Bu devirde iyi insan, iyi
kalpli insan, dürüst, sözüne sadık, ahlaklı, açık fikirli, vizyonu geniş insan
bulmak ne kadar zor. Bu konuda kafa yorduğunuz oldu mu hiç? Arkadaş veya
sevgili edinirken, evlenilecek eş seçerken böyle insan bulabiliyor muyuz acaba?
Ya da şöyle sormalı belki. Birini değerlendirirken açık fikirli, dürüst, sadık,
ahlaklı, iyi kalpli olmak yani kısaca iyi insan olmak bizim için ilk sırada
gelen değerlendirme kriterleri mi? Beni çok düşündürmüştür bu konu. Birçok kişi
için bu sorunun cevabı “Hayır, bunlar ilk sırada gelen değerlendirme kriterleri
değil”. Kanaatimce nedeni de birçok konuda insanımızın artık herşeye, hatta
ilişkilere bile maddi fayda/menfaat açısından bakması.
Örneğin erkek gözüyle sevgili/eş
seçerken genelde ilk bakılan kriter güzellik. Güzellik görece bir kavram olsa
da herkesin kendine göre bir güzellik kriteri mutlaka var. Sonra eğitim durumu
ve maddi imkanları yukarıda saydığımız özelliklerdeki iyi insan kriterlerinden
hep önce geliyor genelde. Kadın gözüyle sevgili/eş seçerken ise genelde ilk
sıralarda erkeğin birinci derecede maddi gücü (sahibi olduğu şirket, fabrika;
çalıştığı bol maaşlı işi veya ailesinin zenginliği…vb. olabilir), otomobilinin
markası sonra da karizmatik ve yakışıklı olması yer almıyor mu? Hadi itiraf
edin. Yukarıda saydığımız özelliklerdeki iyi insan kriterleri yine bunlardan
sonra geliyor genelde. Tabii genelleme yapmak çok doğru olmasa da günümüz
insanlarının çoğu için sanki bu böyle. Eski gerçek aşklar, gerçek sevgi ise ortadan
kayboldu sanki. Ne hikmetse aşık olunan kadın veya erkek profili ilk etapta
bakılan kriterlere uygun oluyor. Ya sonrası? Kadında güzellik, erkekte para
(güç) seneler içinde bir şekilde yok olup giderse “Ah pardon aşk bitti, sevgi
bitti” deyip boşanıyoruz. Son yıllarda boşanmaların artması, büyük şehirlerde inşa
edilen ve satışı her geçen gün artan 1+1 tipteki daire sayılarının artması hiç
ama hiç tesadüf değil yani.
Maddi durumu iyi olan standart
zengin erkeğimizin karşı cinsten beklentisi ne? Güzel bir kadına sahip olayım, koluma
takıp eşe dosta hava atayım, gücümün simgesi olsun. Bunun için de istediği gibi
para harcamasına imkan tanıyım yeterli. Arada sırada olabilecek kaçamaklara da
nasılsa göz yumulur. Mümkün olduğunca sevgili olarak kalalım, kimse kimseye
karşı sorumluluk almasın, hele çocuk sahibi olmak gibi çok ciddi sorumluluk
gerektiren işlere de erkenden kalkışmayayım. Belki ileride evlilik söz konusu
olduğunda duruma bakarım, çocuk yapma konusunda ailelerden ve eşten çok baskı
gelip kaçınılmaz olduğunda bu işe gireyim. Yoksa günümüz erkeğinin maddi imkanı
olsa bile genç yaşta evlenip, çoluk çocuğa karışayım, sorumluluk alayım, vatana
millete hayırlı evlat yetiştireyim gibi bir derdi kalmadı.
Peki güzeller güzeli
alımlı, bakımlı, iyi eğitimli, en az bir yabancı dil bilen, kendi ayakları
üzerinde duran, kimisi plazalarda çalışan havalı kızlarımızın karşı cinsten
beklentisi ne? Zengin, iyi marka arabası olan, mümkün olursa yakışıklı (çok
şart değil ama) bir erkeğe sahip olayım, altıma bir araba çeksin, koluma takıp
eşe dosta hava atayım, onu kafesleyim, refah ve mutluluk içinde yaşayım. Nihai
zaferi elde etmek, erkeği kendime bir ömür tam bağlamak, bağlayamasam ve bir
gün ayrılırsam da hayat sigortası olarak kullanılmak üzere en kısa sürede çocuk
sahibi olayım, nasılsa kocamın maddi durumu iyi (olmalı), bir bakıcı tutar
çocuk büyütürken büyük kolaylık olur. Ben nasılsa çalışıyorum ve kendi paramı
kazanıyorum ama kazandığım ancak bana yetiyor. Evin geçimini tabii ki kocam
olacak adam sağlayacak. Temizlik ve yemek işlerini yapan ayrı bir kadınım da
olacak. Gül gibi geçinip gideriz işte. Zaten hayat müşterek, bulaşık, çamaşır
sırayla yıkanmalı, bebek olunca sırayla bakımı üstlenilmeli.
Şimdi bu düşüncelerdeki
erkek ve kadın örneklerinin evlendiğini ve aradan birkaç sene geçtiğini hayal
edelim. Balayı günleri geçmiş, aşk azalmış yerini sevgiye bırakma zamanı gelmiş,
ilişki biçim değiştirmeye başlamış. Erkek düşünüyor: Deli gibi çalışıyorum, ev
işlerini paylaşıyorum, tüm ödemeleri ben yapıyorum ama karımı yeteri kadar
göremiyorum. İşte mesaisi, seyahati, akşam şirket yemekleri, ekip motivasyon
toplantıları hiç bitmiyor, geldiğinde sürekli yorgun. Şanslıysak ve aynı zamana
denk getirebilirsek senede 1 hafta yaz tatili dışında uzunca beraber vakit
geçirdiğimiz zaman çok az. Kendine eskisi kadar bakmıyor, kilo aldı. Eee ben
bekar yaşasam daha az masrafım, daha az sorumluluğum olmaz mı? Üstelik çok daha
özgür ve daha renkli bir hayatım olurdu. Şu aşamada bir de çocuk yapsak, bir de
onun sorumluluğu, bakımı, bakıcı masrafı, dertleri olacak. Deli miyim ben? Diğer
taraftan kadın da şöyle düşünüyor: İşte deli gibi çalışıyorum ama eve gelen
hizmetliden arta kalan ev işlerinde, yemek ve bulaşık için bana yeteri kadar
eskisi gibi yardım etmiyor. Hele çamaşırlarla hiç ilgilenmiyor. Sürekli yurt
dışında, iş seyahatinde. Kimbilir oralarda ne haltlar karıştırıyor? Kariyerinde
yükseliyor ama akşamları mesaide daha fazla vakit geçirmeye başladı. Bana
eskisi gibi ilgi göstermiyor. Sürekli çalışan ama bana yeteri kadar vakit
ayırmayan, beni bir türlü anlamak istemeyen erkeği ne yapayım? Yoksa başka biri
mi var? Bekar yaşasam daha az yorulurum, daha az sorumluluğum olur, böyle
şeyleri düşünmek zorunda da kalmam. Üstelik çok daha özgür ve daha renkli bir
hayatım olurdu. Zaten çocuk da istemiyor, sürekli sorumluluktan kaçıyor. Niye
evlendik ki biz o zaman?
İşte ilişkide ilk kırılmaların
başlayabileceği aşama. Karşılıklı ilgi azalmış, hoşgörü bitmiş, herkesin
kusurları, farklı huyları evlilik sonrası ortaya dökülmüş ve birbirine artık
batmaya başlamış. Herkes kendini düşünüyor ve kendi açısından haklı. Ekonomik
anlamda kimse kimseye de muhtaç değil. Bu aşamada bir kısım çift çocuk sahibi
olamadan boşanıp 1+1 dairelerin yeni müşterileri olurken diğer bir kısım ise
çocuk sahibi olduktan bir süre sonra boşanıyor ki burada olan zavallı çocuklara
oluyor. Anasız veya babasız büyümek zorunda kalıyorlar.
Diğer taraftan diyelim ki
bunlar olmadı ve ilişki ve beklentiler açısından herşey yolunda gitti. Ama
erkek tarafının işleri kötü gitti ve aileden gelme şirketi iflas etti veya
erkek çok para kazandığı, yüksek maaşlı işini kaybetti. Belli bir yaştan sonra
eski standartlarda iş bulmak öyle kolay değil tabii. Bir anda hayat
standardının değişmesi birçok günümüz kadınının veya erkeğinin kaldıramayacağı
bir durum. Öyle ya, artık ev temizliğini, yemekleri kim yapacak? Varsa
çocuklara kim bakacak? Güzel akşam yemekleri, hafta sonu gezintileri ve gece
gezmeleri para olmadığında nasıl olacak? Her kadın öyle hem çocuk hem kariyer
yapma külfetine katlanamıyor maalesef. Parasız, pulsuz da samanlık seyran
olmuyor. Kimi erkek de karısında fark ettiği farklı yaklaşıma dayanamıyor,
kendini alkole verip en ufak bir tartışmada eğitimli de olsa karısına şiddet
uygulayabiliyor. Yani aşk da sevgi de maddi imkanlarla beraber bir bakıma yok
oluyor ve şirket iflası gibi ilişki de iflas ediyor. O zaman genelde kadın
tarafı erkekten alabildiği kadar fazla şey almaya (bazıları donuna kadar J diyor), varsa çocuklar için ve
olabiliyorsa kendisi için yüklü nafakalar elde etmeye çalışıyor. Mevcut veya
edinilmiş mallar varsa mümkünse kadın olunduğu için hepsini, olmazsa en kötü
ihtimalle paylaşarak yarısını almaya çabalıyor. Bu da çoğu zaman seneler süren,
sinir bozucu boşanma davalarına neden oluyor.
Maddi durumu çok iyi
olmayan, varlıklı ailelerden gelmeyen çiftlerin evliliklerinde ise çiftler
kızın (genelde kız tarafının annesine yakın olunur) veya erkeğin ailesine yakın
oturacak şekilde düzen kurarlar ki ileride çocuk olduğunda anneanne veya
babaanne çocuğa bakabilsin. Öyle ya erkeğimiz de, kızımız da çalışıyor olmak
zorunda çünkü hele ki büyük şehirlerde başka türlü geçinmek çok zor. Arada
sırada yemek ve ev işleri için de annelerden yardım alınır tabii. Hele ki iş
dönüşü akşam yemeklerini evinde değil de büyüklerin evinde yiyen çok çift
tanımışımdır. Bu şekilde yapılan evliliklerde de birkaç sene sonra aynı şekilde
yukarıda bahsi geçen sorunların yaşanması muhtemel. Yani çiftlerin varlıklı
olması veya olmaması yaşanabilecek muhtemel sorunları değiştirmiyor ama iki
tarafın karakteri, iyi insan özelliklerine sahip olup olmadıkları, evliliğin
sıkıntılı anlarında veya kötü gün için de verilen sözü tutup tutmayacakları
evliliğin devam edip etmeyeceği hakkında belirleyici oluyor.
Bazılarınız dindar,
muhafazakar ailelerde boşanma riskinin daha az olduğunu düşünüyor olabilir ama bu
garanti bir durum değil. Bazı durumlarda tam tersi daha yıpratıcı bile
olabiliyor. Çünkü dindarlık veya başka belli bir inanca sahip olma o kişiyi
“iyi insan” yapmamışsa; en basitinden verilen söze (iyi günde kötü günde
eşlerin birbirine sahip çıkması, birbirini başkalarıyla aldatmama) sadık
kalmaya önem vermiyorsa ilişkinin sağlıklı devam etmesi mümkün olmuyor. Ayrıca
evlenecek kişilerin birey olması, her iki tarafın da kendi ayakları üzerinde durabiliyor
olması ve ailelerin yardımı olmaksızın kendi imkanları ile evlenmesinin
gerekliliğine inanıyorum. Evlilik bu bilince sahip olmayanlar için maalesef
günümüzde sadece ileride boşanmayla ve varsa çocuklar için büyük travmayla
sonuçlanan bir macera. Evlilik, ailelerin yardımı ile yapılıyorsa ileride sorun
çıkması ihtimali ne yazık ki fazla. Basit bir örnekle yeni kurulan yuvaya
alınacak yeni eşyaların seçimini genelde parayı veren aile büyükleri seçiyor ve
gelinin veya damadın pek fikri sorulmayınca ilk çatışmalar, tartışmalar bu
noktada başlayabiliyor. Gerisini siz düşünün. Tabii herşeye rağmen “Ailelerin
yardımıyla evlendiği halde sorunsuz bir yuva kurup evliliğini güzelce
sürdürenler hiç mi yok?” diye sorabilirsiniz. Var tabii ama gözlemlediğim kadarıyla
bu sayı çok az.
Tabii sözüm az sayıdaki başarılı
ve bilinçli evlilikler yapan çiftler için geçerli değil. Olması gerektiği gibi
evlenirken:
* İyi günde kötü günde beraber olma sözüne sadık, en
önemlisi de birbirine sadık, aldatmayan,
* Hoşgörülü, sevgi ve saygıya önem veren; evliliği bir
oyun, eğlence, sürekli mutlu olunan, sıkıntı çekilmeyen bir kurum olarak değil
hayatı iyisiyle, kötüsüyle paylaşacak, ihtiyaç olduğunda maddi-manevi birbirine
destek olacak; ahlaklı bir yaşantı için aynı evi, aynı yatağı sorun çıkarmadan,
başı ağrımadan, cinselliği istediklerini karşı taraftan almak için tehdit aracı
olarak kullanmadan, karşılıklı olarak birbirini mutlu etmeyi önemseyecek iyi
bir hayat arkadaşı edinme yolu olarak gören,
* Aynı zamanda birbirinin kişiliğini/davranışlarını
kendi istek ve arzuları yönünde değiştirmeye çalışmadan yine birbirini olduğu
gibi kabul edip birbirine katlanmayı gerektirebilecek bir kurum olduğunu
bilecek,
* Çocuk sahibi olup vatana, millete, inandığı dine faydalı
veya inandığı etik değerlere uygun, iyi ahlak sahibi, iyi insanlar yetiştirmek
ve topluma kazandırmak olduğunu bilen,
* Evlendikten veya çocuk sahibi olduktan sonra bile
önce kendine saygısından sonra da kocasının veya karısının gözü dışarıya
kaymasın diye kendi kişisel bakımına, vücudunun formuna dikkat eden, düzenli
spor yapan çiftler bana göre gerçek evliliği yaşayan, iyi, bilinçli,
farkındalığı yüksek ve değerli insanlar.
Böyleleri var mı diye
sorduğunuzu duyar gibiyim. Az sayıda da olsa, artık dinozor nesli gibi tükenmekte
olsalar da örnek çift tanımında yer alan tüm kriterleri %100 yerine
getirmeseler de çoğunu yerine getiren çiftler var. Fakat eski kuşaklarda bu tip
evli çiftlerin sayısı (her iki taraf için de kişisel bakım ve spor konusu
hariç) tabii ki daha fazla. Neler görmüş geçirmişler, ne zorluklara göğüs gerip
hayatın zorluklarına birlikte göğüs germişler, birbirlerini terk edip
gitmemişler, en ufak anlaşmazlıkta, egolarını sorun edip hemen soluğu mahkemede
alıp boşanmamışlar. Bir yastıkta kocamışlar. Büyük kısmı kendi yaşantılarından,
bireysel zevklerinden fedakarlık yapıp vatana millete hayırlı olacak kimi iki,
kimi ikiden fazla çocuk yetiştirip topluma kazandırmışlar. Ne mutlu onlara.
Toplumumuzu hala böyle çiftler ve onlardan ders alabilmiş, kendilerine verilen
terbiye ve eğitimi özümseyebilmiş çocukları ayakta tutuyor gibi geliyor bana.
Yoksa çoktaan Amerika ve Avrupa’daki gibi Türk aile kurumu da darmadağın olmuş,
menfaatçi ve aşırı bireyci yaklaşım herkesi esir almıştı. İmkanları yetersiz ve
teknolojisi, endüstrisi, şirketlerinin ekonomik gücü şu an için Batı
toplumlarına göre daha az bir ülke olduğumuzdan belki de çoktan dağılıp yok
olmuştuk.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder