1 Mart 2016 Salı

UZUN ÖMÜRLÜ BİR EVLİLİK İÇİN KİŞİSEL BAKIM, SPOR, SEKS VE BİRBİRİNE ZAMAN AYIRMANIN ÖNEMİ

 

 
Günümüzde, şu bilgi çağında muhtemelen gazetelerde, dergilerde, televizyonda, internette sıkça karşılaşıyorsunuzdur. Aman kendinize, vücudunuza iyi bakın. Yediğinize, içtiğinize dikkat edin. Şunları yiyin, şunları için, spor yapın, fit olmaya çalışın. Sağlıklı ve uzun yaşamak, stresten kurtulmak için bu tip tavsiyeleri basın yayın organlarından olduğu kadar belki arkadaşlarınızdan da duyuyorsunuzdur. Peki bunları “Nasılsa yapmam imkansız, vaktim yok, bana göre değil” deyip geçiştiriyor musunuz? Yoksa bu duyduklarınızın bir kısmını azimle uygulamaya çalışıp vücut formunuza dikkat edenlerden misiniz? 

Bekar yaşıyorsanız, ileride evlenmeyi veya bir ilişkiye girmeyi düşünmüyorsanız, sağlığınıza da o kadar önem vermiyorsanız, “Atın ölümü arpadan olsun” tarzı bir yaklaşımınız varsa tüm bunları bir kenara koyup kafanıza göre takılabilirsiniz. Ama evlenmek veya bir beraberlik yaşamak gibi bir planınız varsa veya hali hazırda evliyseniz, bir ilişkiniz, beraberliğiniz varsa size tavsiyem kesinlikle kişisel bakımınıza, görünüşünüze, kilonuza, giyim kuşamınıza dikkat etmeniz; mümkün olduğunca spor yapıp fit bir vücuda sahip olmaya çalışmanızdır. Yanlış anlaşılmasın, bunu bir saplantı haline getirin demiyorum ama ideale yakın olmak için sürekli çabalamak gerekir diye düşünüyorum. Neden mi? İşte size nedenleri. 

Öncelikle bana kalırsa bakımlı, güzel veya yakışıklı görünmek, kişisel temizliğine dikkat etmek, spor yapmak ve fit bir vücuda sahip olmak erkek için de kadın için de kendine saygının bir gereğidir. Kişi bu sayede kendine daha güvenli olur ve bu durum hem özel ilişkilerine hem de iş hayatına olumlu yansır. Birçok araştırma sağlıklı bir vücudun, spor yapmanın ruhumuzu da pozitif yönde etkilediğini, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladığını gösteriyor. Sakın bütün bunlar için çok para lazım diye düşünmeyin. Bunun için kimsenin çok paraya ihtiyacı yok aslında. Artık her gelir seviyesine uygun kadın ve erkek kozmetik ürünleri, giysiler var. Tüketim ürünlerine ulaşmak artık hem daha kolay hem de alternatifler fazla. Spor anlamında ise bir çift spor ayakkabı düzenli yapacağınız bir yürüyüş, jogging veya koşu için yeterli. İlla ki herkesin tenis veya golf oynaması, pahalı spor kulüplerine gidip yüzmesi gerekmiyor. Paranız varsa yaparsınız tabii ama spor yapmak için olmazsa olmaz şart değil.   

Diğer taraftan günümüz hayatı son derece rekabetçi ve insanlar çok erken yaşlardan itibaren cinsel uyaranlara maruz kalıyorlar. Küçük yaşlardan itibaren Barbie bebeklerle yetişen, güzel kadın örneği olarak onları örnek alan minik çocukları, sinema ve TV yoluyla örnek gösterilen aktör ve aktrisleri gözünüzde bir canlandırın lütfen. Beğenilen aktör, aktris ve şarkıcıların hayran kitlelerinin davranışlarını, toplum içine çıktıklarında onlara taparcasına yapılan tezahürat ve sevgi gösterilerini düşünün. Bunların hepsi adeta bir bilgisayar yazılımı gibi bilinçaltımıza işleniyor ve biz farkında olmadan birçok seçimi veya davranışı bilinçaltımıza yerleşmiş olan bu algılarımıza göre gerçekleştiriyoruz. Eskiden erkekler biraz daha rahattı belki. Güzellik ve bakım daha çok kadınlardan beklenen bir şeydi. Ama şimdi hem erkek hem de kadının hiç rahat olmamasının gerektiği, rekabetçi bir dönem yaşıyoruz. Çünkü herkes artık daha iyiye,  daha yakışıklıya, daha güzele sahip olmak istiyor. Sahip olduğuyla etrafında gördüğü arasında bir uçurum oluşursa o noktada sorun yaşamaya başlıyor. Neyse ben nedenlerimi sıralamaya devam edeyim ki ne demek istediğime biraz daha açıklık getirmiş olayım. 

Önce erkeklerden başlayım. Ülkemizde erkekler genelde bekarlıktan kurtulup evlendikten sonra kilo alma eğilimine giriyorlar. Kendilerine bekarken baktıkları kadar bakmamaya, hızla kilo almaya başlıyorlar. Eskiden sürdükleri kadar çok parfüm de kullanmayabiliyorlar. Kıyafet ve özellikle çoraplarını evin değişik yerlerine serpiştirip dağıtma gibi kötü huyları olabiliyor. Düzenli diş fırçalamaya eskisi kadar özen göstermeyenlere, hatta burun karıştıranlara da sıkça rastlamak mümkün. Bir de erkeğin kendine ait bir işi yoksa daha çok para kazanmak, evini geçindirip çocuğu veya çocukları için iyi bir gelecek hazırlamak isteyen ve kariyerine odaklanan erkeğimiz normalden fazla çalışmaya, mesaiye kalıp eve geç ve yorgun dönmeye başladıysa doğal olarak eşiyle seks yapma sıklığı da azalabiliyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Kısacası evlendikten sonra, özellikle de ilk 2-3 seneden sonra nasılsa kızı kaptım, artık benim oldu (sanki tapusunu aldı. Mal mı alıyorsun?) şeklinde rahat moda geçip hatalı bir şekilde başına gelebilecek olumsuz olayların fitilini ateşlemiş oluyor. 

Gelelim kadınlarımıza. Evlilik sonrası rahata erip kilo alma eğilimine maalesef kadınlarımızda da sık rastlıyoruz. Yine özellikle kadınlar için daha da önemli olan kişisel bakım, (yüz, bacak ve ayak bakımı dahil) cilt bakımı, oje ve makyaj gibi kendilerini eşlerine daha güzel, daha çekici gösterecek bir dizi çabadan yine özellikle ilk 2-3 seneden sonra veya çocuk sahibi olduktan sonra vazgeçebiliyorlar. Hatta erkeklerdeki gibi eşleriyle seks yapma sıklığı da azalabiliyor. Tamam, kadının üzerinde çok yük var. Hem çalışma hayatı hem ev işi hem de çocuklarla ilgilenirken kendi bakımını ihmal etmek zorunda kalıyor diyebilirsiniz. Ama bu, ilişki için üzücü olabilecek bir olumsuz gelişmeyi engellemeye yetmiyor maalesef. Bu durumda kadının ne yapıp edip sorumluluklarını eşiyle paylaşması, gerek ev işlerinde gerekse çocuk bakımında eşinden destek ve yardım alması gerekir. Zorla, tehditle değil ama tatlı bir dille kocasını ikna etmelidir. Çünkü Türk erkeğinin kodlarında, bilinç altında, yetiştirilirken genelde ev işi ve çocuklarla ilgilenilmesinin kadının görevi olduğu vardır. Hatta daha evlilik öncesinde bu tip konuları eşlerin birbiriyle konuşması, anlaşması gerekir diye düşünüyorum. 

Bunu kırmak kolay değildir ama artık kadın da çalışma hayatına girdiğine göre durumun eski zamanlara göre farklı olduğu uygun şekilde eşler arasında konuşulmalıdır. Kavga etmeden, iyilikle, güzellikle. Sonuçta kadınlar genelde kafalarına bir şeyi koyarsa eşlerine mutlaka yaptırırlar diye düşünüyorum. J Hatta tüm ilişkiyi kadın yönettiği halde evde sözü geçenin, her şeye karar verenin kendisi olduğunu zanneden çok koca tanıdım. J Böyle bilinçli ve becerikli kadınları da çok takdir etmişimdir. Boşuna dememişler “Yuvayı dişi kuş yapar” diye. Bence çok doğru bir laf bu. Bir o kadar doğru olan bir başka deyiş daha var: “Kadın erkeği vezir de eder, rezil de eder”.

Aslında bu iki deyişin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Atalarımız bana kalırsa ilişkide esas belirleyici tarafın kadın olduğunu vurgulamışlar. Her ne kadar erkek ve kadın birbirini tamamlayıcı nitelikte olsalar da söz konusu olan ilişki, evlilik olduğunda sanki kadınlar doğaları gereği genelde erkeklerden daha olgunlar. Sonuçta erkeklerde olmayan annelik güdüsü bana kalırsa onları özellikle bu konuda biraz daha etkin, belki de üstün pozisyona getiriyor.  

Tabii, kadın çalışmıyorsa, erkeğin geliri de yeterliyse evde çocuk bakımı ve ev işlerinin yapılması konusunda kadının daha aktif rol alması mümkün. Bu durumda kadın para kazanmasa da yine dışarıda çalışmak kadar ağır bir yükün altında olduğu unutulmamalıdır. Yaptığı iş kesinlikle değersiz bir şey değildir (hatta kimine göre daha değerli, daha fedakar bir davranış) ve kadın bu şekilde hissetmemelidir. Erkek evde yine eşine yardım edebileceği, destek olabileceği şeyleri yapmalıdır ama çalışan karı-koca örneğindeki kadar da değil tabii. Diğer taraftan ev hanımı pozisyonundaki çoğu kadın günümüzde kendini değersiz ve kocasına bağımlı hissetmektedir. Çünkü tüm medya organlarında ev hanımlığı bir bakıma aşağılanmakta ve kadınlar iş hayatına girmeye teşvik edilmektedir. Halbuki çocuk yetiştirmek çok ciddiye alınması gereken zor bir şey. Her ikisi de çalıştığı için çocuğunu her sabah evde kültürünü tanımadığı bir Moldovyalı’ya, Rus’a, Uzakdoğulu’ya, şivesi bozuk köylü bir bakıcı teyzeye veya geliri iyiyse bir Fransız veya İngiliz mürebbiyeye bırakan çiftlerin vicdanları sizce rahat mı? Doğrusu bu mu? Bir anne için aslında sürekli yanında olup onu yetiştiremeyeceğini bile bile bir çocuk dünyaya getirmek, sırf bu dünyada benim de bir çocuğum olsun diye çocuk yapmak etik mi? Bu şekilde başkalarının kültürü, anlayışı ve konuşma tarzıyla yetişen bu çocuk gerçekte o çiftin çocuğu mu olmuş oluyor? Yoksa ana-babasının çocuk sahibi olma güdüsünü tatmin eden bir proje çocuk, “Child Development Project” veya “Child Raising Project” mi? Bana bir çocuğa bakacak kişinin ya onun öz annesi ya da hiç olmazsa birinci derece akrabası olan anneanne veya babaannesi olması daha doğru geliyor. Bu olamayacaksa çocuk dünyaya getirmek her nedense bana çok doğru gelmiyor ama yoruma açık bir konu bu tabii. 

 Kanaatimce bunun tek bir doğrusu yok. Eşler maddi durumları ve kişisel hayat tercihlerine göre çalışan bir karı-koca ilişkisi mi yoksa ev hanımı-çalışan koca ilişkisi mi kurup yaşayacaklarına kendileri özgürce karar vermeli. Toplum bu konuda A veya B seçeneğini seçmeleri konusunda baskı yapmamalıdır. Ama kadının günümüz koşullarında kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak koşulları oluşturması bloğumun ana fikri olan “iyi insan” ile değil de kötü denebilecek biri ile evlenmesi veya ilişkiye girmesi durumunda başına gelebileceklere karşı kendini korumasını ve kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlayacaktır. Kısacası hayattaki risklere karşı tedbir almış olacaktır. Bunu da dikkate almakta fayda var.

               Konumuza dönersek erkeklerin iş hayatı ve evi geçindirme kaygılarını; kadınların iş hayatı, ev işi, çocuk bakımı gibi sorumluluklarını bahane ederek kişisel bakımlarını, sporu, egzersizi, çekici giysiler giymeyi bırakıp görünümlerini ihmal etmeleri, birbirlerine daha az zaman ayırıp gittikçe daha az seks yapmaları ilişkilerin sonunu hazırlayan faktörlerdir. Tabii bunlar tek başına bir neden olmayabilir. Bir çift arasında karakter uyuşmazlıkları da olabilir ama unutulmamalıdır ki birçok kişiye göre evlilik veya beraberliğin başarısında seks uyumu ve cinsellik %50 etkiye sahip. Bu riski ortadan kaldırmak adına size naçizane tavsiyelerimi aşağıda bulabilirsiniz.

              Amacım sizi paranoyak yapmak, endişeye sürüklemek değil ama biraz abartarak bazı noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bahsedeceğim şeyler sonucunda tüm işyerlerinde bunlar oluyor, tüm çalışanlar böyle yapıyor diye düşünülmesin. Hala iyiler kötülerden fazla diyebilirim. Ama nasıl bir risk ile karşı karşıya olduğunuzu, nasıl bir ortamda yaşadığımızı kavramanızı; ilişkilerinizde bazı şeyleri küçümsememenizi ve bakımlı olup bakımlı görünmenin erkek için de kadın için de ne kadar önemli olduğunu anlamanızı amaçlıyorum.

               Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim tabii. Aşağıda belirtilen noktalara dikkat etmeniz sadece olası bir olumsuzluğa karşı tedbir almaktan ibaret. Yoksa siz bunları tam olarak yapsanız bile karşınızdaki kişi kötü ise, ahlaksız, etik yoksunu biriyse hiçbir işe yaramayacaktır. Kişinin manevi açıdan iyi bir insan olması, Allah’tan korkan biri veya etik yönü çok kuvvetli biri olması her şeyden önemli ve en azından böyleleri için bu çabaları sarfetmeniz boşa gitmeyecektir.    

ERKEKLER İÇİN TAVSİYELER:
    ·       Erkek düzenli olarak sporunu yapmalı ve kilosuna çok dikkat etmeli. Göbek bağlayan, pijamalı, böğründen kıl fışkıran klasik Türk erkeği görünümüne bürünmemeli. Unutmayın eşiniz muhtemelen çalışan bir kadın ve işyerinde filinta gibi fit vücutlu, düzenli spor yapan adamlar var. Hele bir de karınız yabancı bir şirkette çalışıyorsa çok yakışıklı, kendine gayet iyi bakan, spor yapan, fit vücutlu, evde partnerine yemek de pişiren Fransızlar, İtalyanlar, Amerikalılar…vb. olabilir. Onlar için bir gecelik, bir anlık kaçamaklar da çok normal, sıradan bir şey. Farklı bir heyecan. Hatta kendinden yaşça büyük, kocasından yeterli ilgi görmeyen kadınlara ve dullara tecrübelerinden yararlanmak için musallat olan bir grup genç erkek güruhu da oluşmaya başladı. Yani uyaranlar, kötü niyetliler çok. Ayağınızı ona göre denk alın.
 

 

 
·       Eşiniz ev hanımıysa aldatılma riskiniz daha düşük gibi görünse de unutmayın ki TV dizilerinde, filmlerde, gazete ve dergilerde, internette yeterince uyarana maruz kalıyorlar ve bilinçaltında sürekli onlarla mukayese edildiğinizi unutmayın. Ayrıca aldatmak isteyen ev kadını için tüm gün çok fırsat var. Siz zaten bütün gün iştesiniz. Artık eskisi gibi değil, kocasını aldatan kadınların sayısı çok daha fazla ve ne yazık ki saf kocaların ruhu bile duymuyor. Şurası bir gerçek ki kadın kocasının kaçamaklarını sezip yakalama konusunda ne kadar ustaysa erkek de karısının kendisini aldattığını anlama konusunda o kadar beceriksiz ve saf. Çünkü toplumumuzdaki yerleşik algı genelde hep erkeklerin eşlerini aldattığı yönünde, neredeyse bu normal karşılanıyor ama kadınların böyle şeyler yapabileceğine nedense çok ihtimal verilmiyor. Kadın genelde kutsal anne ve kocasına sadık bir eş olarak algılanır ve erkek de aldatılabileceğini hiç aklına getirmez. Her şeyden önemlisi bunu kabullenemez zaten. Unutmayın, devir eski devir değil artık. Bilgiye, iyiye, kötüye ulaşmak artık sadece bir tık veya ekran üstünde yapacağınız bir parmak hareketi uzağınızda. Gelişen bilgisayar, akıllı telefon ve internet yazılım teknolojileri insanlar için her şeyi çok kolaylaştırıyor. Eğer karınızla yeteri kadar ilgilenmiyorsanız ciddi risk altındasınız demektir.
 

 
 
 
 

 

·      Kişisel bakımına her zaman özen göstermeli. Evlilik sonrası kaç sene geçerse geçsin yakışıklı, fit vücutlu ve bakımlı görünmeye çalışmaktan vazgeçmemeli. Evdeyim diye pespaye giyinip karısının göz zevkini bozmamalı. Çoraplarını sağa sola bırakıp karısını gıcık etmemeli. Karısının gözündeki yakışıklı, bakımlı ve fit adam imajını bozmamalı.  

·      Ne olursa olsun evdeyim, rahatım diye alışkanlığı varsa burnunu karıştırmamalı. Kendisini karısının yanında bu şekilde küçük düşürmemeli. El ve ayak bakımına dikkat etmeli, ayakları kokmamalı. Ayak kokusu problemi varsa bunu gidermenin yollarını bulmalı ve her gece yatağa girmeden önce tedbiren yıkamalı.
 
·      Aynı şekilde gürültülü şekilde geğirmemeli ve odada veya yatakta poposundan nasılsa evdeyim diye öyle ulu orta gaz çıkarmamalı J Böyle durumlarda tuvalete gitmeyi tercih etmelisiniz.

·       Evliliğinin kaçıncı yılında olursa olsun seksten önce mutlaka dişini fırçalamalı, terliyse duşunu almalı, parfümünü sürmeli ve ön sevişmeye yeterli süreyi ayırmalı. Yani 5 dakikada Beşiktaş tarzı yaklaşım göstermemeli J Eşi kendisine değer ve önem verildiğini hissetmeli. Maalesef çoğu erkek karısının ilişkide gerçekten tatmin olup olmadığını kontrol etmez veya bununla uğraşmak istemez. Kendisi tatmin olmuşsa yeterlidir. Kadının tatmin olma süresi ve biçimi erkeğinden farklıdır ve erkeğin ilişkide buna dikkat etmesi gerekir. Uzun vadeli ve sürekli bir ilişkiniz, evliliğiniz olsun istiyorsanız cinsel ilişkide sizin kadar eşinizin de tatmin olması konusunda gereken özeni göstermelisiniz. Konuyla ilgili internette bir dolu yazı bulabilir, kendinizi bilinçlendirebilirsiniz.

·       Bebek varsa ve eşi de çalışıyorsa özellikle doğumdan sonraki ilk zamanlarda (özellikle ilk 8 ay) bebek izni sonrası bebek uyandıkça tüm gece bebeği pişpişleme ve uyutma işini -tabii emzirme durumu hariç- J toptan karısına bırakmamalı. Nöbetleşe bir şekilde 1 gece bir eş diğer gece diğer eş veya aynı gece sırayla bebek uyutma ve gaz çıkarma işlerini üstlenmeli ki iki eş için de uykusuzluk oranı aynı olsun. Evet bu dönemde şöyle rahat rahat bebek uyanıp bağırmadan seks yapmakta zorlanabilirsiniz ama bu geçici dönemi birbirinize destek olarak atlatabilirsiniz. Siz beraber olmak istedikten sonra bebek de buna çok engel olamaz. Bebeğin uyku düzeni ve davranış alışkanlığı belli oldukça çiftlerin birbirine nasıl ve ne zaman vakit ayırabileceği de ortaya çıkar.
 
·      Doğum sonrası karınız kilo aldıysa ve siz bu durumdan memnun değilseniz onu kilo vermesi ve vücudunun forma girmesi yönünde kırmadan, incitmeden, bunalıma sokmadan teşvik edin. “Amaan önemli değil sevgilim, istediğin gibi ye iç” diyerek yanlış yönde teşvik etmek eşinize ve kendinize yaptığınız en büyük kötülüklerden biri olur. Sonra “Karım da doğumdan sonra bidon gibi oldu yahu” diye karınızı iş arkadaşlarınıza şikayet etmeye başlarsınız ama iş işten geçmiş olur. Unutmayın onu hayat arkadaşınız olarak siz seçtiniz, evlendiniz, bir de çocuk yaptınız ve bir ömür boyu sorunsuz şekilde birlikte olmayı sağlayacak şekilde tedbir almak, eşinize karşı dürüst olup beklentilerinizi paylaşmak da sorumluluklarınızdan biri. Kolay değil öyle koca olmak, baba olmak! Hatta maddi açıdan imkanınız elveriyorsa gerekiyorsa destek olun, spor salonuna gitsin. Hatta siz de hafta sonları ona eşlik edip beraber spor yapsanız çok çok daha iyi olur. Size de faydası olur. Sonuçta o sizin biricik karınız ve hep güzel kalsın istemez misiniz? İmkanınız yoksa en kötü hafta sonları ve/veya iş dönüşü haftada en az 3 kere en az yarım saat ila 1 saat arası yürüyüş veya koşu yapacak şekilde bir egzersiz programı da yapabilirsiniz eşinizle. Ama tek başına spor yapmakla olmaz. Siz de eşiniz de yediklerinize dikkat etmeli ve aç kalmadan kilo verecek veya formunuzu koruyacak şekilde beslenmenize dikkat edebilir, gerekirse bir diyetisyenden yardım alabilirsiniz. Her daim bakımlı, güzel ve yakışıklı yanyana, formda bir çift olmanız fena mı olur? Düşmanlarınız çatlasın J

·       Erkekler genelde çoğu kadının gözünde odunluklarıyla veya öküzlükleriyle ünlüdür J ve bazı erkeklerimiz açısından haklılık payları olduğunu hadi itiraf edelim. Tamam yılbaşı veya sevgililer günü erkekler için net kapitalizmin türettiği özel tüketim ve para harcatma günleri. Ama erkek hiç olmazsa evlenme yıldönümleri ve karısının doğum gününde romantik sürprizler yapabilmeli, küçük de olsa hediye alabilmeli. Hadi ama o kadar da zor değil, gözünüzde büyütmeyin. Biraz kafa yorunca senede 2 defa yapacak bir sürpriz, alacak uygun bir hediye bulabilirsiniz. Akıllı telefonlar var artık. Önemli günleri ajandanıza alarm kurup kaydedebilirsiniz. Tabii özel günlerde sürekli “Tek taş yüzük isterim” diyen veya sadece pahalı hediyelerle tatmin olabilen bir karınız varsa Allah size sabır versin.

·      Yorgun olsa da eğer performansı çok etkilenmeyecekse karısının seks isteğini geri çevirmemeli. Gerçekten sorun olacağını düşünüyorsa da durumunu karısını kırmadan ve uygun bir üslupla anlatmalı.

HANIMLAR İÇİN TAVSİYELER:

·       Kadın da düzenli olarak sporunu yapmalı ve kilosuna, vücut formuna çok dikkat etmeli. Her ne kadar ülkemizde eskiden kalma “Bir dirhem et bin ayıp örter” diye bir deyiş olsa da, sınırlı sayıda erkeğimiz etli butlu hatunlardan hoşlansa da gerçekte bu sayı öyle çok değil. Kendinizi kandırmayın. İşyerlerinde bakımlı, fit vücutlu, kariyerinde hızla yükselmek isteyen güzel kadınlar çok. Erkeklerde olduğu gibi kocanız hele bir de yabancı bir şirkette çalışıyorsa birbirinden güzel ve bakımlı Avrupalı, Amerikalı, Rus…vb. kadınlar olabilir. Ülke içinde çalışmıyor olsalar bile onlarla çeşitli uluslararası bölge toplantılarında farklı ülke ve mekanlarda karşılaşıyor olabilir. Onlar için bir gecelik, bir anlık kaçamaklar da çok normal, sıradan bir şey. Farklı bir heyecan. Yani uyaranlar, kötü niyetliler çok. Ayağınızı ona göre denk alın. 
 

 
·      Türbanlı, kapalı giyinen ve muhafazakar bir kadın iseniz sakın ola ki “Eşim de nasılsa benim gibi muhafazakar bir aileden geliyor, kapalı giyiniyorum, az makyaj yapsam, az bakımlı olsam da yeterli. Beklentisi fazla olmaz” zannına kapılmayın. Bahsettiğim tüm maddeler sizler için de geçerli! Sonuçta erkek erkektir. Başkalarının yanında, toplum içinde edebe uygun giyinip davransanız da yatakta bambaşka, yaramaz bir kadın olmanıza engel bir durum yok. Kocanız da herkesle aynı çalışma ortamlarında bulunuyor. Belki kendi işidir, daha muhafazakar bir ortamda çalışıyordur. Yine de piyasaya çıktığında, yurt dışı veya yurt içi iş gezilerine gittiğinde, internette gezinirken aynı uyaranlara muhatap. Ayrıca zaten sadece helalinize, kocanıza karşı süslenip yaramazlık yapacaksınız. Çekinmenize gerek yok. Ev içindeyken ve sadece kocanız ile baş başa iken mini eteğinizi giyebilir, makyajınızı da yapabilir, seksi iç çamaşırları alıp kocanıza hoş görünebilirsiniz. Sonuçta siz rahibe değilsiniz, kocanız da rahip değil. Dinimizde ruhban sınıfı olmadığı gibi hacılara, hocalara, imamlara bile evlenme yasağı yok çok şükür. Zaten cinselliğin yasak olması insanın doğasına aykırı. Öteki türlü kocanızın sizde bulamadığı ve bir kadın olarak sizin rahatlıkla sağlayabileceğiniz şeyler için ilişkinizi riske etmeyin derim. Dindar olmanız yatakta çekingen ve utangaç olmanızı gerektirmez. Kocanıza cinselliği en iyi seviyede yaşatmaya özen göstermeli ve açık fikirli olmalısınız. Korkutmak gibi olmasın ama sözde dindar geçinen ve dindar, muhafazakar olduğu iddia edilen bir şirkette çalışan, iş icabı zaman zaman görüştüğüm evli ve karısı türbanlı bir adamın işyerinde çalışan başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrendiğimde ağzım açık kalmıştı. Yanlış anlaşılmasın, burada ahlak dışı davranan erkek kesinlikle suçlu ama evinde her anlamda mutlu olan erkeklerin aldatma riski daha düşük olur diye düşünüyorum. Yani dindar olsun veya olmasın her insan hataya düşebilir. Hele ki söz konusu kadın-erkek ilişkisi olduğunda çiftler birbirini hem cinsel anlamda hem ruhsal anlamda tatmin etmedikten sonra, belli bir bilinçte olmadıkları ve gerçekten Allah’tan korkmadıkları sürece, dindar olmak da pek fayda etmeyebilir. 

·      Zaman zaman piyasada satılan kadın dergilerini takip etmenizde, cinsellikle ve kişisel bakımla ilgili yazılardan faydalanmanızda fayda olabilir. Diğer taraftan bu tip dergilerde yer alan, hayat tarzıyla ve kadın-erkek ilişkileri ile ilgili olup bizim kültürümüze pek uymayan, çalışan ve özgür kadın hikayelerini çok ciddiye almanıza gerek yok. Siz de o şekilde düşünüyorsanız ve yaşıyorsanız sorun yok tabii ama o fikirde değilseniz o tip yazılardan çok cinsellik ve kişisel bakımla ilgili yazılardan ufuk açıcı bilgiler edinebilirsiniz.

·       Kişisel bakımına her zaman özen göstermeli. Evlilik sonrası kaç sene geçerse geçsin güzel, seksi ve bakımlı görünmeye çalışmaktan vazgeçmemeli. Bazen seksi iç çamaşırları giymekten utanmamalı.
 
 
 
 
·       Şimdi bahsedeceğim konuyu lütfen ciddiye alın. Dalga geçmeyin, hafife almayın. Birçok kadın bunun farkında değil ama bu da benden size kocanızı hep size bağlı tutacak bir taktik hediye olsun. Zaten eşinizin de şikayet edeceğini hiç sanmıyorum. Evdeyim diye erkeklerde olduğu gibi siz de pespaye giyinip kocanızın göz zevkini bozmamalısınız. Eşofman da giyseniz, pijama da giyseniz evde de her zaman bakımlı olun. Sabah kalktığınızda hafta sonu da olsa hafif bir makyaj yapabilirsiniz. Elleriniz, ayaklarınız her zaman bakımlı ve ojeli olsun. Evde de mümkün olduğunca seksi kıyafetler giyin. “Amaan kim uğraşacak? Evleneli 5 veya 10 sene oldu, artık böyle yapmaya, uğraşmaya ne gerek var? Alan almış, satan satmış” demeyin işte. Hani bir ömür mutlu olacaktınız? Kocanızın ilgisi hiç azalmayacaktı. Kolay mı bu? Burada ana amaç kocanızın sizi hep bakımlı ve seksi olarak hatırlaması, aklında hep öyle yer etmesi. Bilinçaltına yönelik bir çeşit “Marketing” (Türkçe ifadesi ile Pazarlama ama ülkemizde bu terim maalesef yanlış olarak çoğunlukla satış, satıcılar, satış temsilcileri için kullanıldığından İngilizcesini kullanmak durumunda kaldım. Gerçekte Pazarlama satıştan farklı, insan davranışlarını inceleyip buna göre ürünlerin satışını ve marka değerini arttırmaya yönelik strateji geliştiren bir bilimdir) yapıyorsunuz yani. Kendinizi kocanıza pazarlıyorsunuz. İlişkilerde tabii ki erkek de kendisini karısına pazarlıyor olmalı. Çiftler bu çabalarından evliliklerinin kaçıncı yılında olursa olun vazgeçmemeli. Erkek, “Benim karım zaten her zaman yeterince güzel, bakımlı ve seksi. Ev hali bile güzel biricik sevgilimin. Çok şanslıyım, başka kadınlara bakmaya da yeni macera yaşamaya da hiç gerek yok. Böyle mutluyum ben” demeli. İşte ilkel erkek beynine bunu dedirttiğiniz an kocanız tamamen avucunuzun içinde demektir. Cinselliğini doya doya yaşatın, önüne yemeğini koyun. Bu kadar basit. Buyrun kocanızı tepe tepe kullanın J, o sizindir artık. Tabii ahlaksızlığı ve doyumsuzluğu tepe noktada, farklı kadınlarla beraber olmayı evlilik öncesi de alışkanlık haline getirmiş ve bu alışkanlığını bırakamayan kötü biri ile evlenmişseniz tüm bunlara rağmen aldatılmaya maruz kalabilirsiniz ama en azından şu an için sayıca çok daha az olduklarına inanıyorum. Umarım öyle bir adama denk gelmemişsinizdir.


 
·       Erkeklerde olduğu gibi gürültülü şekilde geğirmemeli ve odada veya yatakta gaz çıkarmamaya dikkat etmeli. Böyle durumlarda tuvalete gitmeyi tercih edin. 

·       Evliliğinin kaçıncı yılında olursa olsun seksten önce mutlaka dişini fırçalamalı, terliyse duşunu almalı, parfümünü sürmeli. Yüz ve bacak epilasyonuna dikkat etmeli. Kadınların cildinin bebek gibi olması, bakımlı olması erkeklerin her zaman hoşuna gider.  

·       Bu arada küçük gibi görünen önemli bir detay daha. Seks öncesi makyaj yapmanız, ojeli el ve ayak tırnakları, rujlu dudaklar yani bakımlı bir kadın erkekleri cezbeder. Cinselliği çok daha doyurucu yaşarsınız. İşten geldim, gece oldu, makyajımı da çıkartmıştım. Ama uyumadan önce sevişeyim bitsin, yeniden makyajla uğraşmayım tarzında yaklaştığınızda belki bir cinsel ilişki yaşayacaksınız ama emin olun kocanız için de sizin için de bakımlı ve makyajlı halinizle yaşanacak bir cinsellik çok daha tatmin edici olacaktır. Ayrıca yatakta da her zaman seksi ve bakımlı bir kadın olmak, eşinizin seks yaparken sizi her zaman o şekilde görmesi ve hatırlaması kocanızı sürekli size bağlı tutacak önemli etkenlerden biri olacaktır.


 
 
·       Yorgun olsa da kocasının seks isteğini mümkün olduğunca geri çevirmemeli. Karısının başım ağrıyor diye kendisini reddetmesi erkeklerin en nefret ettiği şeydir. İnsanlık hali, insan hasta olabilir ve gerçekten başı ağrıyor olabilir ama nedense çoğu erkek bunun bir reddedilme bahanesi olduğunu, karısının o an kendisiyle seks yapmak istemediği için bahane ürettiğini düşünür. Gerçekten bir sorun varsa kadın, durumunu kocasını kırmadan ve uygun bir üslupla anlatmalı tabii ki. Zorla güzellik olmaz.

·       Hamilelik döneminde artık ben hamileyim diye kocanızı kendinizden, cinsel ilişkiye girmekten uzaklaştırmayın. Hamilelik döneminde de cinsel ilişki belli bir aya kadar bal gibi olabiliyor. Ama birçok değişken var. Hamilelik döneminde aylık doktor kontrollerine mutlaka eşinizin de gelmesini sağlayın. Burada dikkat etmeniz gereken doktorunuzu, jinekoloğunuzu iyi seçmek. Çoğu tecrübeli jinekolog buna dikkat eder ve söyler ama diyelim ki söylemedi. O zaman mutlaka siz, o kontrol döneminde eşinizle cinsel ilişkiye girip giremeyeceğinizi sorun. Bunda utanılacak bir şey yok. Her kontrol sonrası hamileliğin gidişatına göre doktorunuz tecrübeliyse size ve eşinize cinsel ilişkiye girip giremeyeceğiniz konusunda bilgi verecektir. Yani burada hakem jinekoloğunuz olmalı ve söylediklerini eşiniz de duymalı ki yanlış zamanda sizden beklenti içinde olmasın. Ayrıca hamileliğin son dönemlerinde genelde doktorunuz cinsel ilişkiyi tamamen yasaklayacaktır ama bildiğiniz üzere (bilmiyorsanız internette bu konuda birçok yazı bulabilirisiniz) eşler birbirini farklı şekillerde de cinsel birleşme olmadan tatmin edebilirler. Böyle şeylere açık olun. Sonuçta ilişkinizin hamilelik döneminde de sağlıklı yürümesi önemli. Aldatmaların birçoğunun hamilelik döneminde, karısından yeterli ilgiyi göremeyen, sabırsız ve bencil erkekler tarafından gerçekleştirildiğini bilmenizde fayda var. Bu sebeple eşinizi bu duruma sokmayın. Siz gerekli tedbiri alın. Yine de aldatma yaşarsanız kötü veya çok zayıf karakterli bir insan karşınıza çıkmış demektir. Bu durumda ilişkinizin geleceğine de siz karar vereceksiniz tabii. 

·       Doğum sonrası bazı kadınlar kocasını dışlar ve sadece bebeği ile ilgilenir, eskisi gibi kendine bakmaz, aldığı kiloları geri vermeye gayret etmez, seks yapma sıklığı azalır. Bunu yapmayın. Birçok çift, çocuk sahibi olduktan sonra bu sebeple boşanıyor. Tamam hayata yepyeni bir varlık geldi, biricik bebeğiniz o. Ama hayat devam ediyor. Evliliğiniz, ilişkiniz devam edecekse çocukla da devam edebilir. Alınan kiloları vermek de öyle kolay değil, tamam ama istenirse yapılabilen bir şey bu. Yeter ki bakış açınız doğru olsun ve bilinçli hareket edin. Doğum sonrası cinsellik isteği azalan hanımlarımız da olabiliyor. Bu durumda doktorunuzdan profesyonel yardım alın. Unutmayın, cinsellik yoksa evliliğiniz %50 tehlikede demektir. Kocanız “Doğum sonrası saldı kendini, eskisi kadar güzel ve seksi değil” diye düşünmemeli. Tam tersine kendinize bakarsanız, doktorunuza danışarak kilo verip eski formunuza kavuşabilirsiniz. Ayrıca anne olmuş ve eski formuna kavuşmuş bir kadın hormonların da etkisiyle kocasına eskisinden çok daha dişi, çok daha seksi de görünecektir. Kendinize güvenin.

·       Aşkın ömrü çoğu araştırmada çıktığı gibi gerçekten 2,5-3 sene. Lütfen evlilikten büyük beklentiler içine girip iki insan arasında sonsuz aşkın varlığına inanmayın. Aşk bitti diye de mızmızlanıp kocanıza sarmayın, boşanmalara kalkmayın lütfen. Sonsuz bir tek aşk var, o da hissedebilen için, Hz. Mevlana gibi o mertebeye gelebilenler için Allah aşkı. Ama biz faniler için aşk bittikten sonra dönüşmesi gereken duygu “Sevgi”. İşte bu duygu, yani “Sevgi” gerçek bir çift olmayı başarabilenler için bir ömür sürebilir. İlk aşk dönemi bitince o duygu bir süre sonra karşılıklı sevgi ve saygıya, hoşgörüye dönüşmeli. Bu olmazsa ilişkinizde sonu boşanmayla sonuçlanacak çok ciddi bir fırtınalı dönem yaşamaya başlayabilirsiniz. İşte doğru, sadık ve sizi bir ömür boyu sevecek olan kişiyle evlenip evlenmediğinizi anlayabileceğiniz dönem bu dönem. Ölünceye kadar birbirini gerçekten sevmiş, saymış, hatta birbirinin yokluğuna dayanamayıp dakika farkıyla art arda vefat eden yaşlı çift hikayelerini duymuşsunuzdur. Bazen gazetelerde okuyoruz. İnanın var böyleleri. Yani olabiliyor ama bizler günümüzde bencillikten, bireyci düşünmekten belki böyle bir şey olabileceğine inanamıyoruz.

Tabii kimse Süpermen değil, her şeyin çiftler tarafından dört dörtlük ve mükemmel yapılması mümkün değil. Ama bu durumda eşlerin kafa kafaya verip her ikisinin mesai ve çalışma saatlerinden, ev işlerine ve çocuk bakımına kadar geniş kapsamlı bir değerlendirme yapmaları ve ailenin devamını sağlayacak tedbirleri almaları gerekir. Erkek veya kadın daha az çalışıp belki daha az kazanacağı ama eve daha fazla vakit ayırabilecek şekilde bir iş değişikliği yapabilir mesela. Veya belki her iki taraf da alınan karara uygun iş arayışına girebilir. Ama mutlaka eşlerin birbirine ayırdığı süre de çocuklarına ayırdığı süre de normal bir ailede olması gereken asgari şartları sağlamalıdır. Tüm hayatları ve birinci öncelikleri iş hayatı ve para kazanmak olan çiftler çocuklarını çok iyi okullarda büyük paralar dökerek okutsalar da tatillerinde yurt dışına, lüks otellere gidebilseler de; kısıtlı zamanda güzel restoranlarda pahalı yemekler yiyebilseler de eninde sonunda boşanmayla sonuçlanacak bir sonun başlangıcında sayılırlar.

Benim iddiam şu: Evliliğin başarısını %50 seks yapma sıklığı (kişiden kişiye, çiftten çifte değişebilse de uzmanlar genel ortalamada haftada en az 2-3 defa olmalı diyor) ve çiftlerin cinsel uyumu belirliyorsa diğer %50’yi de iki insanın ilişkiden aldığı manevi ve ruhsal doyum, karşılıklı sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü ve birbiriyle arkadaş olup hoşça vakit geçirebilme yeteneği belirliyor. Evlilik ilişkisi iki eşin köle gibi çalıştığı ve birbirine yeterli vakit ayrılamayan durumlarda yürümüyor. Bir süre sonra ilişkinin kopması kaçınılmaz. Çünkü yanınızda hayat arkadaşınız olmuyor ki. Hep işte ve iş arkadaşlarınızla berabersiniz. Karınıza, kocanıza, çoluk çocuğunuza ayıracak çok az zaman bulabiliyorsunuz. Zavallı çocuğunuzu da muhtemelen anneanne, babaanne veya bakıcılar büyütüyor. Bu durumda evlilik diye bir şey kalıyor mu? Böyle bir durum olacaksa baştan evlenmeyin o zaman. Çocuk da yapmayın. Niye sırf evlenmiş olmak için evleniyorsunuz? Veya sırf çocuk yapmış olmak için çocuk yapıyorsunuz? Ne yapıp edip evli eşlerin bir şekilde birbirine yeterli zaman ayırması şart. Aksi durumda kadının da erkeğin de gönlü eninde sonunda başkasına kayıyor. Hani bir laf vardır. “Gözden ırak olan gönülden de uzak olur”.  

Yazımın başında da belirttiğim gibi etrafımızda çok fazla uyaran var, kötü niyetli, ahlakı bozuk çok insan var. Bir bakmışsınız ki bir uzun gece mesaisi veya uzun bir iş seyahati sırasında veya bir oteldeki lansman gecesini takiben eğlence sonrasında, şirketlerde promosyon olarak yurt dışına müşteri götürülen bir organizasyonun gece eğlencelerinde karınız veya kocanız nefsine yenik düşmüş ve hele ki alkol alan biriyse alkolün de etkisiyle iş arkadaşıyla veya o an denk gelen başka bir erkek veya kadınla sizi aldatmış, hatta yeni bir ilişkiye başlamış! Öyle ya eşiniz sizden çok çok daha fazla iş arkadaşıyla, başkalarıyla vakit geçiriyor. Sürekli birbirlerinin burnunun dibindeler. Tabii tüm bu olumsuz koşullara rağmen karınız veya kocanız nefsine hakim, “iyi insan” kategorisine giren biriyse o zaman şanslısınız. Her şeye rağmen sizi aldatmayacaktır. İş hayatımda karşıma çıkan 2 evli tanıdığım ilk eşlerinden boşanıp iş arkadaşlarıyla evlendiler. İlk eşlerini de tanıdığımdan, çocukları da olduğundan üzülmüştüm. Tabii aşk bu. Belki her ikisi de evliliklerinde hiç mutlu değillerdi, ilişkileri doyurucu değildi. Bilemiyor ki insan. Buyrun artık kazandığınız paraları, malları münasip bir şekilde paylaşıp şirket tasfiyesini pardon evliliğinizi bitiren anlaşma metnini hakime onaylatın ve boşanmanın yol açtığı mal paylaşımı sonrası büyük bir finansal ve ruhsal çöküntü ile bekar ve özgür yaşantınıza veya yeni partnerinize merhaba deyin! Bu arada olan eğer varsa çocuklara oluyor tabii. Zavallıcıkların geçirdiği psikolojik travmayı eğer siz de boşanmış bir ailenin çocuğu değilseniz anlamanız mümkün değil! Onları annesiz veya babasız büyümeye mahkum etmeniz de cabası. Değer mi? Evlenirken, çocuk yapma kararı alırken lütfen iyi düşünün ve bilinçli seçimler yapın.

       Tüm bu bilgiler ışında bu sefer de “Vay arkadaş, evlilik ne zor bir şeymiş. Evlenmesek daha iyi herhalde. Bekarlık sultanlıktır” diye düşünenleriniz olabilir. Yanlışlıkla sizi evlilikten soğutmak değil amacım. Sadece evlilik öncesi eş seçerken, aile kurarken; evlilik sonrası çocuk sahibi olurken ve ilişkinin devamını sağlarken bilinçli ve planlı olunması, ilişkinin tehlikeye atılmadan ömür boyu sürecek şekilde yine bilinçli davranılması. Evet evlenmeden, özgür kadın, özgür erkek olarak sürekli farklı kadın ve erkeklerle beraberlik yaşamak da zevkli bir seçenek olabilir, hiçbir sorumluluk da almamış olursunuz. Ama bana kalırsa bu tür ilişkiler genelde cinsel doyum dışında ruhi-manevi doyuma, güven ilişkisine, çocuk yetiştirilen aile ortamı oluşturmaya çok uzak olduğu gibi yaşlandığınızda tamamen yapayalnız kalıp yapayalnız ölmeyi de göze alıyorsunuz demektir. Kaldı ki bu tür ilişkilerde de sıkça istenmeyen, sürpriz hamilelikler, babalık davaları, sevgili değiştirirken veya ilişki biterken girilen sık depresyonlar, düzensiz ve yıpratıcı yaşam tarzı sıkça karşılaşılabilen şeyler. Zaten hali hazırda yoğunlukla bu şekil yaşamların, hayatların hüküm sürdüğü Avrupa ülkeleri ve ABD’de aile kurumunun neredeyse yok olmaya yüz tuttuğunu okuyor, duyuyorsunuzdur. 

Gerçek, huzurlu, sevgi, saygı ve güvene dayanan sıcak bir aile yuvası ile bu tür ilişkilerin kıyaslanabileceğini zannetmiyorum. Ben hala evlilik kurumunun kutsallığına ve her durumda diğer ilişki türlerinden daha iyi olduğuna inananlardanım. Sadece evliliğin kendiniz için doğru, hayat görüşü anlamında anlaşabileceğiniz iyi bir kişi ile ve bilinçli bir şekilde yapılması gerektiğine inanıyorum. Tabii bu benim görüşüm. Belki siz farklı düşünüyorsunuzdur, saygı duyarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder