Günümüzde,
şu bilgi çağında muhtemelen gazetelerde, dergilerde, televizyonda, internette
sıkça karşılaşıyorsunuzdur. Aman kendinize, vücudunuza iyi bakın. Yediğinize,
içtiğinize dikkat edin. Şunları yiyin, şunları için, spor yapın, fit olmaya
çalışın. Sağlıklı ve uzun yaşamak, stresten kurtulmak için bu tip tavsiyeleri
basın yayın organlarından olduğu kadar belki arkadaşlarınızdan da
duyuyorsunuzdur. Peki bunları “Nasılsa yapmam imkansız, vaktim yok, bana göre
değil” deyip geçiştiriyor musunuz? Yoksa bu duyduklarınızın bir kısmını azimle
uygulamaya çalışıp vücut formunuza dikkat edenlerden misiniz?
Bekar
yaşıyorsanız, ileride evlenmeyi veya bir ilişkiye girmeyi düşünmüyorsanız,
sağlığınıza da o kadar önem vermiyorsanız, “Atın ölümü arpadan olsun” tarzı bir
yaklaşımınız varsa tüm bunları bir kenara koyup kafanıza göre takılabilirsiniz.
Ama evlenmek veya bir beraberlik yaşamak gibi bir planınız varsa veya hali hazırda
evliyseniz, bir ilişkiniz, beraberliğiniz varsa size tavsiyem kesinlikle
kişisel bakımınıza, görünüşünüze, kilonuza, giyim kuşamınıza dikkat etmeniz;
mümkün olduğunca spor yapıp fit bir vücuda sahip olmaya çalışmanızdır. Yanlış
anlaşılmasın, bunu bir saplantı haline getirin demiyorum ama ideale yakın olmak
için sürekli çabalamak gerekir diye düşünüyorum. Neden mi? İşte size nedenleri.
Öncelikle
bana kalırsa bakımlı, güzel veya yakışıklı görünmek, kişisel temizliğine dikkat
etmek, spor yapmak ve fit bir vücuda sahip olmak erkek için de kadın için de
kendine saygının bir gereğidir. Kişi bu sayede kendine daha güvenli olur ve bu
durum hem özel ilişkilerine hem de iş hayatına olumlu yansır. Birçok araştırma
sağlıklı bir vücudun, spor yapmanın ruhumuzu da pozitif yönde etkilediğini,
kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladığını gösteriyor. Sakın bütün bunlar için
çok para lazım diye düşünmeyin. Bunun için kimsenin çok paraya ihtiyacı yok
aslında. Artık her gelir seviyesine uygun kadın ve erkek kozmetik ürünleri,
giysiler var. Tüketim ürünlerine ulaşmak artık hem daha kolay hem de
alternatifler fazla. Spor anlamında ise bir çift spor ayakkabı düzenli
yapacağınız bir yürüyüş, jogging veya koşu için yeterli. İlla ki herkesin tenis
veya golf oynaması, pahalı spor kulüplerine gidip yüzmesi gerekmiyor. Paranız
varsa yaparsınız tabii ama spor yapmak için olmazsa olmaz şart değil.
Diğer
taraftan günümüz hayatı son derece rekabetçi ve insanlar çok erken yaşlardan
itibaren cinsel uyaranlara maruz kalıyorlar. Küçük yaşlardan itibaren Barbie
bebeklerle yetişen, güzel kadın örneği olarak onları örnek alan minik
çocukları, sinema ve TV yoluyla örnek gösterilen aktör ve aktrisleri gözünüzde
bir canlandırın lütfen. Beğenilen aktör, aktris ve şarkıcıların hayran
kitlelerinin davranışlarını, toplum içine çıktıklarında onlara taparcasına
yapılan tezahürat ve sevgi gösterilerini düşünün. Bunların hepsi adeta bir
bilgisayar yazılımı gibi bilinçaltımıza işleniyor ve biz farkında olmadan
birçok seçimi veya davranışı bilinçaltımıza yerleşmiş olan bu algılarımıza göre
gerçekleştiriyoruz. Eskiden erkekler biraz daha rahattı belki. Güzellik ve
bakım daha çok kadınlardan beklenen bir şeydi. Ama şimdi hem erkek hem de kadının
hiç rahat olmamasının gerektiği, rekabetçi bir dönem yaşıyoruz. Çünkü herkes
artık daha iyiye, daha yakışıklıya, daha
güzele sahip olmak istiyor. Sahip olduğuyla etrafında gördüğü arasında bir
uçurum oluşursa o noktada sorun yaşamaya başlıyor. Neyse ben nedenlerimi
sıralamaya devam edeyim ki ne demek istediğime biraz daha açıklık getirmiş
olayım.
Önce
erkeklerden başlayım. Ülkemizde erkekler genelde bekarlıktan kurtulup
evlendikten sonra kilo alma eğilimine giriyorlar. Kendilerine bekarken
baktıkları kadar bakmamaya, hızla kilo almaya başlıyorlar. Eskiden sürdükleri
kadar çok parfüm de kullanmayabiliyorlar. Kıyafet ve özellikle çoraplarını evin
değişik yerlerine serpiştirip dağıtma gibi kötü huyları olabiliyor. Düzenli diş
fırçalamaya eskisi kadar özen göstermeyenlere, hatta burun karıştıranlara da
sıkça rastlamak mümkün. Bir de erkeğin kendine ait bir işi yoksa daha çok para
kazanmak, evini geçindirip çocuğu veya çocukları için iyi bir gelecek
hazırlamak isteyen ve kariyerine odaklanan erkeğimiz normalden fazla çalışmaya,
mesaiye kalıp eve geç ve yorgun dönmeye başladıysa doğal olarak eşiyle seks yapma
sıklığı da azalabiliyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Kısacası evlendikten sonra,
özellikle de ilk 2-3 seneden sonra nasılsa kızı kaptım, artık benim oldu (sanki
tapusunu aldı. Mal mı alıyorsun?) şeklinde rahat moda geçip hatalı bir şekilde
başına gelebilecek olumsuz olayların fitilini ateşlemiş oluyor.
Gelelim
kadınlarımıza. Evlilik sonrası rahata erip kilo alma eğilimine maalesef
kadınlarımızda da sık rastlıyoruz. Yine özellikle kadınlar için daha da önemli
olan kişisel bakım, (yüz, bacak ve ayak bakımı dahil) cilt bakımı, oje ve
makyaj gibi kendilerini eşlerine daha güzel, daha çekici gösterecek bir dizi
çabadan yine özellikle ilk 2-3 seneden sonra veya çocuk sahibi olduktan sonra
vazgeçebiliyorlar. Hatta erkeklerdeki gibi eşleriyle seks yapma sıklığı da
azalabiliyor. Tamam, kadının üzerinde çok yük var. Hem çalışma hayatı hem ev
işi hem de çocuklarla ilgilenirken kendi bakımını ihmal etmek zorunda kalıyor
diyebilirsiniz. Ama bu, ilişki için üzücü olabilecek bir olumsuz gelişmeyi
engellemeye yetmiyor maalesef. Bu durumda kadının ne yapıp edip
sorumluluklarını eşiyle paylaşması, gerek ev işlerinde gerekse çocuk bakımında
eşinden destek ve yardım alması gerekir. Zorla, tehditle değil ama tatlı bir
dille kocasını ikna etmelidir. Çünkü Türk erkeğinin kodlarında, bilinç altında,
yetiştirilirken genelde ev işi ve çocuklarla ilgilenilmesinin kadının görevi
olduğu vardır. Hatta daha evlilik öncesinde bu tip konuları eşlerin birbiriyle
konuşması, anlaşması gerekir diye düşünüyorum.
Bunu
kırmak kolay değildir ama artık kadın da çalışma hayatına girdiğine göre
durumun eski zamanlara göre farklı olduğu uygun şekilde eşler arasında
konuşulmalıdır. Kavga etmeden, iyilikle, güzellikle. Sonuçta kadınlar genelde
kafalarına bir şeyi koyarsa eşlerine mutlaka yaptırırlar diye düşünüyorum. J Hatta tüm
ilişkiyi kadın yönettiği halde evde sözü geçenin, her şeye karar verenin
kendisi olduğunu zanneden çok koca tanıdım. J Böyle bilinçli ve
becerikli kadınları da çok takdir etmişimdir. Boşuna dememişler “Yuvayı dişi
kuş yapar” diye. Bence çok doğru bir laf bu. Bir o kadar doğru olan bir başka
deyiş daha var: “Kadın
erkeği vezir de eder, rezil de eder”.
Aslında
bu iki deyişin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Atalarımız bana
kalırsa ilişkide esas belirleyici tarafın kadın olduğunu vurgulamışlar. Her ne
kadar erkek ve kadın birbirini tamamlayıcı nitelikte olsalar da söz konusu olan
ilişki, evlilik olduğunda sanki kadınlar doğaları gereği genelde erkeklerden daha
olgunlar. Sonuçta erkeklerde olmayan annelik güdüsü bana kalırsa onları
özellikle bu konuda biraz daha etkin, belki de üstün pozisyona getiriyor.
Tabii,
kadın çalışmıyorsa, erkeğin geliri de yeterliyse evde çocuk bakımı ve ev
işlerinin yapılması konusunda kadının daha aktif rol alması mümkün. Bu durumda
kadın para kazanmasa da yine dışarıda çalışmak kadar ağır bir yükün altında
olduğu unutulmamalıdır. Yaptığı iş kesinlikle değersiz bir şey değildir (hatta
kimine göre daha değerli, daha fedakar bir davranış) ve kadın bu şekilde
hissetmemelidir. Erkek evde yine eşine yardım edebileceği, destek olabileceği
şeyleri yapmalıdır ama çalışan karı-koca örneğindeki kadar da değil tabii. Diğer
taraftan ev hanımı pozisyonundaki çoğu kadın günümüzde kendini değersiz ve
kocasına bağımlı hissetmektedir. Çünkü tüm medya organlarında ev hanımlığı bir
bakıma aşağılanmakta ve kadınlar iş hayatına girmeye teşvik edilmektedir. Halbuki
çocuk yetiştirmek çok ciddiye alınması gereken zor bir şey. Her ikisi de
çalıştığı için çocuğunu her sabah evde kültürünü tanımadığı bir Moldovyalı’ya,
Rus’a, Uzakdoğulu’ya, şivesi bozuk köylü bir bakıcı teyzeye veya geliri iyiyse bir
Fransız veya İngiliz mürebbiyeye bırakan çiftlerin vicdanları sizce rahat mı?
Doğrusu bu mu? Bir anne için aslında sürekli yanında olup onu yetiştiremeyeceğini
bile bile bir çocuk dünyaya getirmek, sırf bu dünyada benim de bir çocuğum
olsun diye çocuk yapmak etik mi? Bu şekilde başkalarının kültürü, anlayışı ve
konuşma tarzıyla yetişen bu çocuk gerçekte o çiftin çocuğu mu olmuş oluyor?
Yoksa ana-babasının çocuk sahibi olma güdüsünü tatmin eden bir proje çocuk,
“Child Development Project” veya “Child Raising Project” mi? Bana bir çocuğa
bakacak kişinin ya onun öz annesi ya da hiç olmazsa birinci derece akrabası
olan anneanne veya babaannesi olması daha doğru geliyor. Bu olamayacaksa çocuk
dünyaya getirmek her nedense bana çok doğru gelmiyor ama yoruma açık bir konu
bu tabii.
Kanaatimce bunun tek bir doğrusu yok. Eşler
maddi durumları ve kişisel hayat tercihlerine göre çalışan bir karı-koca
ilişkisi mi yoksa ev hanımı-çalışan koca ilişkisi mi kurup yaşayacaklarına kendileri
özgürce karar vermeli. Toplum bu konuda A veya B seçeneğini seçmeleri konusunda
baskı yapmamalıdır. Ama kadının günümüz koşullarında kendi ayakları üzerinde
durmasını sağlayacak koşulları oluşturması bloğumun ana fikri olan “iyi insan” ile
değil de kötü denebilecek biri ile evlenmesi veya ilişkiye girmesi durumunda
başına gelebileceklere karşı kendini korumasını ve kendi ayakları üzerinde durabilmesini
sağlayacaktır. Kısacası hayattaki risklere karşı tedbir almış olacaktır. Bunu
da dikkate almakta fayda var.
Konumuza
dönersek erkeklerin iş hayatı ve evi geçindirme kaygılarını; kadınların iş
hayatı, ev işi, çocuk bakımı gibi sorumluluklarını bahane ederek kişisel
bakımlarını, sporu, egzersizi, çekici giysiler giymeyi bırakıp görünümlerini
ihmal etmeleri, birbirlerine daha az zaman ayırıp gittikçe daha az seks
yapmaları ilişkilerin sonunu hazırlayan faktörlerdir. Tabii bunlar tek başına
bir neden olmayabilir. Bir çift arasında karakter uyuşmazlıkları da olabilir
ama unutulmamalıdır ki birçok kişiye göre evlilik veya beraberliğin başarısında
seks uyumu ve cinsellik %50 etkiye sahip. Bu riski ortadan kaldırmak adına size
naçizane tavsiyelerimi aşağıda bulabilirsiniz.
Amacım sizi paranoyak yapmak, endişeye sürüklemek değil ama biraz abartarak bazı noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bahsedeceğim şeyler sonucunda tüm işyerlerinde bunlar oluyor, tüm çalışanlar böyle yapıyor diye düşünülmesin. Hala iyiler kötülerden fazla diyebilirim. Ama nasıl bir risk ile karşı karşıya olduğunuzu, nasıl bir ortamda yaşadığımızı kavramanızı; ilişkilerinizde bazı şeyleri küçümsememenizi ve bakımlı olup bakımlı görünmenin erkek için de kadın için de ne kadar önemli olduğunu anlamanızı amaçlıyorum.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim tabii. Aşağıda belirtilen noktalara dikkat etmeniz sadece olası bir olumsuzluğa karşı tedbir almaktan ibaret. Yoksa siz bunları tam olarak yapsanız bile karşınızdaki kişi kötü ise, ahlaksız, etik yoksunu biriyse hiçbir işe yaramayacaktır. Kişinin manevi açıdan iyi bir insan olması, Allah’tan korkan biri veya etik yönü çok kuvvetli biri olması her şeyden önemli ve en azından böyleleri için bu çabaları sarfetmeniz boşa gitmeyecektir.
Amacım sizi paranoyak yapmak, endişeye sürüklemek değil ama biraz abartarak bazı noktalara dikkatinizi çekmek istiyorum. Bahsedeceğim şeyler sonucunda tüm işyerlerinde bunlar oluyor, tüm çalışanlar böyle yapıyor diye düşünülmesin. Hala iyiler kötülerden fazla diyebilirim. Ama nasıl bir risk ile karşı karşıya olduğunuzu, nasıl bir ortamda yaşadığımızı kavramanızı; ilişkilerinizde bazı şeyleri küçümsememenizi ve bakımlı olup bakımlı görünmenin erkek için de kadın için de ne kadar önemli olduğunu anlamanızı amaçlıyorum.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim tabii. Aşağıda belirtilen noktalara dikkat etmeniz sadece olası bir olumsuzluğa karşı tedbir almaktan ibaret. Yoksa siz bunları tam olarak yapsanız bile karşınızdaki kişi kötü ise, ahlaksız, etik yoksunu biriyse hiçbir işe yaramayacaktır. Kişinin manevi açıdan iyi bir insan olması, Allah’tan korkan biri veya etik yönü çok kuvvetli biri olması her şeyden önemli ve en azından böyleleri için bu çabaları sarfetmeniz boşa gitmeyecektir.
ERKEKLER İÇİN TAVSİYELER:
· Erkek
düzenli olarak sporunu yapmalı ve kilosuna çok dikkat etmeli. Göbek bağlayan,
pijamalı, böğründen kıl fışkıran klasik Türk erkeği görünümüne bürünmemeli.
Unutmayın eşiniz muhtemelen çalışan bir kadın ve işyerinde filinta gibi fit
vücutlu, düzenli spor yapan adamlar var. Hele bir de karınız yabancı bir
şirkette çalışıyorsa çok yakışıklı, kendine gayet iyi bakan, spor yapan, fit
vücutlu, evde partnerine yemek de pişiren Fransızlar, İtalyanlar,
Amerikalılar…vb. olabilir. Onlar için bir gecelik, bir anlık kaçamaklar da çok
normal, sıradan bir şey. Farklı bir heyecan. Hatta kendinden yaşça büyük,
kocasından yeterli ilgi görmeyen kadınlara ve dullara tecrübelerinden
yararlanmak için musallat olan bir grup genç erkek güruhu da oluşmaya başladı.
Yani uyaranlar, kötü niyetliler çok. Ayağınızı ona göre denk alın.
·
Eşiniz
ev hanımıysa aldatılma riskiniz daha düşük gibi görünse de unutmayın ki TV
dizilerinde, filmlerde, gazete ve dergilerde, internette yeterince uyarana
maruz kalıyorlar ve bilinçaltında sürekli onlarla mukayese edildiğinizi
unutmayın. Ayrıca aldatmak isteyen ev kadını için tüm gün çok fırsat var. Siz
zaten bütün gün iştesiniz. Artık eskisi gibi değil, kocasını aldatan kadınların
sayısı çok daha fazla ve ne yazık ki saf kocaların ruhu bile duymuyor. Şurası
bir gerçek ki kadın kocasının kaçamaklarını sezip yakalama konusunda ne kadar
ustaysa erkek de karısının kendisini aldattığını anlama konusunda o kadar
beceriksiz ve saf. Çünkü toplumumuzdaki yerleşik algı genelde hep erkeklerin
eşlerini aldattığı yönünde, neredeyse bu normal karşılanıyor ama kadınların
böyle şeyler yapabileceğine nedense çok ihtimal verilmiyor. Kadın genelde
kutsal anne ve kocasına sadık bir eş olarak algılanır ve erkek de
aldatılabileceğini hiç aklına getirmez. Her şeyden önemlisi bunu kabullenemez
zaten. Unutmayın, devir eski devir değil artık. Bilgiye, iyiye, kötüye ulaşmak
artık sadece bir tık veya ekran üstünde yapacağınız bir parmak hareketi uzağınızda.
Gelişen bilgisayar, akıllı telefon ve internet yazılım teknolojileri insanlar
için her şeyi çok kolaylaştırıyor. Eğer karınızla yeteri kadar ilgilenmiyorsanız
ciddi risk altındasınız demektir.
· Kişisel
bakımına her zaman özen göstermeli. Evlilik sonrası kaç sene geçerse geçsin
yakışıklı, fit vücutlu ve bakımlı görünmeye çalışmaktan vazgeçmemeli. Evdeyim
diye pespaye giyinip karısının göz zevkini bozmamalı. Çoraplarını sağa sola
bırakıp karısını gıcık etmemeli. Karısının gözündeki yakışıklı, bakımlı ve fit
adam imajını bozmamalı.
· Ne
olursa olsun evdeyim, rahatım diye alışkanlığı varsa burnunu karıştırmamalı.
Kendisini karısının yanında bu şekilde küçük düşürmemeli. El ve ayak bakımına
dikkat etmeli, ayakları kokmamalı. Ayak kokusu problemi varsa bunu gidermenin
yollarını bulmalı ve her gece yatağa girmeden önce tedbiren yıkamalı.
· Aynı
şekilde gürültülü şekilde geğirmemeli ve odada veya yatakta poposundan nasılsa
evdeyim diye öyle ulu orta gaz çıkarmamalı J Böyle durumlarda
tuvalete gitmeyi tercih etmelisiniz.
· Evliliğinin
kaçıncı yılında olursa olsun seksten önce mutlaka dişini fırçalamalı, terliyse
duşunu almalı, parfümünü sürmeli ve ön sevişmeye yeterli süreyi ayırmalı. Yani
5 dakikada Beşiktaş tarzı yaklaşım göstermemeli J Eşi kendisine
değer ve önem verildiğini hissetmeli. Maalesef çoğu erkek karısının ilişkide gerçekten
tatmin olup olmadığını kontrol etmez veya bununla uğraşmak istemez. Kendisi
tatmin olmuşsa yeterlidir. Kadının tatmin olma süresi ve biçimi erkeğinden
farklıdır ve erkeğin ilişkide buna dikkat etmesi gerekir. Uzun vadeli ve
sürekli bir ilişkiniz, evliliğiniz olsun istiyorsanız cinsel ilişkide sizin kadar
eşinizin de tatmin olması konusunda gereken özeni göstermelisiniz. Konuyla
ilgili internette bir dolu yazı bulabilir, kendinizi bilinçlendirebilirsiniz.
· Bebek
varsa ve eşi de çalışıyorsa özellikle doğumdan sonraki ilk zamanlarda (özellikle
ilk 8 ay) bebek izni sonrası bebek uyandıkça tüm gece bebeği pişpişleme ve
uyutma işini -tabii emzirme durumu hariç- J toptan karısına
bırakmamalı. Nöbetleşe bir şekilde 1 gece bir eş diğer gece diğer eş veya aynı
gece sırayla bebek uyutma ve gaz çıkarma işlerini üstlenmeli ki iki eş için de
uykusuzluk oranı aynı olsun. Evet bu dönemde şöyle rahat rahat bebek uyanıp
bağırmadan seks yapmakta zorlanabilirsiniz ama bu geçici dönemi birbirinize
destek olarak atlatabilirsiniz. Siz beraber olmak istedikten sonra bebek de
buna çok engel olamaz. Bebeğin uyku düzeni ve davranış alışkanlığı belli
oldukça çiftlerin birbirine nasıl ve ne zaman vakit ayırabileceği de ortaya
çıkar.
· Doğum
sonrası karınız kilo aldıysa ve siz bu durumdan memnun değilseniz onu kilo
vermesi ve vücudunun forma girmesi yönünde kırmadan, incitmeden, bunalıma
sokmadan teşvik edin. “Amaan önemli değil sevgilim, istediğin gibi ye iç” diyerek
yanlış yönde teşvik etmek eşinize ve kendinize yaptığınız en büyük
kötülüklerden biri olur. Sonra “Karım da doğumdan sonra bidon gibi oldu yahu”
diye karınızı iş arkadaşlarınıza şikayet etmeye başlarsınız ama iş işten geçmiş
olur. Unutmayın onu hayat arkadaşınız olarak siz seçtiniz, evlendiniz, bir de
çocuk yaptınız ve bir ömür boyu sorunsuz şekilde birlikte olmayı sağlayacak
şekilde tedbir almak, eşinize karşı dürüst olup beklentilerinizi paylaşmak da
sorumluluklarınızdan biri. Kolay değil öyle koca olmak, baba olmak! Hatta maddi
açıdan imkanınız elveriyorsa gerekiyorsa destek olun, spor salonuna gitsin.
Hatta siz de hafta sonları ona eşlik edip beraber spor yapsanız çok çok daha
iyi olur. Size de faydası olur. Sonuçta o sizin biricik karınız ve hep güzel
kalsın istemez misiniz? İmkanınız yoksa en kötü hafta sonları ve/veya iş dönüşü
haftada en az 3 kere en az yarım saat ila 1 saat arası yürüyüş veya koşu
yapacak şekilde bir egzersiz programı da yapabilirsiniz eşinizle. Ama tek
başına spor yapmakla olmaz. Siz de eşiniz de yediklerinize dikkat etmeli ve aç
kalmadan kilo verecek veya formunuzu koruyacak şekilde beslenmenize dikkat
edebilir, gerekirse bir diyetisyenden yardım alabilirsiniz. Her daim bakımlı,
güzel ve yakışıklı yanyana, formda bir çift olmanız fena mı olur? Düşmanlarınız
çatlasın J
· Erkekler
genelde çoğu kadının gözünde odunluklarıyla veya öküzlükleriyle ünlüdür J ve bazı
erkeklerimiz açısından haklılık payları olduğunu hadi itiraf edelim. Tamam yılbaşı
veya sevgililer günü erkekler için net kapitalizmin türettiği özel tüketim ve
para harcatma günleri. Ama erkek hiç olmazsa evlenme yıldönümleri ve karısının
doğum gününde romantik sürprizler yapabilmeli, küçük de olsa hediye alabilmeli.
Hadi ama o kadar da zor değil, gözünüzde büyütmeyin. Biraz kafa yorunca senede
2 defa yapacak bir sürpriz, alacak uygun bir hediye bulabilirsiniz. Akıllı
telefonlar var artık. Önemli günleri ajandanıza alarm kurup kaydedebilirsiniz.
Tabii özel günlerde sürekli “Tek taş yüzük isterim” diyen veya sadece pahalı
hediyelerle tatmin olabilen bir karınız varsa Allah size sabır versin.
· Yorgun
olsa da eğer performansı çok etkilenmeyecekse karısının seks isteğini geri
çevirmemeli. Gerçekten sorun olacağını düşünüyorsa da durumunu karısını
kırmadan ve uygun bir üslupla anlatmalı.
HANIMLAR İÇİN TAVSİYELER:
· Kadın
da düzenli olarak sporunu yapmalı ve kilosuna, vücut formuna çok dikkat etmeli.
Her ne kadar ülkemizde eskiden kalma “Bir dirhem et bin ayıp örter” diye bir
deyiş olsa da, sınırlı sayıda erkeğimiz etli butlu hatunlardan hoşlansa da
gerçekte bu sayı öyle çok değil. Kendinizi kandırmayın. İşyerlerinde bakımlı, fit
vücutlu, kariyerinde hızla yükselmek isteyen güzel kadınlar çok. Erkeklerde
olduğu gibi kocanız hele bir de yabancı bir şirkette çalışıyorsa birbirinden
güzel ve bakımlı Avrupalı, Amerikalı, Rus…vb. kadınlar olabilir. Ülke içinde
çalışmıyor olsalar bile onlarla çeşitli uluslararası bölge toplantılarında farklı
ülke ve mekanlarda karşılaşıyor olabilir. Onlar için bir gecelik, bir anlık
kaçamaklar da çok normal, sıradan bir şey. Farklı bir heyecan. Yani uyaranlar,
kötü niyetliler çok. Ayağınızı ona göre denk alın.
·
Türbanlı,
kapalı giyinen ve muhafazakar bir kadın iseniz sakın ola ki “Eşim de nasılsa
benim gibi muhafazakar bir aileden geliyor, kapalı giyiniyorum, az makyaj
yapsam, az bakımlı olsam da yeterli. Beklentisi fazla olmaz” zannına
kapılmayın. Bahsettiğim tüm maddeler sizler için de geçerli! Sonuçta erkek
erkektir. Başkalarının yanında, toplum içinde edebe uygun giyinip davransanız
da yatakta bambaşka, yaramaz bir kadın olmanıza engel bir durum yok. Kocanız da
herkesle aynı çalışma ortamlarında bulunuyor. Belki kendi işidir, daha
muhafazakar bir ortamda çalışıyordur. Yine de piyasaya çıktığında, yurt dışı
veya yurt içi iş gezilerine gittiğinde, internette gezinirken aynı uyaranlara
muhatap. Ayrıca zaten sadece helalinize, kocanıza karşı süslenip yaramazlık
yapacaksınız. Çekinmenize gerek yok. Ev içindeyken ve sadece kocanız ile baş başa
iken mini eteğinizi giyebilir, makyajınızı da yapabilir, seksi iç çamaşırları
alıp kocanıza hoş görünebilirsiniz. Sonuçta siz rahibe değilsiniz, kocanız da
rahip değil. Dinimizde ruhban sınıfı olmadığı gibi hacılara, hocalara, imamlara
bile evlenme yasağı yok çok şükür. Zaten cinselliğin yasak olması insanın
doğasına aykırı. Öteki türlü kocanızın sizde bulamadığı ve bir kadın olarak
sizin rahatlıkla sağlayabileceğiniz şeyler için ilişkinizi riske etmeyin derim.
Dindar olmanız yatakta çekingen ve utangaç olmanızı gerektirmez. Kocanıza
cinselliği en iyi seviyede yaşatmaya özen göstermeli ve açık fikirli
olmalısınız. Korkutmak gibi olmasın ama sözde dindar geçinen ve dindar,
muhafazakar olduğu iddia edilen bir şirkette çalışan, iş icabı zaman zaman
görüştüğüm evli ve karısı türbanlı bir adamın işyerinde çalışan başka bir
kadınla ilişkisi olduğunu öğrendiğimde ağzım açık kalmıştı. Yanlış
anlaşılmasın, burada ahlak dışı davranan erkek kesinlikle suçlu ama evinde her
anlamda mutlu olan erkeklerin aldatma riski daha düşük olur diye düşünüyorum. Yani
dindar olsun veya olmasın her insan hataya düşebilir. Hele ki söz konusu
kadın-erkek ilişkisi olduğunda çiftler birbirini hem cinsel anlamda hem ruhsal
anlamda tatmin etmedikten sonra, belli bir bilinçte olmadıkları ve gerçekten
Allah’tan korkmadıkları sürece, dindar olmak da pek fayda etmeyebilir.
· Zaman
zaman piyasada satılan kadın dergilerini takip etmenizde, cinsellikle ve
kişisel bakımla ilgili yazılardan faydalanmanızda fayda olabilir. Diğer
taraftan bu tip dergilerde yer alan, hayat tarzıyla ve kadın-erkek ilişkileri
ile ilgili olup bizim kültürümüze pek uymayan, çalışan ve özgür kadın
hikayelerini çok ciddiye almanıza gerek yok. Siz de o şekilde düşünüyorsanız ve
yaşıyorsanız sorun yok tabii ama o fikirde değilseniz o tip yazılardan çok
cinsellik ve kişisel bakımla ilgili yazılardan ufuk açıcı bilgiler
edinebilirsiniz.
· Kişisel
bakımına her zaman özen göstermeli. Evlilik sonrası kaç sene geçerse geçsin
güzel, seksi ve bakımlı görünmeye çalışmaktan vazgeçmemeli. Bazen seksi iç
çamaşırları giymekten utanmamalı.
· Şimdi
bahsedeceğim konuyu lütfen ciddiye alın. Dalga geçmeyin, hafife almayın. Birçok
kadın bunun farkında değil ama bu da benden size kocanızı hep size bağlı
tutacak bir taktik hediye olsun. Zaten eşinizin de şikayet edeceğini hiç
sanmıyorum. Evdeyim diye erkeklerde olduğu gibi siz de pespaye giyinip kocanızın göz zevkini bozmamalısınız.
Eşofman da giyseniz, pijama da giyseniz evde de her zaman bakımlı olun. Sabah
kalktığınızda hafta sonu da olsa hafif bir makyaj yapabilirsiniz. Elleriniz,
ayaklarınız her zaman bakımlı ve ojeli olsun. Evde de mümkün olduğunca seksi
kıyafetler giyin. “Amaan kim uğraşacak? Evleneli 5 veya 10 sene oldu, artık
böyle yapmaya, uğraşmaya ne gerek var? Alan almış, satan satmış” demeyin işte. Hani
bir ömür mutlu olacaktınız? Kocanızın ilgisi hiç azalmayacaktı. Kolay mı bu? Burada
ana amaç kocanızın sizi hep bakımlı ve seksi olarak hatırlaması, aklında hep
öyle yer etmesi. Bilinçaltına yönelik bir çeşit “Marketing” (Türkçe ifadesi ile
Pazarlama ama ülkemizde bu terim maalesef yanlış olarak çoğunlukla satış, satıcılar,
satış temsilcileri için kullanıldığından İngilizcesini kullanmak durumunda
kaldım. Gerçekte Pazarlama satıştan farklı, insan davranışlarını inceleyip buna
göre ürünlerin satışını ve marka değerini arttırmaya yönelik strateji geliştiren
bir bilimdir) yapıyorsunuz yani. Kendinizi kocanıza pazarlıyorsunuz.
İlişkilerde tabii ki erkek de kendisini karısına pazarlıyor olmalı. Çiftler bu
çabalarından evliliklerinin kaçıncı yılında olursa olun vazgeçmemeli. Erkek, “Benim
karım zaten her zaman yeterince güzel, bakımlı ve seksi. Ev hali bile güzel
biricik sevgilimin. Çok şanslıyım, başka kadınlara bakmaya da yeni macera
yaşamaya da hiç gerek yok. Böyle mutluyum ben” demeli. İşte ilkel erkek beynine
bunu dedirttiğiniz an kocanız tamamen avucunuzun içinde demektir. Cinselliğini
doya doya yaşatın, önüne yemeğini koyun. Bu kadar basit. Buyrun kocanızı tepe
tepe kullanın J, o sizindir artık. Tabii
ahlaksızlığı ve doyumsuzluğu tepe noktada, farklı kadınlarla beraber olmayı
evlilik öncesi de alışkanlık haline getirmiş ve bu alışkanlığını bırakamayan kötü
biri ile evlenmişseniz tüm bunlara rağmen aldatılmaya maruz kalabilirsiniz ama
en azından şu an için sayıca çok daha az olduklarına inanıyorum. Umarım öyle
bir adama denk gelmemişsinizdir.
· Erkeklerde
olduğu gibi gürültülü şekilde geğirmemeli ve odada veya yatakta gaz çıkarmamaya
dikkat etmeli. Böyle durumlarda tuvalete gitmeyi tercih edin.
· Evliliğinin
kaçıncı yılında olursa olsun seksten önce mutlaka dişini fırçalamalı, terliyse
duşunu almalı, parfümünü sürmeli. Yüz ve bacak epilasyonuna dikkat etmeli.
Kadınların cildinin bebek gibi olması, bakımlı olması erkeklerin her zaman
hoşuna gider.
· Bu
arada küçük gibi görünen önemli bir detay daha. Seks öncesi makyaj yapmanız,
ojeli el ve ayak tırnakları, rujlu dudaklar yani bakımlı bir kadın erkekleri
cezbeder. Cinselliği çok daha doyurucu yaşarsınız. İşten geldim, gece oldu,
makyajımı da çıkartmıştım. Ama uyumadan önce sevişeyim bitsin, yeniden makyajla
uğraşmayım tarzında yaklaştığınızda belki bir cinsel ilişki yaşayacaksınız ama emin
olun kocanız için de sizin için de bakımlı ve makyajlı halinizle yaşanacak bir
cinsellik çok daha tatmin edici olacaktır. Ayrıca yatakta da her zaman seksi ve
bakımlı bir kadın olmak, eşinizin seks yaparken sizi her zaman o şekilde
görmesi ve hatırlaması kocanızı sürekli size bağlı tutacak önemli etkenlerden
biri olacaktır.
· Yorgun
olsa da kocasının seks isteğini mümkün olduğunca geri çevirmemeli. Karısının
başım ağrıyor diye kendisini reddetmesi erkeklerin en nefret ettiği şeydir.
İnsanlık hali, insan hasta olabilir ve gerçekten başı ağrıyor olabilir ama
nedense çoğu erkek bunun bir reddedilme bahanesi olduğunu, karısının o an
kendisiyle seks yapmak istemediği için bahane ürettiğini düşünür. Gerçekten bir
sorun varsa kadın, durumunu kocasını kırmadan ve uygun bir üslupla anlatmalı
tabii ki. Zorla güzellik olmaz.
· Hamilelik
döneminde artık ben hamileyim diye kocanızı kendinizden, cinsel ilişkiye
girmekten uzaklaştırmayın. Hamilelik döneminde de cinsel ilişki belli bir aya
kadar bal gibi olabiliyor. Ama birçok değişken var. Hamilelik döneminde aylık
doktor kontrollerine mutlaka eşinizin de gelmesini sağlayın. Burada dikkat
etmeniz gereken doktorunuzu, jinekoloğunuzu iyi seçmek. Çoğu tecrübeli
jinekolog buna dikkat eder ve söyler ama diyelim ki söylemedi. O zaman mutlaka
siz, o kontrol döneminde eşinizle cinsel ilişkiye girip giremeyeceğinizi sorun.
Bunda utanılacak bir şey yok. Her kontrol sonrası hamileliğin gidişatına göre
doktorunuz tecrübeliyse size ve eşinize cinsel ilişkiye girip giremeyeceğiniz
konusunda bilgi verecektir. Yani burada hakem jinekoloğunuz olmalı ve
söylediklerini eşiniz de duymalı ki yanlış zamanda sizden beklenti içinde
olmasın. Ayrıca hamileliğin son dönemlerinde genelde doktorunuz cinsel ilişkiyi
tamamen yasaklayacaktır ama bildiğiniz üzere (bilmiyorsanız internette bu
konuda birçok yazı bulabilirisiniz) eşler birbirini farklı şekillerde de cinsel
birleşme olmadan tatmin edebilirler. Böyle şeylere açık olun. Sonuçta
ilişkinizin hamilelik döneminde de sağlıklı yürümesi önemli. Aldatmaların
birçoğunun hamilelik döneminde, karısından yeterli ilgiyi göremeyen, sabırsız
ve bencil erkekler tarafından gerçekleştirildiğini bilmenizde fayda var. Bu sebeple
eşinizi bu duruma sokmayın. Siz gerekli tedbiri alın. Yine de aldatma
yaşarsanız kötü veya çok zayıf karakterli bir insan karşınıza çıkmış demektir.
Bu durumda ilişkinizin geleceğine de siz karar vereceksiniz tabii.
· Doğum
sonrası bazı kadınlar kocasını dışlar ve sadece bebeği ile ilgilenir, eskisi
gibi kendine bakmaz, aldığı kiloları geri vermeye gayret etmez, seks yapma
sıklığı azalır. Bunu yapmayın. Birçok çift, çocuk sahibi olduktan sonra bu
sebeple boşanıyor. Tamam hayata yepyeni bir varlık geldi, biricik bebeğiniz o.
Ama hayat devam ediyor. Evliliğiniz, ilişkiniz devam edecekse çocukla da devam
edebilir. Alınan kiloları vermek de öyle kolay değil, tamam ama istenirse
yapılabilen bir şey bu. Yeter ki bakış açınız doğru olsun ve bilinçli hareket
edin. Doğum sonrası cinsellik isteği azalan hanımlarımız da olabiliyor. Bu
durumda doktorunuzdan profesyonel yardım alın. Unutmayın, cinsellik yoksa
evliliğiniz %50 tehlikede demektir. Kocanız “Doğum sonrası saldı kendini,
eskisi kadar güzel ve seksi değil” diye düşünmemeli. Tam tersine kendinize
bakarsanız, doktorunuza danışarak kilo verip eski formunuza kavuşabilirsiniz. Ayrıca
anne olmuş ve eski formuna kavuşmuş bir kadın hormonların da etkisiyle kocasına
eskisinden çok daha dişi, çok daha seksi de görünecektir. Kendinize güvenin.
· Aşkın
ömrü çoğu araştırmada çıktığı gibi gerçekten 2,5-3 sene. Lütfen evlilikten
büyük beklentiler içine girip iki insan arasında sonsuz aşkın varlığına inanmayın. Aşk bitti diye de mızmızlanıp kocanıza sarmayın, boşanmalara
kalkmayın lütfen. Sonsuz bir tek aşk var, o da hissedebilen için, Hz. Mevlana
gibi o mertebeye gelebilenler için Allah aşkı. Ama biz faniler için aşk
bittikten sonra dönüşmesi gereken duygu “Sevgi”. İşte bu duygu, yani “Sevgi”
gerçek bir çift olmayı başarabilenler için bir ömür sürebilir. İlk aşk dönemi
bitince o duygu bir süre sonra karşılıklı sevgi ve saygıya, hoşgörüye
dönüşmeli. Bu olmazsa ilişkinizde sonu boşanmayla sonuçlanacak çok ciddi bir
fırtınalı dönem yaşamaya başlayabilirsiniz. İşte doğru, sadık ve sizi bir ömür
boyu sevecek olan kişiyle evlenip evlenmediğinizi anlayabileceğiniz dönem bu
dönem. Ölünceye kadar birbirini gerçekten sevmiş, saymış, hatta birbirinin
yokluğuna dayanamayıp dakika farkıyla art arda vefat eden yaşlı çift
hikayelerini duymuşsunuzdur. Bazen gazetelerde okuyoruz. İnanın var böyleleri.
Yani olabiliyor ama bizler günümüzde bencillikten, bireyci düşünmekten belki
böyle bir şey olabileceğine inanamıyoruz.
Tabii kimse Süpermen değil, her şeyin
çiftler tarafından dört dörtlük ve mükemmel yapılması mümkün değil. Ama bu
durumda eşlerin kafa kafaya verip her ikisinin mesai ve çalışma saatlerinden,
ev işlerine ve çocuk bakımına kadar geniş kapsamlı bir değerlendirme yapmaları
ve ailenin devamını sağlayacak tedbirleri almaları gerekir. Erkek veya kadın
daha az çalışıp belki daha az kazanacağı ama eve daha fazla vakit ayırabilecek
şekilde bir iş değişikliği yapabilir mesela. Veya belki her iki taraf da alınan
karara uygun iş arayışına girebilir. Ama mutlaka eşlerin birbirine ayırdığı
süre de çocuklarına ayırdığı süre de normal bir ailede olması gereken asgari
şartları sağlamalıdır. Tüm hayatları ve birinci öncelikleri iş hayatı ve para
kazanmak olan çiftler çocuklarını çok iyi okullarda büyük paralar dökerek okutsalar
da tatillerinde yurt dışına, lüks otellere gidebilseler de; kısıtlı zamanda
güzel restoranlarda pahalı yemekler yiyebilseler de eninde sonunda boşanmayla
sonuçlanacak bir sonun başlangıcında sayılırlar.
Benim iddiam şu: Evliliğin başarısını %50
seks yapma sıklığı (kişiden kişiye, çiftten çifte değişebilse de uzmanlar genel
ortalamada haftada en az 2-3 defa olmalı diyor) ve çiftlerin cinsel uyumu
belirliyorsa diğer %50’yi de iki insanın ilişkiden aldığı manevi ve ruhsal
doyum, karşılıklı sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü ve birbiriyle arkadaş olup
hoşça vakit geçirebilme yeteneği belirliyor. Evlilik ilişkisi iki eşin köle
gibi çalıştığı ve birbirine yeterli vakit ayrılamayan durumlarda yürümüyor. Bir
süre sonra ilişkinin kopması kaçınılmaz. Çünkü yanınızda hayat arkadaşınız
olmuyor ki. Hep işte ve iş arkadaşlarınızla berabersiniz. Karınıza, kocanıza,
çoluk çocuğunuza ayıracak çok az zaman bulabiliyorsunuz. Zavallı çocuğunuzu da
muhtemelen anneanne, babaanne veya bakıcılar büyütüyor. Bu durumda evlilik diye
bir şey kalıyor mu? Böyle bir durum olacaksa baştan evlenmeyin o zaman. Çocuk
da yapmayın. Niye sırf evlenmiş olmak için evleniyorsunuz? Veya sırf çocuk
yapmış olmak için çocuk yapıyorsunuz? Ne yapıp edip evli eşlerin bir şekilde
birbirine yeterli zaman ayırması şart. Aksi durumda kadının da erkeğin de gönlü
eninde sonunda başkasına kayıyor. Hani bir laf vardır. “Gözden ırak olan
gönülden de uzak olur”.
Yazımın başında da belirttiğim gibi
etrafımızda çok fazla uyaran var, kötü niyetli, ahlakı bozuk çok insan var. Bir
bakmışsınız ki bir uzun gece mesaisi veya uzun bir iş seyahati sırasında veya bir
oteldeki lansman gecesini takiben eğlence sonrasında, şirketlerde promosyon
olarak yurt dışına müşteri götürülen bir organizasyonun gece eğlencelerinde karınız
veya kocanız nefsine yenik düşmüş ve hele ki alkol alan biriyse alkolün de
etkisiyle iş arkadaşıyla veya o an denk gelen başka bir erkek veya kadınla sizi
aldatmış, hatta yeni bir ilişkiye başlamış! Öyle ya eşiniz sizden çok çok daha
fazla iş arkadaşıyla, başkalarıyla vakit geçiriyor. Sürekli birbirlerinin
burnunun dibindeler. Tabii tüm bu olumsuz koşullara rağmen karınız veya kocanız
nefsine hakim, “iyi insan” kategorisine giren biriyse o zaman şanslısınız. Her şeye
rağmen sizi aldatmayacaktır. İş hayatımda karşıma çıkan 2 evli tanıdığım ilk
eşlerinden boşanıp iş arkadaşlarıyla evlendiler. İlk eşlerini de tanıdığımdan,
çocukları da olduğundan üzülmüştüm. Tabii aşk bu. Belki her ikisi de evliliklerinde
hiç mutlu değillerdi, ilişkileri doyurucu değildi. Bilemiyor ki insan. Buyrun
artık kazandığınız paraları, malları münasip bir şekilde paylaşıp şirket tasfiyesini
pardon evliliğinizi bitiren anlaşma metnini hakime onaylatın ve boşanmanın yol
açtığı mal paylaşımı sonrası büyük bir finansal ve ruhsal çöküntü ile bekar ve
özgür yaşantınıza veya yeni partnerinize merhaba deyin! Bu arada olan eğer
varsa çocuklara oluyor tabii. Zavallıcıkların geçirdiği psikolojik travmayı
eğer siz de boşanmış bir ailenin çocuğu değilseniz anlamanız mümkün değil!
Onları annesiz veya babasız büyümeye mahkum etmeniz de cabası. Değer mi?
Evlenirken, çocuk yapma kararı alırken lütfen iyi düşünün ve bilinçli seçimler
yapın.
Tüm bu bilgiler ışında bu sefer de “Vay arkadaş, evlilik ne zor bir şeymiş. Evlenmesek daha iyi herhalde. Bekarlık sultanlıktır” diye düşünenleriniz olabilir. Yanlışlıkla sizi evlilikten soğutmak değil amacım. Sadece evlilik öncesi eş seçerken, aile kurarken; evlilik sonrası çocuk sahibi olurken ve ilişkinin devamını sağlarken bilinçli ve planlı olunması, ilişkinin tehlikeye atılmadan ömür boyu sürecek şekilde yine bilinçli davranılması. Evet evlenmeden, özgür kadın, özgür erkek olarak sürekli farklı kadın ve erkeklerle beraberlik yaşamak da zevkli bir seçenek olabilir, hiçbir sorumluluk da almamış olursunuz. Ama bana kalırsa bu tür ilişkiler genelde cinsel doyum dışında ruhi-manevi doyuma, güven ilişkisine, çocuk yetiştirilen aile ortamı oluşturmaya çok uzak olduğu gibi yaşlandığınızda tamamen yapayalnız kalıp yapayalnız ölmeyi de göze alıyorsunuz demektir. Kaldı ki bu tür ilişkilerde de sıkça istenmeyen, sürpriz hamilelikler, babalık davaları, sevgili değiştirirken veya ilişki biterken girilen sık depresyonlar, düzensiz ve yıpratıcı yaşam tarzı sıkça karşılaşılabilen şeyler. Zaten hali hazırda yoğunlukla bu şekil yaşamların, hayatların hüküm sürdüğü Avrupa ülkeleri ve ABD’de aile kurumunun neredeyse yok olmaya yüz tuttuğunu okuyor, duyuyorsunuzdur.
Gerçek, huzurlu, sevgi, saygı ve güvene
dayanan sıcak bir aile yuvası ile bu tür ilişkilerin kıyaslanabileceğini
zannetmiyorum. Ben hala evlilik kurumunun kutsallığına ve her durumda diğer
ilişki türlerinden daha iyi olduğuna inananlardanım. Sadece evliliğin
kendiniz için doğru, hayat görüşü anlamında anlaşabileceğiniz iyi bir kişi ile
ve bilinçli bir şekilde yapılması gerektiğine inanıyorum. Tabii bu benim
görüşüm. Belki siz farklı düşünüyorsunuzdur, saygı duyarım.















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder