
Günümüzde evlilikler için eş tercihi yaparken erkeklerin; evlenirken veya doğum kararı aldığında kadınların üzerinde uzun uzun düşündükleri konulardan biri de budur. İçinizden bazılarının “Böyle soru mu olur? Tabii ki çalışan ve kendi ayakları üzerinde duran kadın” dediğini duyar gibiyim J. Ama günümüz kadın erkek ilişkilerinde olay o kadar basit değil. Hele işin içine çocuk yetiştirme ve büyütme girince hiç kolay değil.
Gözlemlerime göre ülkemizde
en fazla bulunan alt ayrımlarıyla birlikte temelde 2 tip kadından
bahsedebiliriz. Sırayla bahsedip derdimi anlatmaya çalışacağım. Amacım kimseyi
yargılamak veya yermek değil ama olan durumu da anlatmak istiyorum ki birlikte
olacağınız kişiyi seçerken ona göre karar verin, kimse kimseyi incitmesin,
kırmasın, üzmesin. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bu iş farkındalık
işi, tecrübe işi, karşısındakini tanıyabilme ve anlayabilme işi. Tabii bunlarla
bağlantılı olarak kader, kısmet işi. İyi niyet, kötü niyet işi. Yine çoğumuz
farkında olmasa da dünyada yeniden tasarlanmaya çalışılan hayat şartlarının değiştirilmesi yoluyla yeni kadın–erkek ilişkileri
mühendisliği işi.
Ama sözde herkes çok özgür, herkes kendi ayakları üzerinde sevgisiz, paylaşımsız yaşayıp AVM’lerde istediği markayı alıp giyiniyor. Yalnızlıkları ise evcil hayvanlar gideriyor. Herkeste “Ben böyle mutluyum” pozları, selfie’leri, tweetler, instagramlar, snapchat’leri. “Bakın şöyle yemek yiyorum, şöyle yerleri geziyorum, şöyle restoranlara gidiyor, şöyle para harcıyor, şöyle seksi görünüp karşı cinsi şöyle etkiliyorum” pozları. “Ben kendime yetiyorum, yogamı da yapıp mutluluktan uçuyorum, içime ışıklar doluyor, adeta evreni keşfettim, içimde yaşatıyorum” geyikleri…vb. Hepsi boş bunların biliyor musunuz? Mutsuzluğunu, yalnızlığını tüketimle, sözde özgürce dolaşıp istediği yerde yemek yemekle, gezmekle, istediği lüks arabayı veya şirin kediciğini, köpekçiğini alıp önünde/yanında poz vermekle, spor salonlarında kas ve vücut şekillendirmekle gizleyip kendine gerçek durumunu itiraf edemeyen kadın ve erkeklerin davranış modelleri. Zaten itiraf etse pat diye depresyona girecek, en iyisi itiraf etmeden yaşayım tercihi bu.
Halbuki hiçbir köpek, kedi, hayvan, spor, yaşam koçu, psikolog, psikiyatr, lüks yaşam aktivitesi akşam işten çıkıp eve gittiğinizde sizi sevgiyle, ilgiyle, samimiyetle, şefkatle sarılacağınız; en önemlisi de güven duyacağınız ve dertlerinizi paylaşıp uzun uzun konuşabileceğiniz, sizi rahatlatacak, kollarında huzur bulacağınız, yatakta tutkuyla sevişeceğiniz, başka kadın veya erkeğin koynuna girmeyeceğine emin olduğunuz, size farkında olarak evlilik birliğiyle ve sadakatle bağlı eşinizin, kadınınızın/erkeğinizin yerini tutmaz!
Şunu bilmek lazım. Tabiatın da yaratılışın da bir düzeni, kanunları var. Bunlar hem psikolojik hem de maddi kanunlar. İnsanoğlu şu veya bu sebeple dengeyi bozduğunda kendisi de yalpalamaya, bozulmaya başlıyor. İlişkiler çığırından çıkıyor ve iyi insan olmaktan uzaklaşıp kötülüğün, mutsuzluğun, yalnızlığın, ihanetin ve depresyonun kollarına bırakıyor kendini.
Konumuza dönersek birinci tip kadınımız büyük olasılıkla liseyi veya üniversiteyi bitirince evlenmeyi tercih eden okumuş ev kadınımız. Bu grup aslında çalışmayı düşünmüyor ve geleneksel kadın-erkek ilişkisine ve görev paylaşımına inanıyor. Mutlaka çocuğu olsun ve kendisi bizzat yetiştirsin istiyor. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor:
a) İlk ayrımdakilerin farkındalığı yüksek ve amaçları doğrultusunda evlenip çoluk çocuk sahibi oluyorlar. En çok önem verdikleri şey “para” değil, ailenin bir arada olması ve vatana millete hayırlı evlat yetiştirmek. Karşılığını öteki dünyada da bu dünyada da alacaklarına inanıyorlar. Şansları varsa hem iyi davranan hem de evin geçim masrafını karşılayacak kadar para kazanın bir koca ile geleneksel aileyi kurup çocuklarıyla bizzat kendileri ilgilenip yetiştiriyorlar. Kocadan maddi anlamda beklentileri çok yüksek değil. Yeter ki sevgi dolu bir yuvaları ve onları aldatmayacak bir kocaları olsun. İyi günde de kötü günde de kocalarının yanındalar. Gerektiğinde kıt kanaat geçinip iyi günlerin tekrar geleceği güne kadar sabırlılar, kocalarına hep destek oluyorlar ve karşılığında da kocalarından büyük saygı ve sevgi görüyorlar. İlk parasal krizde yuvayı terk edip boşanmıyorlar. Bu gruptakiler hem bu dünyada hem de öteki dünyada saadeti aileleriyle beraber yakalamaya en büyük adaydırlar. Diğer taraftan kocaları adam gibi adam çıkmazsa, tüm fedakarlıklarına rağmen eziyet ve şiddet görürse bu kadın grubu maalesef çok büyük hayal kırıklığı yaşıyor ve aile dağılınca olan kadına ve çocuklara oluyor. Kadın zor durumlara düşebiliyor. Lanet olsun bu kadın grubunun değerini bilmeyen erkek müsveddelerine.
İkinci tip kadınımız
üniversiteyi veya yüksek lisansını, doktorasını bitirince hem evlenmeyi hem de
çalışmayı tercih eden grup. Farkındalıkları genelde yüksek ama işleri hiç ama
hiç kolay değil. Çünkü hem kariyer yapmak hem de karar verilince çocuk yapmak
ve onlarla ilgilenmek kolay bir şey değil. Bu gruptakileri de üçe ayırmak
mümkün:

a)
İlk
ayrımdakiler kariyer yapma tutkusu ile kesinlikle çocuk sahibi olmaya
karşıdırlar. Ayrıca eşleri ile tüm ev işlerini bölüşmek isterler. Kendilerine
de gayet iyi bakarlar. Erkek tarafı da çocuk istemiyorsa ve maço bir yapısı
yoksa bu evliliklerde genelde çok sorun olmaz ama erkeğin illa ki çocuk sahibi
olmak istemesiyle evlilik genelde boşanmayla noktalanır. Erkeğin kesinlikle
çocuk istemeyip kadının çocuk isteyen taraf olması durumunda da genelde ilişki
boşanmayla sonuçlanır. Fakat kadının boşanma durumunda kendi ayakları üzerinde
durabildiğinden ortada kalma ve zor duruma düşme riski düşüktür.
b)
İkinci
ayrımdakiler çocuk sahibi olmayı ister ve çocuk olduktan sonra ev işlerinin
bölüşümü konusunda daha çok kendisi fedakarlık yapsa da eşinden de yardımcı
olmasını, hayatın yükünü paylaşmasını rica eder. Kişisel bakımına da dikkat
eder, kendini salmaz, hızla doğum öncesi kilosuna dönmeye çalışır. Tarzı
anaçtır ve erkeğini iyi tanır. Tatlı diliyle erkeğini çaktırmadan yönetmesini
bilir. Erkek de af edersiniz eşşek değilse, adamsa karısına yardım eder, karısının
daha fazla fedakarlık yapmasına fırsat vermeden görevini bilir. Hayatın yükünü paylaşır.
Çocuklar kadının kanuni izin süresi sonunda ya bakıcıya ya da anneanne veya
babaanneye teslim edilir. Bu tip çalışan kadınların evliliklerinde daha
başarılı olduğunu gözlemlediğimi söyleyebilirim. Tabii çocuklar eski
dönemlerdeki kadar anne sevgisi ve ilgisinden mahrum yetişir ama kötünün iyisi
senaryo günümüzde budur. Ayrıca diyelim ki her şeye rağmen evlilik istenildiği
gibi olmadı veya erkek tarafında sorun çıktı, tabii ki boşanma durumunda kadın
kendi ayakları üzerinde durabildiğinden ortada kalma ve zor duruma düşme riski
düşüktür. Çocukların yükü de karı koca arasında paylaşılır.
c)
Üçüncü
ayrımdakiler ise çocuk sahibi olduktan sonra erkeğe karşı çok emredici olup
dominant bir karakter sergilerler. Ev işleri ve diğer tüm görevler kesin ve
kati olarak %50 - %50 paylaşılır. Tarzı feministtir. Erkek karşısındaki bu
değişime uğramış kadını tanımakta zorlanır. Kişisel bakımına da dikkat eder,
kendini salmaz, hızla doğum öncesi kilosuna dönmeye çalışır ama çocuklar için
erkek ihmal edilebilir. Çocuklar adeta sanki işyerinde kendisine verilen yeni bir
proje gibidir. Tüm yaşam A’dan Z’ye planlanır. Küçük yaşta çocuklara dil,
piyano, bale kursları, at çiftliklerinde dersler…vb. derken erkek bu yük altında
ezildikçe ezilir. Karısı o ilk tanıştıklarındaki naif, çekici kız değildir. Adeta
içinden yönetici bir erkek fışkırmıştır, "Patron benim" demektedir. Birbirine katlanma ve dayanma gücüne göre
her ne kadar evliliği devam ettirebilenler varsa da çoğunlukla bu ilişkinin de
sonunun boşanma ile bitmesi muhtemeldir. Bunun için erkeğin o çok özlediği ve
kendini değerli hissettiren; hükmedici, yönetici, dominant, feminist değil tam
tersine erkekteki koruma ve kollama güdüsünü harekete geçirebilen yeni bir kadınla
karşılaşması yeterlidir. Diğer taraftan tam tersi şekilde belki de karısı sinik,
ezik, her dediğini yapan kadın gibi koca yerine biraz maço, dediğim dedik,
söylediğinin arkasında duran ve masaya yumruğunu vurdu mu ses getiren, kadının
her dediğine “Peki karıcım” demeyen, kendi istediğini de yaptırabilen başka bir
adamla da karşılaşır ve sinik, kılıbık kocasını bırakıp yeni bir evliliğe yelken açar.
Tabii tekrar hatırlatmak gerekmez belki ama boşanma durumunda kadın kendi
ayakları üzerinde durabildiğinden ortada kalma ve zor duruma düşme riski
düşüktür. Çocukların yükü de karı koca arasında paylaşılır.
Bu noktada kadın
okurlarımdan özür dileyerek bir şeyi itiraf etmelerini isteyeceğim. Tamam evde
size çok yardımcı olan, İtalyanlar gibi aşçılık yapıp lezzetli yemek pişiren,
bebeğin bezini değiştiren, evde temizlik yapan, bulaşık yıkayan, çamaşır
makinesine sırayla çamaşır atmaya dikkat eden veya kendi çamaşırını kendi
yıkayan, iyi eğitimli, yurt dışı kültürü almış, iyi dans eden ultra kibar salon
erkeği ilk başta size romantik, cazip geliyor. Hele bir de fifi gibi itaat eden,
sürekli “Tamam karıcım. Peki karıcım.” diyen, sürekli ağzınıza bakan kılıbık
bir şeyse bir ömür bu adamı sever, sayar ve sıkılmadan hayatınızı paylaşır
mısınız? Hadi dürüst olun. Yoksa o yaratılışınızda var olan, neslin devamı ve
korunma için güçlü dişi içgüdülerinizin isteseniz de istemeseniz de devreye
girmesiyle adama bir süre sonra aşk bitti deyip tekmeyi basar, boşar ve
kendinizi karşınıza çıkacak erkek gibi bir erkeğin kollarına mı atarsınız?
Gerçekte yaşanmış, bir arkadaşımın başına gelen örnekte adam mahkeme
sonrası hala “Ben nerede hata yaptım? Karımın bir dediğin iki etmedim. Gayet
modern ve paylaşımcı bir adamdım. Ne oldu da bu evlilik yürümedi? Niye boşandık
biz?" diye söylenip duruyordu.
Erkek okurlara
buradan naçizane tavsiyem şu ki, karınızla hayatı paylaşmak, evde iş bölümü
yapmak güzel şeyler. Bunlar yanlış değil. Çalışan bir karı-koca arasında olması
gereken şeyler. Ama bunu abartırsanız, yeri geldiğinde erkek gibi davranmaz da
medyanın modern, romantik erkek tavsiyelerine uyar; güzel eşlerinizin, kayın
validelerinizin tamamen dümen suyuna girip de kılıbık bir şey olursanız en kısa
zamanda tekmeyi yiyeceğinizden, ihanete uğrayacağınızdan emin olabilirsiniz.
Tabii istisnalar olabilir ama genel kaideyi bozmazlar. Erkekler, hadi siz de
itiraf edin. Yemek yapmak, çocuk bezi değiştirip bulaşıkları makineye koymak,
temizlik yapmak, çamaşır yıkayıp asmak elinize yakışıyor muydu? Yoksa iğreti
bir durum hissediyor muydunuz? Yaratılışınızdan gelen erkek içgüdüleriniz arada
bir devreye girip “Ne yapıyon sen oğlum? Böyle adam mı olunur? Maaşallah pek de
güzel mantı açıyormuşsun, bari bir de etek giy de ev işi yaparken de rahat et,
daha ferah olur, az terlersin” filan diyor muydu? J
Evet, biraz
abartarak anlatıyorum ama maymuna çevrilmiş bu erkek tipi bir süre sonra
yatakta da performans sorunu yaşamaya başlarsa hiç şaşırtıcı olmaz. Öyle ya
sürekli “Peki karıcım, evet karıcım” demeye alışmış adamın karısı sizce yatakta
tam tatmine ulaşır mı? Peki kadınların genelde daha serseri tipli, hafif
sakallı erkekleri çekici bulmaları sizce tesadüf mü? Evet hanımlar, beyler.
Anlatmak istediğim şeyi umarım anlatabilmişimdir. Artık bu tespitlerden sonra
nasıl bir erkek ve nasıl bir kadın olacağınıza karar vermek, hangi risklerle
karşı karşıya olduğunuzun farkındalığı ile size kalıyor. Yazdıklarıma
katılmayabilirsiniz ama yaşanan gerçekler, şahit olduğum, gözlemlediğim fiili
durum budur. İnanmıyorsanız, aksini iddia ediyorsanız buyrun siz de deneyin.
Erkek ve kadının yaratılışlarına, içgüdülerine aykırı bir şekilde modernlik adı
altında karşı koymasının sonuçlarını bir de siz test edin. Ama sonradan mutsuz
ve pişman olmayın, benden günah gitti.
Bu arada tüm gruplarda
ve olasılıklarda erkek veya kadın fark etmez, eğer evlilik sonrası veya doğum
sonrası fiziki ve kişisel bakım anlamında kendini bir salıverme, göbeklenme
durumu olursa her durumda eşinizden boşanma ihtimalini bayağı arttıracağınızı
bilmeniz gerekir. Detayları şu yazımda bulabilirsiniz.
Aslında yazının
başında belirtmediğim üçüncü bir çalışan kadın tipi var ki şu an için azınlıkta
olduğunu tahmin ettiğimden 2 ana kadın tipine dahil etmedim. Çünkü yazıda çokça
bahsi geçen evlilik ve çocuk sahibi olmak gibi bir idealleri yoktur bu grubun.
İkinci gruba giren kadınlar gibi üniversite mezunu, hatta çoğu yüksek lisans
veya doktora yapmış, batı ülkelerine ve yaşam tarzlarına çok özenen, milli,
dini değerlerden ve toplumunun gerçeklerinden uzak kalmayı tercih etmiş veya
ailesi tarafından özellikle bu şekilde yetiştirilmiş, çoğu hayatının belli bir
döneminde yurt dışında eğitim almış veya yaşamış zengin ve kültürlü aile
kızlarıdır. İşe girince yalnız ve özgür yaşamayı, genellikle de örneğin Istanbul'da Nişantaşı, Taksim, Cihangir, Etiler, Levent gibi semtlerde oturmayı tercih ederler. Çoğu da büyük, uluslararası şirketlerde iyi maaşlarla çalışan cici
kızlardır. Onlar için evlenmek filan çok demode ve lüzumsuz bir şeydir. Kafalarına
göre takılabilecekleri, anlaşabilecekleri bir adamla düzeyli beraberlik
yaşamayı tercih ederler. İçinde bulunduğumuz dünya şartlarında dünyaya bir çocuk
getirmek ise çok gereksiz ve lüzumsuzdur. Çünkü çocuğu iyi bir gelecek
beklememektedir. Fakat kadın kadındır tabii, çok emin oldukları yaşam tarzları
onlara istediklerini çoğu zaman vermeyecek ve ileride pişmanlık duyacaklardır.
Bu tip kadınlarla ilgili daha fazla detayı şu yazıda bulabilirsiniz.
Sonuç olarak demek istediğim şudur ki kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bilmez de roller birbirine karışırsa veya taraflardan biri menfaatçi ve kötü niyetliyse çalışan kadın olsun olmasın o evliliğin yürümesi çok zor. Ama ortada iyi niyet, gerçek aile sevgisi, vatana millete hayırlı evlat yetiştirme tutkusu ve farkındalık varsa ister çalışan kadın olsun ister çalışmayan kadın olsun evliliğin iyi gitme ihtimali her zaman çok daha yüksek gibi görünüyor.































