. Detaya gerek yok. Günümüzde kadın-erkek arasında yaşananlardan, ilişkilerin bireyci ve menfaatçi hale gelmesinden, gazetelerin 3. sayfa haberlerinden tahmin edersiniz. Mahkemenin ilk aşamasında çocukların bana gösterilmeyeceği bilgisini alınca klasik Türk erkekleri gibi hır gür çıkarmak, kadına şiddet uygulamak, magandalık….vb. yapmak yerine her medeni erkeğin yapması gerektiği gibi güzel ülkemizde maalesef medeni hukukun erkekleri neredeyse görmezden geldiği boşanma sürecindeki tek bir mantıklı maddeye dayanarak, yani “çocukların ruh sağlığı için anne ve babayla düzenli ilişki içinde olması” prensibine göre mahkemeye konuyu avukatım aracılığıyla şikayet ettim. Şu anda bu madde ve prensip hala geçerli mi? Nasıldır? tam bilemiyorum ama benim boşandığım tarihlerde öyle bir sistem vardı ki, çocuklar resmen “mal” olarak görüldüğünden çocukları göstermeyen ve alıkoyan kim ise o kişinin kapısına icra memuru gönderiliyor, çocuklar haczedilip çocukların görüşme yapması gereken kişiye teslim ediliyordu. Çocukları göstermemekte direnen eşlere karşı ise bir sonraki adımda icra memurları polis eşliğinde gidiyor ve zorla çocukları alma işlemi uyguluyordu.
Ben daha önce zaten bunların olabileceğini önceden sezdiğimden Aile mahkemesinin bizim davaya atadığı Pedagog’dan (Çocuklara bakan psikologlara verilen isim) randevu alıp görüşmeye gitmiştim. Ona davanın ilk celsesi öncesinde şunu sordum: “Hanımefendi, eşimin çocuklarıyla ne kadar iyi ilgilenebileceğinden emin değilim. Boşanma davasını zaten açan taraf eski eşim ama kendisinin bazı davranış ve uygulamaları çocukları kötü etkileyebilir. Küçüklüklerinden beri çocuklarımınki dahil mesela bir hastalık söz konusu olduğunda çocukların ilaç içme saatlerini de, hatta eski eşimin ilaç içme saatlerini de ben takip ederim. Onlara hatırlatırım. Ben o kadar titiz ve hayatı ciddiye alan biriyken, eski eşim kendi ilacını bile zamanında içmeyi unutan biri. Şimdi çocuklarla nasıl ilgilenecek bilemiyorum” dedim. “Bu durumda çocukların velayetini almak için savaşmalı mıyım?” diye sordum. Hanımefendi neyse ki tevafuken bu konularda çok tecrübeli biri çıktı. Ve bana şunu söyledi: “Beyefendi, sizi çok iyi anladım. Zaten kaç baba çocuklarıyla ilgili bu konuda bize danışmaya mahkeme binasına gelir ki? Titiz olduğunuz buradan belli. Bir şirkette üst düzey yöneticisiniz ve işten izin alıp buraya kadar gelmişsiniz. Ama çocuklarınızın yaşı küçük sayılır. Kızınız okula gidiyor ama oğlunuzun yaşı daha çok küçük. Anne çocuğu bunlar. Şimdi siz bu çocukları alsanız eminim daha iyi bakarsınız. Ama bu sefer de anne eksikliği yaşamanın psikolojisi, çocuklarınızı çok daha kötü etkileyecektir. Kötü de baksa bir anne, küçük yaştaki çocuklar için çok önemlidir. Annenin yanında olmaları daha iyidir. Yani çocuklarınız her halükarda zarar görecek. Ama annenin yanında kalarak görecekleri psikolojik hasar, aniden anneden ayrılıp sizin yanınızda kalmalarına kıyasla daha düşük olacaktır. Benim profesyonel görüşüm böyle. Ama tabii ekstrem bir şeyler yaşarlarsa, çocuklara bir zarar gelmesi tehlikesi doğarsa bize müracaat edersiniz. O zaman velayet konusuyla, anne ile ilgili farklı işlemler yaparız. Ama yine de siz bilirsiniz. Siz bu mücadeleye girerseniz, size yine mahkemeye görüş bildirerek yardımcı olurum. Anneyle ve kayınvalide ile ilgili anlattıklarınız pek iyi şeyler değil. Ama şahsi kanaatim, anlattıklarınızı (tabii ben bu yazıda bahsedemeyeceğim bazı ailevi detaylar da vermiştim pedagoğa) hesaba katarak söylediğim gibi” demişti. “Allah razı olsun, tamam” dedim. “Sizin gibi konunun profesyoneli olan birinin görüşü benim için daha kıymetli. Amaç çok afedersiniz eski eşle sidik yarışı yapmak veya ego tatmini değil benim için. Eski eş ego yarıştırıyor olabilir ama çocuklar söz konusu ise ben bunu yapamam. Siz nasıl tavsiye ettiyseniz o şekilde yürüteceğim davayı. Velayeti almak için ısrar etmeyeceğim.” dedim.
Çocukları görememe
konusuna dönersek, ben bu durumla karşılaşınca yeniden bu pedagog hanımın
yolunu tuttum. Neyse ki odasındaydı ve durumu anlattım. “Eşimin, icra memurları
gitse bile çocukları vermemekte direneceğini, polis molis işleri devreye
girerse de bu sefer çocukların psikolojisinin kötü etkileneceğini belirttim ve “Farklı
bir yol izlenebilir mi? diye sordum. Polis eşliğinde çocuk teslim alma işlemi
hakkımdan feragat etmek zorunda kalacağımı, icra memurları çocukları teslim
alamazsa çok da bir şey yapılamayacağından bahsettim. Pedagog hanım da şunu
teklif etti: “Ben icra memurları ile çocuk haczetme işlemine bizzat katılayım.
Eşinizi anlattıklarınızdan az çok tanıdım. Zaten bir kanun maddesi daha var.
Eğer eşler arasında bu tip çekişmeler uzarsa, anne çocukları göstermemekte
ısrar ederse ve çocuklar bundan zarar görürse mahkeme çocukların devlet gözetimine
alınmasına karar verebilir. Ve ne siz, ne de annesi, çocukları doğru şekilde
davranan bir ebeveyn olduğunuza mahkemeyi ikna etmezseniz alamazsınız. Yani bu
sefer olaya çocukların sağlıklı gelişimi ve korunması için devlet el koyar.
Bunu eşinize bizzat ben söyleyim. Kabul etmezse polisi icra memurlarıyla arayıp
çağıralım, ondan sonra polis zoruyla çocuk haczi işlemi yapalım. Çocukların
babaya kasten menfaat için gösterilmemesi kabul edilemez. Tahminim anne de
kayınvalideniz de olayın buralara gelmesini istemeyecektir. Bana bir şans
verin.” dedi. Bana çok mantıklı geldi ve hemen kabul ettim. Ve sonuç pedagog
hanımın dediği gibi sonuçlandı neyse ki.
Uzun süre ikna olmakta
direnen eski eşim yaklaşık 1 saat süren konuşma ve ikna çabalarının ardından
ikna oldu. Ama çocuklar bırakın polisi, yabancı adamlar olarak icra memurlarının
eve girmelerinden bile kötü etkilenmişler ve çok korkmuşlardı. Bir de polis
gelse kim bilir nasıl hissedeceklerdi? Anneleri ve anneanneleri çocuklarımı
meğer hep onları bana zorla gönderip benimle yaşayacakları hayali ilgisizlik ve
kötü koşullar ile korkutuyorlarmış. Huysuzluk yaptıkları veya beni
özlediklerini söylediklerinde “Şimdi sizi babanıza postalarız. O da size
bakamaz. Anneniz de bir daha sizi görmez, ilgilenmez. Annesiz kalıp görürsünüz
gününüzü! O yüzden kesin sesinizi” gibilerinden çocuk psikolojisine aykırı
davranışlar sergiliyorlarmış ve icra memurları gelince onları benim alıp bir daha
anneleriyle görüştürmeyeceğimi veya annelerinin onları geri almayacağını filan
düşünmüşler hep ve panik geçirmişler. Bakar mısınız çocukların bilinçsiz bir
anne veya babanın eline düştüğünde nasıl hırpalandıklarını? Neyse ki icra
memurlarından çocukları teslim aldığımda onlara olayın detaylarını açıkça
anlattım ve sakinlediler zavallı çocuklarım. O tarihten sonra bir daha
çocukları göstermeme tehdidi ile hiç karşılaşmadım. Zaten bunu göze
alamazlardı. Ben bekledikleri gibi bağırıp çağırıp zıvanadan çıksaydım, tam da
onların istediği gibi olacaktı. Beni mahkemeye kötüleyip istedikleri
avantajları (paraları 😉) daha fazla alabilecekler; işte
babaları şöyle kötü, böyle bağnaz, böyle kadın düşmanı….vb. diyeceklerdi. Zaten
avukatı da eski eşime beni kışkırtması ve mümkünse bir tokat atmamı sağlaması,
buna kayınvalidenin şahit olup polis çağırmasını, bu durumun resmi tutanakla
tespiti halinde büyük avantaj olacağını söylemiş. Bunu tahmin eden de bu
işlerde çok tecrübeli olan avukatımdı. Çünkü bunu bir gece ben evdeyken
denediler. Ben hiç karşılık vermeden evden çıktım ve kurtuldum bu tezgahtan.
Yani görüyor musunuz farkındalığın, bilgi sahibi olmanın, iyi bir avukat ile
çalışmanın önemini?
Yahu ben yanlış birisiyle evlenecek kadar ailevi, gönül ilişkilerinde salak ve tecrübesiz olabilirim 😊ama aptal değilim. Bunlar yaşanırken yerli ve yabancı şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptım, yapıyordum. Söz konusu aile olduğunda veya yanlışlıkla hayat arkadaşı olarak yanlış birine güvenmiş olsam da herkesi kendim gibi sanmış olma salaklığı yapsam da yurt dışı birçok ülkede bulunmuş, yarı balkan kökenli medeni bir tipim. Nispeten kendi içinde dinini yaşayan, tasavvufla ilgilenen biriyim diye bağnaz ve gerici mi olacaktım yani?
Ama şunu da belirtmeliyim. Çocuklarımı eski eş ve kayınvalide bana göstermediği için uzun süren bürokratik işlemler nedeniyle 4-5 ay boyunca hiç göremeden zaman geçirdikten sonra icra ve pedagog yardımıyla ilk defa alıp da dışarıda vakit geçirdiğimiz hafta sonundan sonra çocukları annelerine geri teslim ederken kendine bu durumu yedirememiş olan ve egosu eski eşimden daha da fazla şişkin olan, egosundan torunlarının psikolojisini ve sağlığını, hayatını bile tehlikeye atabilecek karakterde olan eski kayınvalide, herkesin ortasında bir AVM’de tam da çocukları annelerine teslim ederken belli bir mesafede uzakta durarak “Ulan şerefsiz. Bunu da mı bize yaşatacaktın?” (İcra memurlarının resmi zabıta aracına binerek gelip çocukları almak için mahalleye park etmesi sonucu mahalleye ve komşulara rezil olmalarını kastediyor. Egosu ve narsizmi o kadar yüksek bir insandı ki önemli olan kendi gururu; mahalleye, etrafa nasıl göründüğü, bir mücadelede altta kalıp kalmadığıydı. Yoksa normal bir insan, torunlarının psikolojisini ve sağlığını her zaman daha önde tutmaz mı? Bu yönde fedakarlık yapmaz mı? Ki ondan istenen fedakarlık filan değil, normal, kanunen verilmiş bir hakkın baba tarafından düzenli olarak kullanılmasıydı) diye bağırması ilginç olmuştu. Ama beklenmeyen bir şey de değildi onun gibi narsistik bir kişi için. Çünkü bu olay, eski kayınvalidenin ilk ekstrem davranışı değildi.
Yani yine son bir umut kalabalıkta beni kışkırtmaya çalıştı ki bir olay çıksın. Yine polislik durumlar olsun, altta kalmanın, çocukların, torunların sadece basit, cansız materyaller olarak kullanıldığı bir çekişmede yenilmenin acısını telafi edebilsin. Ben tabii hiç oralı olmadım, onun hakaretlerini çocuklar da eski eşim de duydu ama çocukları güzelce annelerine teslim edip ayrıldım. İçimden ya sabır çekerek ve gerekli bedduaları da ederek tabii… Kim bilir çocuklarda bu olay ne hasarlar bıraktı? Bir hafta sonunda, 2 gün içinde üst üste çocuklara sadece ego yarıştırma nedeniyle bilinçsiz bir annenin ve kayınvalidenin yaşattıklarına bakar mısınız? İnsanlar şunu hala anlamıyor. Din, iman, Kur’an-ı Kerim konuları böyle folklorik, gelenek gibi olsa da olur, olmasa olur tipi şehir efsaneleri veya Hansel ve Gratel’den masallar değildir tövbe haşa. Basit konular değildir yani. Dünyanın en büyük gücüdür “dua etmek”. Şaka yapmıyorum. Nükleer bombadan daha tehlikelidir aslında yapılan bir dua veya beddua. Kalp kırmak da aynı şekilde. Allah’ın içten yapılan bir duanızı veya bedduanızı kabul ettiği bir ana denk gelirse öyle ekstrem olaylar oluşur ki aklınız almaz! Bunu şu an bilim, ancak ve ancak anlayabilecekler için Quantum fiziği ile eh biraz açıklayabiliyor. O da tam ve net detaylı bir açıklama değil tabii. Aynı kayınvalide, boşanma davasında kızı için yani eski eşim için bir de yalancı şahitlik de yapmıştı ve hiç olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmıştı hakime. Tabii ben delilleriyle bunu da çürütmüştüm o ayrı. Zaten seneler içinde o eski kayınvalidenin yüzü bir daha hiç gülmedi. Hep bir sorunla uğraştı, beter oldu.
Kızım için bordo bereli eğitimi gibi askeri hayat eğitimi almış bir kız dememin sebeplerinden biri bu işte. Sonrasında benden ayrı annesiyle yaşarken başına daha başka öyle şeyler geldi ve erkek kardeşine öyle bir gerçek anne gibi sahip çıkıp onu korudu, kolladı ki şaşarsınız. Çok sonradan artık bazı şeyler dayanılmaz noktaya geldiğinde önce oğlum, arkasından da kızım benim yanıma taşındı ki artık kafam son 5-6 senedir çok rahatladı. Her an “Bugün çocuklarımın başına ne gelecek acaba?” diye düşünmek derdinden kurtuldum. Oğlum bana taşınmak istediğinde 16 yaş civarındaydı, velayet bende değildi ama hızlı bir velayet davası açıp kötü koşulları ispatlayarak eski eşimden resmi anlamda da kurtarıp velayetini aslında 18 yaşına girmesine 1,5 sene kala yine masrafa girerek almak zorunda kaldım. Neyse ki o ilk çocukluk dönemlerinde, görece az psikolojik hasarla olayları atlatan çocuklarım, ergen olduktan sonra da olayları iyice anlayıp yanıma taşındılar ve ben de yine mahkemenin Pedagoğu ile görüşüp bu sefer çocukları yanıma almayla ilgili tavsiyelerine yine onun istediği şekilde prosedüre uyarak almış oldum. Bu arada yine şaşıracaksınız belki ama bir gün bu durumun yaşanacağını yine önceden biliyordum. Nasıl mı? Çocuklarım bu olay gerçekleşmeden 4-5 sene kadar önce eski eşin ve kayınvalidenin yaşattığı aile içi sorunlar nedeniyle bir psikoloğa gitme ihtiyacı hissetmişti. Bunu da yine ben anlamış, çocuklara teklif etmiştim. Onların evine yakın, yani benim eve 55-60 km. uzakta olan bu psikoloğu da yine arkadaşlarıma, eşe dosta sorarak bulmuştum. İşinde çok iyi biriydi. Her iki çocuğum da kendisinden danışmanlık aldı ve çok faydası oldu. Bir gün beni çağırıp şu ifadeyi kullandı: “Beyefendi, çocuklardan ve sizle kısa görüşmemizden anladığım kadarıyla eski eşinizin muhtemelen şöyle şöyle bir yaklaşımı olacak. Kendisinin davranış ve tavırları da eski kayınvalidenizin tutumu da tutarlı değil. Çocuklar da bundan kötü etkileniyor. Tahminimce çocuklar 18 yaşına girip de siz nafaka ödemeyi kesince çocukları sizin başınıza atacak. O yüzden siz de bu arada hazırlık yapın, zamanı geldiğinde çocukları yanınıza almak üzere durumunuzu ayarlayın. Böyle bir şey olabileceğini tahmin ediyorum” Tecrübeli, iyi bir psikoloğun mükemmel gözlemi ve öngörüsünü görüyor musunuz? Vallahi haklı çıktı. Oğlum bana taşındıktan sonra, annesine de bağlı olan, tereddütleri olan güzel kızım, bir gün resmen annesi ve eski kayınvalideyle ciddi bir ağız dalaşına girmiş ve onu bir anlamda adeta sözleriyle evden kovmuşlar. Bana geldiğinde ağlayarak anlattı yaşadıklarını. Buna inanamadığını söyledi. Ben de kendisine o ana kadar kötü etkilenmemesi ve psikolojisinin bozulmaması için anlatmadığım, annesi ve ailesiyle ilgili bilmesi gerekenleri kendi evliliğim boyunca yaşadıklarımdan yola çıkarak teker teker anlattım ve ondan sonra rahatladı kızcağız. Çünkü annesi ve anneannesiyle yaşadığı tartışmada, o çok kalp kırıcı sözler nedeniyle acaba bende mi bir gariplik var diye düşünmüştü. Ben de aynı şeyleri bana da evliliğim sırasında yaptıklarını, normal diyebileceğimiz insanlar olmadıklarını anlattım.
Çocukların ikisi de bana taşındıkları ilk andan itibaren anneleriyle düzenli olarak ve hatta müsaademle ekstra fazladan görüşüyorlar diledikleri gibi. Bilinçsiz anneleri ve anneannelerinin tam tersi şekilde hiçbir zaman onların görüşmelerine engel olmadığım gibi tam tersi bunu her şeye rağmen teşvik ettim ki psikolojileri daha fazla bozulmasın. Bilinçli olmak, farkında olmak böyle bir şey. Kızım zaten 18 yaş üstü, istediğini yapabilir durumda. Sonradan duydum ki eski kayınvalide, yıllar önce bu boşanmaya neden olduğu ve kızını boşanma yönünde fişteklediği için çok pişmanmış. Yani zaman kimin haklı olduğunu da gösteriyor. Kim ne ettiyse de karşılığını çoğu zaman bu dünyada da buluyor. Öteki tarafa gitmeyi beklemek gerekmeyebiliyor. Yani hayatta yaşananlar tabii kader, kısmet ama insanoğlu yaşayacaklarını biraz da kendi seçimleriyle iyi veya kötü yönde oluşturmuş oluyor. Aynı eski kayınvalide bana taşındıktan sonra kızımı da çok üzdü ama detaya girmeyeceğim. Sonuçta akrabadır, hala zaman zaman görüşüyorlar.
Kızım, lise çağlarında da başarılı bir öğrenci oldu hep ama annesiyle ilgili aile içi sıkıntılar yüzünden hep bir savaş verdi. Bu durumlar bazen okuluna da yansıdı. Ben düzenli olarak onlarla görüştüğümde bir çeşit dert babası da oldum kızım için. Ama her konuda değil. Çünkü kızıma nasıl büyük bir psikolojik baskı ve şiddet uyguladılarsa, bazı konularda bana yalan söylüyordu veya anlatmıyordu. Annesi ve eski kayınvalide “Sakın bunu babana söyleme. Anlatma. Anlatırsan şöyle kaos olur, şöyle olay çıkar. Seni de sileriz, babanın yanına göndeririz….vb.” gibi resmen bir çeşit psikolojik işkenceye maruz kalıyordu. Onu da benim saf oğlanı çok tembihlemelerine ve ona da psikolojik baskı yaptıkları halde yaşının nispeten küçük olması nedeniyle ağzından kaçırdığı şeylerden anlıyordum. Kızıma yalan söylediği için kızsam da fazla bir şey diyemiyordum.
Sadece bana yalan söylemesinden hoşlanmadığımı söylüyordum ve uyarıyordum. Yaptığının yanlış olduğunu sürekli güzel bir üslupla anlatıyordum ve bunu kendisinin anlamasını istiyordum. Ama uzun süreli maruz kaldığı psikolojik şiddet ve baskı nedeniyle pek işe yaradığını söyleyemem. Bu arada lise çağlarında bir genç kız neler yaşar? Yaşayabilir? konusunda bilgilendirici bulduğum, Z kuşağı bir gencin Eylül 2026 yılında şahsi lise hayatıyla ilgili yayınladığı şu videoyu seyretmeniz size farkındalık anlamında farklı bakış açıları sağlayabilir.
Bordo bereli seviyesinde hayatla mücadele eden, ayrı yaşayan anne ve babasının arasında bir denge bulmaya çalışan, her iki tarafı da idare etmeye, hatta bir ara fırsat buldukça bir umut onları yeniden biraraya getirmeye çalışan ama sonra bunun boşuna bir çaba olduğunu kendisi de anlayıp vazgeçen güzel kızımın tüm bunlara rağmen hayata pozitif bakması ve neşeli, eğlenceli bir genç haline gelmesine hep takdirle şahit oldum, yaşadım. Oğlum da kızımın tam tersi hayata bir o kadar kötümser ve negatif bakan bir genç olmuştu. 2 kardeş, 2 farklı karakter işte.
Kızım tüm olumsuzluklara rağmen üniversite eğitimini tamamladı ve benim yanıma taşındığı sırada da otomasyon, bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir işe girdi. İş güç sahibi oldu. Hayata her zaman olumlu bakmayı şiar edinen, (şiar edinmek: bir düşünceyi, kuralı veya davranışı benimseyip onu kendine ilke (düstur) veya yol haritası yapmak) hayattan çok fazla şey beklememeyi ve elindeki ile kanaat etmeyi ve küçük şeylerle bile mutlu olmayı da bu genç yaşına rağmen öğrenen güzel kızımı çok seviyorum. Arada tabii kuşak farkı çatışması olmuyor mu? Oluyor. Ama zaten böyle olması normal. Annesinin bazı kötü huyları onda da var ama bunun bilincinde. Bunları kontrol etmesini biliyor. En azından kendi kişisel ve duygusal gelişimini sağlayacak şekilde düşünmesini öğrendi diyebilirim. Allah’a çok şükürler olsun.
Tabii bu noktada önemli olan bazen farklı düşünsek de birbirimizin fikirlerine saygı duymak, anlaşmazlık durumlarında birbirini fazla incitmemek ve sağlıklı bir baba-kız ilişkisi olması. Kızım, her zaman onun iyiliğini istediğimi, her zaman onu koruyacak şekilde hareket ettiğimi ve bana güvenebileceğini biliyor. Şu ana kadar yaşadıkları ve benim de yaşadıklarımı çok iyi gözlemleyen biri olarak neyin ne olduğunu öğrendi çünkü. Bir babanın kızına her konuda destek çıkarken, hatalı gördüğü şeyleri de açıkça söylemesi ve zamanında uyarması önemli tabii. Sonrasında ise akışı, kızının özgür iradesine bırakması ve ona güvenmesi daha doğru gibi geliyor bana. Bunu yapabilmeniz için küçüklükten itibaren ona hayatta ihtiyacı olacak bilgileri vermeli ve iyi eğitmelisiniz. Sonrasında da kendisi düşünüp kendisi için bir karar verdiğinde ona karışmamalısınız. Kızınızın, hayattaki seçimlerinin karşılığını ve olası bedelini yaşamasına müsaade etmek gerek. Yoksa 7/24 kızınızın başında bekçilik yapamazsınız. Ona doğru düşünmeyi öğrettikten sonra, gerekli dini bilgileri ve hayat bilgilerini verdikten sonra alacağı karar size ters olsa da karışmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Tabii onun genç yaşından ve tecrübesizliğinden ötürü göremeyeceği ekstrem bir tehlike veya hesaplayamayacağını düşündüğünüz çok farklı bir şey varsa onu o zaman söylersiniz ama gerisine karışmak biraz baskıcı bir tutuma girebileceğinden günümüz gençlerini fazlaca sıkmak olarak düşünülebilir.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Bu devirde düzgün, hanımefendi, saygıdeğer ve dinini, imanını bilen bir kız yetiştirmek gerçekten çok zor. Kız yetiştirmeye kıyasla erkek yetiştirmek daha kolay diyebilirim. Ama bundan şikayetçi olmadığım gibi tam tersine bir kız babası olmaktan çok memnunum. Çünkü geleceğin toplumunun temelini oluşturacak, vatana, millete faydalı olabilecek düzgün bireyler yetiştirecek bir kız yetiştirmek bir ülke için bence çok kritik bir konu. Çünkü erkekleri de kızları da esas yetiştiren ve büyüten ANNE’dir. ANNE.
O yüzden “Kariyer yapayım, ATMerkek - ATMkoca bulup hayatımı yaşayım, kendi konforuma bakayım da erkek benim kulum kölem olsun, kimseye muhtaç olmayım, her durumda dominant ve güçlü karakter ben olayım, erkek beni ezemesin, her dediğimi yapsın” diye düşünen ve hayatını bu şekilde organize eden bir kadından hayır geleceğine şahsen çok inanmıyorum. Bu tip ilişkilerin sonu maalesef çoğunlukla boşanma ile bitiyor. Çocuk varsa çok acı çekiyorlar zavallı yavrucaklar. Erkek erkekliğini bilecek, kadın da kadınlığını bilecek. Allah, erkeği ve kadını farklı yaratmıştır ve bana göre de eşit filan değiller. Benzer bir görüşü Prof. Dr. Oytun Erbaş da şu videosunda savunuyor. Meraklısı izleyebilir. Medyanın, filmlerin ve dizilerin goy goyuna, kışkırtmasına, aldatmasına, yalan algı yönetimine, yalan bilimsel ve psikolojik araştırmalara kanan ve bunları doğru ve gerçekten bilimsel kabul edenlere geçmiş olsun diyorum. Birbirlerini tamamlayacak şekilde erkeğe ve kadına belli üstünlükler verilmiş. Evlenip yuva kurduklarında birbirlerinin üstün yanlarını kullanarak ve fıtratlarına uygun hareket ederlerse o evlilikler yürüyor ve iyi insanlar yetiştirebiliyorlar. Allah, herkesin karşısına iyi arkadaş, iyi sevgili, iyi eş, kısaca iyi insan çıkarsın duasıyla…















