23 Şubat 2016 Salı

İYİ İNSAN – İYİ SEVGİLİ



Bu devirde iyi insan, iyi kalpli insan, dürüst, sözüne sadık, ahlaklı, açık fikirli, vizyonu geniş insan bulmak ne kadar zor. Bu konuda kafa yorduğunuz oldu mu hiç? Arkadaş veya sevgili edinirken, evlenilecek eş seçerken böyle insan bulabiliyor muyuz acaba? Ya da şöyle sormalı belki. Birini değerlendirirken açık fikirli, dürüst, sadık, ahlaklı, iyi kalpli olmak yani kısaca iyi insan olmak bizim için ilk sırada gelen değerlendirme kriterleri mi? Beni çok düşündürmüştür bu konu. Birçok kişi için bu sorunun cevabı “Hayır, bunlar ilk sırada gelen değerlendirme kriterleri değil”. Kanaatimce nedeni de birçok konuda insanımızın artık herşeye, hatta ilişkilere bile maddi fayda/menfaat açısından bakması.
Örneğin erkek gözüyle sevgili/eş seçerken genelde ilk bakılan kriter güzellik. Güzellik görece bir kavram olsa da herkesin kendine göre bir güzellik kriteri mutlaka var. Sonra eğitim durumu ve maddi imkanları yukarıda saydığımız özelliklerdeki iyi insan kriterlerinden hep önce geliyor genelde. Kadın gözüyle sevgili/eş seçerken ise genelde ilk sıralarda erkeğin birinci derecede maddi gücü (sahibi olduğu şirket, fabrika; çalıştığı bol maaşlı işi veya ailesinin zenginliği…vb. olabilir), otomobilinin markası sonra da karizmatik ve yakışıklı olması yer almıyor mu? Hadi itiraf edin. Yukarıda saydığımız özelliklerdeki iyi insan kriterleri yine bunlardan sonra geliyor genelde. Tabii genelleme yapmak çok doğru olmasa da günümüz insanlarının çoğu için sanki bu böyle. Eski gerçek aşklar, gerçek sevgi ise ortadan kayboldu sanki. Ne hikmetse aşık olunan kadın veya erkek profili ilk etapta bakılan kriterlere uygun oluyor. Ya sonrası? Kadında güzellik, erkekte para (güç) seneler içinde bir şekilde yok olup giderse “Ah pardon aşk bitti, sevgi bitti” deyip boşanıyoruz. Son yıllarda boşanmaların artması, büyük şehirlerde inşa edilen ve satışı her geçen gün artan 1+1 tipteki daire sayılarının artması hiç ama hiç tesadüf değil yani.
Maddi durumu iyi olan standart zengin erkeğimizin karşı cinsten beklentisi ne? Güzel bir kadına sahip olayım, koluma takıp eşe dosta hava atayım, gücümün simgesi olsun. Bunun için de istediği gibi para harcamasına imkan tanıyım yeterli. Arada sırada olabilecek kaçamaklara da nasılsa göz yumulur. Mümkün olduğunca sevgili olarak kalalım, kimse kimseye karşı sorumluluk almasın, hele çocuk sahibi olmak gibi çok ciddi sorumluluk gerektiren işlere de erkenden kalkışmayayım. Belki ileride evlilik söz konusu olduğunda duruma bakarım, çocuk yapma konusunda ailelerden ve eşten çok baskı gelip kaçınılmaz olduğunda bu işe gireyim. Yoksa günümüz erkeğinin maddi imkanı olsa bile genç yaşta evlenip, çoluk çocuğa karışayım, sorumluluk alayım, vatana millete hayırlı evlat yetiştireyim gibi bir derdi kalmadı.
Peki güzeller güzeli alımlı, bakımlı, iyi eğitimli, en az bir yabancı dil bilen, kendi ayakları üzerinde duran, kimisi plazalarda çalışan havalı kızlarımızın karşı cinsten beklentisi ne? Zengin, iyi marka arabası olan, mümkün olursa yakışıklı (çok şart değil ama) bir erkeğe sahip olayım, altıma bir araba çeksin, koluma takıp eşe dosta hava atayım, onu kafesleyim, refah ve mutluluk içinde yaşayım. Nihai zaferi elde etmek, erkeği kendime bir ömür tam bağlamak, bağlayamasam ve bir gün ayrılırsam da hayat sigortası olarak kullanılmak üzere en kısa sürede çocuk sahibi olayım, nasılsa kocamın maddi durumu iyi (olmalı), bir bakıcı tutar çocuk büyütürken büyük kolaylık olur. Ben nasılsa çalışıyorum ve kendi paramı kazanıyorum ama kazandığım ancak bana yetiyor. Evin geçimini tabii ki kocam olacak adam sağlayacak. Temizlik ve yemek işlerini yapan ayrı bir kadınım da olacak. Gül gibi geçinip gideriz işte. Zaten hayat müşterek, bulaşık, çamaşır sırayla yıkanmalı, bebek olunca sırayla bakımı üstlenilmeli.
Şimdi bu düşüncelerdeki erkek ve kadın örneklerinin evlendiğini ve aradan birkaç sene geçtiğini hayal edelim. Balayı günleri geçmiş, aşk azalmış yerini sevgiye bırakma zamanı gelmiş, ilişki biçim değiştirmeye başlamış. Erkek düşünüyor: Deli gibi çalışıyorum, ev işlerini paylaşıyorum, tüm ödemeleri ben yapıyorum ama karımı yeteri kadar göremiyorum. İşte mesaisi, seyahati, akşam şirket yemekleri, ekip motivasyon toplantıları hiç bitmiyor, geldiğinde sürekli yorgun. Şanslıysak ve aynı zamana denk getirebilirsek senede 1 hafta yaz tatili dışında uzunca beraber vakit geçirdiğimiz zaman çok az. Kendine eskisi kadar bakmıyor, kilo aldı. Eee ben bekar yaşasam daha az masrafım, daha az sorumluluğum olmaz mı? Üstelik çok daha özgür ve daha renkli bir hayatım olurdu. Şu aşamada bir de çocuk yapsak, bir de onun sorumluluğu, bakımı, bakıcı masrafı, dertleri olacak. Deli miyim ben? Diğer taraftan kadın da şöyle düşünüyor: İşte deli gibi çalışıyorum ama eve gelen hizmetliden arta kalan ev işlerinde, yemek ve bulaşık için bana yeteri kadar eskisi gibi yardım etmiyor. Hele çamaşırlarla hiç ilgilenmiyor. Sürekli yurt dışında, iş seyahatinde. Kimbilir oralarda ne haltlar karıştırıyor? Kariyerinde yükseliyor ama akşamları mesaide daha fazla vakit geçirmeye başladı. Bana eskisi gibi ilgi göstermiyor. Sürekli çalışan ama bana yeteri kadar vakit ayırmayan, beni bir türlü anlamak istemeyen erkeği ne yapayım? Yoksa başka biri mi var? Bekar yaşasam daha az yorulurum, daha az sorumluluğum olur, böyle şeyleri düşünmek zorunda da kalmam. Üstelik çok daha özgür ve daha renkli bir hayatım olurdu. Zaten çocuk da istemiyor, sürekli sorumluluktan kaçıyor. Niye evlendik ki biz o zaman?
İşte ilişkide ilk kırılmaların başlayabileceği aşama. Karşılıklı ilgi azalmış, hoşgörü bitmiş, herkesin kusurları, farklı huyları evlilik sonrası ortaya dökülmüş ve birbirine artık batmaya başlamış. Herkes kendini düşünüyor ve kendi açısından haklı. Ekonomik anlamda kimse kimseye de muhtaç değil. Bu aşamada bir kısım çift çocuk sahibi olamadan boşanıp 1+1 dairelerin yeni müşterileri olurken diğer bir kısım ise çocuk sahibi olduktan bir süre sonra boşanıyor ki burada olan zavallı çocuklara oluyor. Anasız veya babasız büyümek zorunda kalıyorlar.
Diğer taraftan diyelim ki bunlar olmadı ve ilişki ve beklentiler açısından herşey yolunda gitti. Ama erkek tarafının işleri kötü gitti ve aileden gelme şirketi iflas etti veya erkek çok para kazandığı, yüksek maaşlı işini kaybetti. Belli bir yaştan sonra eski standartlarda iş bulmak öyle kolay değil tabii. Bir anda hayat standardının değişmesi birçok günümüz kadınının veya erkeğinin kaldıramayacağı bir durum. Öyle ya, artık ev temizliğini, yemekleri kim yapacak? Varsa çocuklara kim bakacak? Güzel akşam yemekleri, hafta sonu gezintileri ve gece gezmeleri para olmadığında nasıl olacak? Her kadın öyle hem çocuk hem kariyer yapma külfetine katlanamıyor maalesef. Parasız, pulsuz da samanlık seyran olmuyor. Kimi erkek de karısında fark ettiği farklı yaklaşıma dayanamıyor, kendini alkole verip en ufak bir tartışmada eğitimli de olsa karısına şiddet uygulayabiliyor. Yani aşk da sevgi de maddi imkanlarla beraber bir bakıma yok oluyor ve şirket iflası gibi ilişki de iflas ediyor. O zaman genelde kadın tarafı erkekten alabildiği kadar fazla şey almaya (bazıları donuna kadar J diyor), varsa çocuklar için ve olabiliyorsa kendisi için yüklü nafakalar elde etmeye çalışıyor. Mevcut veya edinilmiş mallar varsa mümkünse kadın olunduğu için hepsini, olmazsa en kötü ihtimalle paylaşarak yarısını almaya çabalıyor. Bu da çoğu zaman seneler süren, sinir bozucu boşanma davalarına neden oluyor.
Maddi durumu çok iyi olmayan, varlıklı ailelerden gelmeyen çiftlerin evliliklerinde ise çiftler kızın (genelde kız tarafının annesine yakın olunur) veya erkeğin ailesine yakın oturacak şekilde düzen kurarlar ki ileride çocuk olduğunda anneanne veya babaanne çocuğa bakabilsin. Öyle ya erkeğimiz de, kızımız da çalışıyor olmak zorunda çünkü hele ki büyük şehirlerde başka türlü geçinmek çok zor. Arada sırada yemek ve ev işleri için de annelerden yardım alınır tabii. Hele ki iş dönüşü akşam yemeklerini evinde değil de büyüklerin evinde yiyen çok çift tanımışımdır. Bu şekilde yapılan evliliklerde de birkaç sene sonra aynı şekilde yukarıda bahsi geçen sorunların yaşanması muhtemel. Yani çiftlerin varlıklı olması veya olmaması yaşanabilecek muhtemel sorunları değiştirmiyor ama iki tarafın karakteri, iyi insan özelliklerine sahip olup olmadıkları, evliliğin sıkıntılı anlarında veya kötü gün için de verilen sözü tutup tutmayacakları evliliğin devam edip etmeyeceği hakkında belirleyici oluyor.
Bazılarınız dindar, muhafazakar ailelerde boşanma riskinin daha az olduğunu düşünüyor olabilir ama bu garanti bir durum değil. Bazı durumlarda tam tersi daha yıpratıcı bile olabiliyor. Çünkü dindarlık veya başka belli bir inanca sahip olma o kişiyi “iyi insan” yapmamışsa; en basitinden verilen söze (iyi günde kötü günde eşlerin birbirine sahip çıkması, birbirini başkalarıyla aldatmama) sadık kalmaya önem vermiyorsa ilişkinin sağlıklı devam etmesi mümkün olmuyor. Ayrıca evlenecek kişilerin birey olması, her iki tarafın da kendi ayakları üzerinde durabiliyor olması ve ailelerin yardımı olmaksızın kendi imkanları ile evlenmesinin gerekliliğine inanıyorum. Evlilik bu bilince sahip olmayanlar için maalesef günümüzde sadece ileride boşanmayla ve varsa çocuklar için büyük travmayla sonuçlanan bir macera. Evlilik, ailelerin yardımı ile yapılıyorsa ileride sorun çıkması ihtimali ne yazık ki fazla. Basit bir örnekle yeni kurulan yuvaya alınacak yeni eşyaların seçimini genelde parayı veren aile büyükleri seçiyor ve gelinin veya damadın pek fikri sorulmayınca ilk çatışmalar, tartışmalar bu noktada başlayabiliyor. Gerisini siz düşünün. Tabii herşeye rağmen “Ailelerin yardımıyla evlendiği halde sorunsuz bir yuva kurup evliliğini güzelce sürdürenler hiç mi yok?” diye sorabilirsiniz. Var tabii ama gözlemlediğim kadarıyla bu sayı çok az.
Tabii sözüm az sayıdaki başarılı ve bilinçli evlilikler yapan çiftler için geçerli değil. Olması gerektiği gibi evlenirken:
* İyi günde kötü günde beraber olma sözüne sadık, en önemlisi de birbirine sadık, aldatmayan,
* Hoşgörülü, sevgi ve saygıya önem veren; evliliği bir oyun, eğlence, sürekli mutlu olunan, sıkıntı çekilmeyen bir kurum olarak değil hayatı iyisiyle, kötüsüyle paylaşacak, ihtiyaç olduğunda maddi-manevi birbirine destek olacak; ahlaklı bir yaşantı için aynı evi, aynı yatağı sorun çıkarmadan, başı ağrımadan, cinselliği istediklerini karşı taraftan almak için tehdit aracı olarak kullanmadan, karşılıklı olarak birbirini mutlu etmeyi önemseyecek iyi bir hayat arkadaşı edinme yolu olarak gören,
* Aynı zamanda birbirinin kişiliğini/davranışlarını kendi istek ve arzuları yönünde değiştirmeye çalışmadan yine birbirini olduğu gibi kabul edip birbirine katlanmayı gerektirebilecek bir kurum olduğunu bilecek,
* Çocuk sahibi olup vatana, millete, inandığı dine faydalı veya inandığı etik değerlere uygun, iyi ahlak sahibi, iyi insanlar yetiştirmek ve topluma kazandırmak olduğunu bilen,
* Evlendikten veya çocuk sahibi olduktan sonra bile önce kendine saygısından sonra da kocasının veya karısının gözü dışarıya kaymasın diye kendi kişisel bakımına, vücudunun formuna dikkat eden, düzenli spor yapan çiftler bana göre gerçek evliliği yaşayan, iyi, bilinçli, farkındalığı yüksek ve değerli insanlar.
Böyleleri var mı diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Az sayıda da olsa, artık dinozor nesli gibi tükenmekte olsalar da örnek çift tanımında yer alan tüm kriterleri %100 yerine getirmeseler de çoğunu yerine getiren çiftler var. Fakat eski kuşaklarda bu tip evli çiftlerin sayısı (her iki taraf için de kişisel bakım ve spor konusu hariç) tabii ki daha fazla. Neler görmüş geçirmişler, ne zorluklara göğüs gerip hayatın zorluklarına birlikte göğüs germişler, birbirlerini terk edip gitmemişler, en ufak anlaşmazlıkta, egolarını sorun edip hemen soluğu mahkemede alıp boşanmamışlar. Bir yastıkta kocamışlar. Büyük kısmı kendi yaşantılarından, bireysel zevklerinden fedakarlık yapıp vatana millete hayırlı olacak kimi iki, kimi ikiden fazla çocuk yetiştirip topluma kazandırmışlar. Ne mutlu onlara. Toplumumuzu hala böyle çiftler ve onlardan ders alabilmiş, kendilerine verilen terbiye ve eğitimi özümseyebilmiş çocukları ayakta tutuyor gibi geliyor bana. Yoksa çoktaan Amerika ve Avrupa’daki gibi Türk aile kurumu da darmadağın olmuş, menfaatçi ve aşırı bireyci yaklaşım herkesi esir almıştı. İmkanları yetersiz ve teknolojisi, endüstrisi, şirketlerinin ekonomik gücü şu an için Batı toplumlarına göre daha az bir ülke olduğumuzdan belki de çoktan dağılıp yok olmuştuk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder